kaktüs aile çay bahçesinde, bira içip büyüklerimizin yanında komşu kızlarını dansa kaldırdığımız, çıkısta gece yarısı eve kadar yürüyebildiğimiz güvenli zamanlardı.
her nesil için degisen ve ilerleyen yasla orantili olarak geriye giden dönem. örnegin benim için 80 öncesi. ama zaten bu tüm ülkenin çivisinin çiktigi bir zaman degil mi?
zeytinler vardı... erik ağaçları, iskelenin önünde bekleyen faytonlar, ismet'in yeri, balkış, tahta iskele... bi de mavi 302'siyle kocadere-çınarcık arası çalışan bekir abi(şimdi emlakçı)... ulan yaşlandık galiba....
sahilde club şilep'in olduğu, yollarında kuru kalabalık insan topluluğunun akmadığı, yolda gördüğünüz insanlar için 'acaba bu insanın hangi yakını öldü yada yaralandı depremde?' diye düşünmediğimiz dönemlerdir.
sahile inen yoldaki ve çınaraltı çaybahçesindeki çınarların biçilmediği, çınarcığın simgesi haline gelmiş, bir zamanlar tarkan'ın da sahne aldığı çınaraltı çay bahçesinin yerinde yeller esmediği zamanlardır.
tek zeytin çay bahçesinin yerinde henüz hayvani ebatta bir binanın olmadığı dönemlerdi. veli göçer'in de esamesi okunmuyordu haliyle. şahsımın da aralarında bulunduğu çınarcık kızları, haklarında henüz yatay düzlem benzetmesi yaptırmaz idiler. her sabah 6.00'da çınarcık - bostancı, akşam 18:00'de ise bostancı - çınarcık seferini yapan ve halk arasında "6 vapuru" ismiyle maruf olan vapur çınarcık sahiline yaklaştığı zaman, sahil şeridindeki şirin pansiyon ve binalardan yukarıya doğru bakıldığında yemyeşil tepelerle karşılaşırdı insanoğlu ve "keşke şair olaydım" diye hayıflanırdı. kısacası çınarcık'ın henüz içine sıçılmadığı dönemlerdi.
yine de seviyor muyuz? seviyoruz, gençliğin geçtiği, insan hayatındaki en güzel dönemlere damga vuran her şey ve her yer örneğinde olduğu gibi tabii.
kırık çatal da kahvaltı edip kumluk da güneşlendiğimiz, akşam hazırlanıp paradise a kalimera veya raket kulüp e eğlenmeye gittiğimiz, insanların sahilde eşleriyle çocuklarıyla arkadaşlarıyla rahatça gezip eğlenip gülümseyebildiği. annanemin tuttuğum balıkları her gün hiç üşenmeden temizleyip benim için kızarttığı, dedemin hergün zinciri bozulan bisikletimi her defasında bıkmadan bana gülümseyerek tamir ettiği zamanlar dı cınarcık ın cınarcık olduğu zamanlar.
babamın çınarcık lisesinde, annemin ise çınarcık ilkokulunda öğretmen olduğu dönemdi. 1980'lerin başı idi. ha sonra ne oldu, döndük istanbula (bkz: tayin)
bir iki tane bilindik site dışında şimdiki gibi sitelerle dolu olmayan,yeşilliği ve denizinin sakinliği ile anıldığı dönemdir...o zamanlar çokça turist de çekmekteydi,çok fazla esnafın da olmadığı dönemdi ayrıca...
eniştemin yeni yeni başlayan disko hevesimize karşı (amadeus) bizi çınaraltı gazinosuna o da gözleri görmediği için metin şentürk izlemeye götürdüğü yıllara denk gelir, öfür pöfür 1 saat oturduktan sonra adam acaba görüyor mu lan, hep bizim masaya bakıyor şeklinde iyice kıllanan enişte cebimize harçlığı koyup 12, bilemedin 1 e kadar izin verir, uçmak suretiyle mekandan uzaklaşılır. işin asıl acı kısmı bir sonraki nesil ne izin alma sancısı çekmiştir, ne de benzer fedakarlıklara katlanmıştır, ama aynı tadı alamadıkları da bir gerçektir, gerçi çınarcık diye bir yer de kalmadı ama olsun... (bkz: hey gidi gençlik)
arabayla çınarcığın arkasında dağa (aslında bir tepenin hallicesi ama idare eder) çıkılır, araba yıkanırken aynı zaman kekik toplanırdı. bir de televizyon çok yaygın değildi, roma dondurmacısının oralarda bir yer vardı, renkli televizyonlu, camında briç oynarken masanın altında ayak parmağına sıkıştırdığı kağıdı eşine geçiren adam figurlü filan.. orada italya 82 filan seyredilirdi ki, dadından yinmezdi.