insanların her türlü faaliyetleri sonucu havada suda ve toprakta meydana gelen olumsuz gelişmeleriyle ekolojik dengenin bozulması ve aynı faaliyetler sonucu ortaya çıkan koku,gürültü ve atıkların çevrede meydana getirdiği arzu edilmeyen sonuçlardır (2872 nolu 1983 tarihli çevre kanunu)
genel olarak hava kirliliği,su kirliliği,toprak kirliliği ve ses kirliliği başlıkları altında incelenir.son yıllarda buna ışık kirliliği de eklenmiştir.görüntü kirliliğini dert eden tipler de yok değildir ki bu kişiler de nüfus kirliliği kategorisi altında incelenir
bazı okulların biyoloji bölümünde okutulan bir derstir bu aynı zamanda.sınavdan önceki hafta hoca sorar: "sizce çevre kirliliğne yol açan en büyük etken nedir?"..sınıftaki insan sayısı kadar farklı cevap çıkar bu soruya.çünkü "sizce" demiştir.daha sonra bir öğrenci hocaya aynı soruyu sorar..hoca anlatır: artan dünya populasyonudur,çevre kirliliğine yol açan direk insandır.doğada bir tür bir şekilde kirlilik oluştursa bile bir başka tür onuna atıklarını dönüştürür vs vs..
bir hafta sonra sınavda bu soru aynen çıkar.ve herkesin "sizce"si hocanınkinin aynısı oluverir bir anda, kendi kelimeleri bile olmaz*..bu sonuca dayanarak çevre kirliliği otomatiğe bağlanmış ,tozlarla kaplanmış, düşünce kısmı alınmış beyin hücrelerimizde diyebilirim.hatta bu insanların yıl sonunda biyolog olacaklarını,bilim insanı olacaklarını düşünerek bilim dışı bir şekilde "amonra sıçsın suratınıza" da diyebilirim.
çevrenin doğal yapısının ve bileşiminin giderek bozulması ve yeryüzündeki tüm canlıların olumsuz yönde etkilenmesi durumudur.bilinçsiz yaşam formları , bilinçsiz tüketim , ihtiyaç alanlarının genişlemesi , doyumsuzluk gibi faktörlerinde körüklediği ve yeryüzünde insanoğlunun kendi elinden yaşama hakkını alışı olarakta ifade edilebilir.
doğanın endüstri tarafından kirletilmesidir. insanlar zanneder ki yere çöp atarsam bütün dünya bombok olur, heryer çöple dolar, ozon delinir, buzullar erir, bizde gebeririz. yok öyle birşey. o televizyonlarda gösterilenler, gazetede yazanlar veya okullarda çocuklara öğretilen çevreci saçmalıkları sadece ve sadece çevre bilincinin oluşması içindir. insanların çevreyi kirletenlere karşı daha duyarlı olması içindir. peki o zaman kim kirletiyor çevreyi. tabiki endüstri, fabrikalar, arabalar... büyük bir fabrikanın bir günlük atığı belki de senin bütün hayatın boyunca çevreye verdiğin zarardan daha büyüktür. bu şekilde milyonlarca fabrika düşünün. milyarlarca araba, termik santraller, zehirli ve radyoaktif atıklar... bitmiyor bu. yoksa senin attığın bi parça çöpü zaten doğa kendi içinde öğütüyor. hatta pil hariç attığın atıklar çevreye yararlı bile. sonuçta herşey bir geri dönüşüm içinde.
ab ülkelerinde şirket kredi değerlendirilmesinde esas alınan kriterlerden biri. çevre kirliliğinin oluşumu ve şirketin buna katkısı doğrudan kredi kararını etkileyen bir parametre olarak karşımıza çıkar. ab ülkelerinde banka mali analistleri, istihbarat personeli* şirket etrafı kontrol ediyor mu bizzat kontrol eder, ilgili iso belgesini ister.
bizim ülkede bırak çevre kirliliği raporu isteyip dosyana eklemeyi şirket etrafı kirletiyor, (ileride bu durumdan kaynaklı hukuki sıkıntılar yaşayabilir) kredi vermeyelim desen patron bankasında işten kovulursun kamu bankasında sanayiciyi engelleyen "vatan haini" sayılırsın.
bunun gelişmişlikle ilgisini anlatan çok net bir söz bence: havayı soluyabiliyor ama suyu içemiyorsanız geri kalmış, suyu içebiliyor ama havayı soluyamıyorsanız kalkınmış bir ülkedesinizdir...
coase teoremi ile negatif dışsallıklarının içselleştirilmesi üzerinde çalışılan, ülkemizde ise sadece fabrika bacalarına filtre takılması ve atık su arıtılması yoluyla çözüme kavuşturulacağına inanılan çevresel katliam.