yakın zamandır taraf gazetesinde her taraf sayfasında süren "deniz'lerin yolu bizi nereye götürür?" tartışmasının öznesi. tartışmaları fitilleyen ilk yazı, tpe yazarı rasim ozan kütahyalı tarafından geldi. [1]
deniz gezmiş hareketinin humaniter, enternasyonalist ve demokrat bir ruh miras bırakmadığı iddiasıyla başlayan yazı, deniz gezmiş ve arkadaşlarının kullandığı ulusalcı ve milliyetçi dilden alıntılar yapıyor ve onların da farklı bir "cunta" beklentisinde olduğunu, 27 mayıs darbesini kutsadıklarını, şiddete bulaşan bir sol hareket yarattıklarını hatırlatıyor. bir hukuk cinayetine kurban gittiklerini ama kullandığı dilin ideolojik zemininin bizzat şiddete müsait olduğunu belirtiyordu. bugünün, "demokrat" solcularının bu "dil" ile hesaplaşamadıklarını iddia ediyordu. ve deniz gezmiş'in kullandığı dilin bugünün "yabancı düşmanı" ulusalcı "solcu"larını beslediğini savunuyordu.
yazından alıntılarsak, örneğin, deniz gezmiş babasına yazdığı bir mektupta şöyle diyor:
"baba, sana her zaman müteşekkirim, çünkü kemalist düşünceyle yetiştirdin beni. küçüklüğümden beri evde devamlı kurtuluş savaşı anılarıyla büyüdüm. ve o zamandan beri yabancılardan nefret ettim... baba biz türkiye’nin ikinci kurtuluş savaşçılarıyız. elbette ki hapislere atılacağız, kurşunlanacağız da. tıpkı birinci kurtuluş savaşında olduğu gibi. ama bu toprakları yabancılarabırakmayacağız. ve bir gün mutlaka yeneceğiz onları...”
rasim ozan kütahyalı'nın yazısına ilk cevap atılım gazetesi yazarı alp altınörs'ten geldi. "deniz'lerin yolu devrime götürür" başlıklı yazı[2] rasim ozan kütahyalı'nın önermelerinin çoğunu sağlar nitelikteydi. bol bol sloganla dolu yazı, önceki yazının "hesaplaşma" çağrısını sert bir şekilde reddediyor ve "devrim!" çağrısı yapıyordu.
deniz cenk demir imzalı bir başka yazı[3] ise "hesaplaşma"yı onaylıyor ama zaten "demokrat solcu" aydınlar ile bu hesaplaşmanın ve "ayrışma"nın yapılageldiğini belirtiyordu:
"nitekim yazıda da bahsedilen, 68 kuşağından çıkan demokrat ve özgürlükçü insanların varlığından anlaşılacağı gibi doğru, mantıklı ve yürekli bir hesaplaşmayla nasıl siyaseten vicdanlı ve demokratik karakterli bir duruşa hâkim olunduğunu anlayabiliriz. şu anda politikanın farklı çizgilerinde veya kulvarlarında bu insanlar belki de bir elin parmaklarını geçmeseler de demokratik bir sonuca ve iyi bir hesaplaşmaya örnek ve kanıttırlar."
daha sonra ferhat kentel, uzun bir yazıyla tartışmaya dahil oluyor ve "daha fazla 68" diyordu. [4] ferhat kentel yazısında deniz -mahir ikonlaşmasını 68 çoğulluğunda onların galip çıkmalarına bağlıyor. bugünkü kemalist-ulusalcı çizginin geçmişle yüzleşmek yerine "eskiler" deposundan denizleri basitleştirerek alıp kendi "cemaatsel" varlığına değer kattığını söylüyor.
ferhat kentel yazısını şöyle bitirip hesaplaşmacı "direniş" kültürü gereğince 68 ruhunu sahipleniyor:
"sonuç olarak, türk 68’i özellikle avrupa ülkelerinden farklı bir seyir izledi. bu farkta büyük ölçüde türk modernleşmesine damgasını vuran otoriter eğilimlerden gençlerin de beslenmesi büyük rol oynadı. ancak bu farkın bir başka nedeni, çok daha basit düzeyde, gençlerin farklı bir toplumsal yapıda evrilmesinden kaynaklanıyordu. sanayileşmekte ve büyümekte olan türkiye’de 68’e --farklı devrim stratejilerine rağmen- tek bir dil, darbe ya da devrimle ‘devlet iktidarını’ ele geçirmenin dili hâkim olurken, örneğin fransa’da gençler hayatın her alanında seslerini yükseltiyorlardı. fransa’da sosyal refah devletinin kazandırdıklarının yanı sıra makineleştirdiği insan bedenlerinin özgürlük arayışı, hayatın her alanındaki iktidarı sorguluyordu. sanayileşmekte olan toplumun, militarizmin, ataerkil yapıların, pozitivist, toplum mühendisi vesayetçi anlayışın bütün sıkıntılarını bünyesinde taşıyan ve bu yüzden hayatın her alanını sorgulamayı beceremeyen ‘eski’ kuşak devrimciler, anlamadıkları yeni kuşakları ‘apolitik’ olmakla aşağılıyorlar... yeni kuşaklar içinde eski ikonları yücelten birilerini buldukları zaman mutlu olup, fikirlerinin hâlâ geçerli olduğunu zannediyorlar. ancak bugünün türkiye’si ise 1968’in türkiye’si değil; toplumun çok farklı katmanlarından, sınıflarından, kültürel gruplarından yükselen özgürlük talepleri eskinin eskimişliğini çok daha bariz bir şekilde ortaya seriyor. ve onların beğenmedikleri gençler hayatın tam içinde, hayatı değiştiriyorlar. işte bu yüzden bugünün türkiye’sinde 68’i yeniden düşünmek, iktidara karşı mücadele etmek, sadece tepede kurulu olan bir aygıtın ele geçirilmesini düşünmek anlamına gelmiyor. bugünün türkiye’sinde iktidara karşı bütün çoğulluğuyla direniş, eskimiş bir iktidar dilinin parçası olan 1968’i aşarak yeniden ve ‘daha fazla 68’ her zamankinden daha çok ve esas şimdi gündemde... "
şu an itibariyle yayınlanan son yazı ise, doğan durgun tarafından yazılmış. bu kıymetli yazı ise türk 68 hareketinin yapısal sorunlarına eğiliyor, sosyalist bir kültürün yol haritasına kafa yoruyor ve kullanılan "dil"in nedenlerinin ne olabileceği konusuna eğiliyor. [5]