tanburi cemil bey bestesidir.. huseyni makamindadir.. (cogu yerde huseyni cecen kizi diye gecer) turk muzigindeki ilk cok sesli beste oldugunu dusunuyorum.. keyifle dinlenen bir parcadir..
çeçen kızı nefis bir üslup denemesidir. halk ezgilerinden etkilenmiş bir melodisi vardır. öyle çok fazla bestesi olmayan tanburi cemil bey'in belki de opus magnumudur. çeşitli icraları vardır. elimdeki icrada, girişte kanunun ardından kemençenin ve sonra tanburun üzerinde gezinen parmaklar sanki dinleyenin yüreğinde gezinir. eser capcanlıdır ve canlı icra ediliyormuş gibidir.
mahurda yorumlanmış sonuncu eser, gözler kapatılıp kendilerine böylesine zarif bir beste armağan edilmiş çeçen kızlarının ne kadar da şanslı oldukları düşünülür de durulur
tanburi cemil bey'in bestesi mi yoksa derlemesi mi olduğu tartışmalı saz eseri. midilli'de ve yakın adalarda ta xyla ismiyle bilinen geleneksel bir ezgi haline gelmiştir.
cihat aşkın yorumu final haftasında bulunmama, yarın 3 adet sınavım olmasına ve hatta hatta gecenin şu saatinde karahanlıca gibi bir derse çalışmak zorunda olmama rağmen beni mutlu etmeyi başarabilmiştir. muhteşem bir girişle sizi kendine bağlar zaten parça. neşelidir, kıvraktır. gerdan kıvırarak, el kol oynatarak oynama isteği uyandırır bir yandan bir yandan da nedenini anlayamadığım ince bir hüzün barındırır. ortalara doğru o ud sesi insanda, rakı içmeyen bünyelerde bile ki bu ben oluyorum ahhh olsa da içsek nidalarına ve gözleri kapatarak baş sallamalara sebebiyet verir. sonu ise bambaşka biter.önce bir gerer insanı. gerilim yüklü bir geçişten sonra tekrar o kıvrak, insanı mutlu eden, neşelendiren ezgisine döner. anlatılamaz bu parça. ancak klişe bir deyim de olsa şiddetle tavsiye edilir. tanburi cemil bey güzel bestelemiş ellerine sağlık. ama cihat aşkın da güzel yorumlamış bee
bu eserin ihsan özgen versiyonu bir efsanedir gözümde. ayrıyeten tahir aydoğdu, cihat aşkın, yansımalar, tahsin incirci & wolfgang köhler gibi yorumlarla ustaların elinde ustalık ispatına yarayan bir hal almıştır ki her birinin tadı apayrıdır. kandaki alyuvarları bile zıplatacak güçtedir. çokluğu olsun da eksikliği olmasın.
nedense, eserin tam ortasındaki ney taksimini, light my fire'ın gitar solosuna benzetmişimdir. susmak bilmeyen şımarık neye kanun "ok, sıra sende derken" benzer fedakarlığı manzarek "light my fire"da yapar. bir başka muhteşem eseri gitara teslim eder.
cihat aşkın* beyefendisinden dinlerken bu eseri, şehr-i istanbul'un en afilli günlerine gidip sultanahmet'teki çeçen kızlarıyla, toz pembe peçelerin berisinde de olsalar, çiftetelli oyanarsınız. sonlarda keman bir delirir, bir delirir... siyah beyaz bir fotoğraftan ayratıcı ıslıkar gönderir*
nazik hatta nazenin, naif, kırılgan ve bir o kadar ince, sızılı bir eserdir. o incelik ve sızı belki de hüseyni olmasındandır. aklıma hep, eski istanbul'a yurdundan koparılıp getirilen ve istanbul'un varlıklı aileleri tarafından satın alınan çerkez kızlarını getirir. o zaman için belki çok iyi bir eğitim alıyorlardı ve istikballeri vardı ama her zaman yüreklerinin bir köşesinde ince bir sızı vardır eminim. bilemiyorum bana hep bunu düşündürür bu cemil bey eseri.