1 dilsel zeka dilsel zeka, anadil veya başka bir dili kullanma kapasitesi ve düşüncelerini başkalarının anlayabileceği şekilde ifade edebilme yeteneğidir. gardner’e göre, dilsel zekanın dört ana elemanı vardır. bunlar ses bilgisi, söz dizimi, anlam ve pragmatiktir. ses bilgisi (fonoloji) : kelimelerin seslerini bilmektir söz dizimi (sentaks) : dilin yapısı yani dilbilgisi ve kelimelerin sıralanmasıyla ilgilidir. anlam bilgisi (semantik) : kelimelerin anlamlarını bilme ve bu anlamlar çerçevesinde insanlarla etkileşime girme ile ilgilidir. pragmatik: dilin kullanımıyla ilgilidir. ancak dil kullanılırken dilin yapısı, kelimelerin doğruluğundan bağımsız olarak amaç, başarılı bir şekilde iletişim kurmak ya da kendini bir şekilde ifade etmektir. çağdaş zeka araştırmacılarına göre üç binden fazla farklı dili konuşabilme yeteneğiyle doğarız. ama doğduğumuzda bunlardan herhangi birini bile konuşabilir durumda değilizdir. çevremizde kullanılan dille etkileşime girmeye başladığımızda beyin dilin tüm seslerini tanıyabilir duruma gelir. kültürel motiflerle, duyma sıklığıyla, bu sesleri taklit etme girişimleriyle ve çok büyük olasılıkla kendi ayakta kalma içgüdülerimizle dil beynimize iyice yerleşir. genellikle bu potansiyel dillerden yalnızca birini ya da ikisini tam olarak hakim olabildiğimiz, karmaşık dil sistemleri halinde geliştirebiliriz. sözel zeka dille yaptığımız her türlü çalışmayla ilgilidir: gazete, kitap ya da satın aldığımız çeşitli ürünlerin üzerindeki etiketleri okuyabilme yeteneği, düz yazı, şiir, rapor ve mektup yazabilme yeteneği, dinleyiciler önünde konuşma yapabilme ya da bir arkadaşınızla sohbet edebilme yeteneği gibi. başka birinin konuşmasını dinleyebilme ve hem ne söylediğini hem de ne gibi bir mesaj vermek istediğini anlayabilme de sözel zekanın ilgili olduğu alanlardandır. 2. mantıksal-matematiksel zeka neden-sonuç ilişkisi kurabilme, bir şeyin çalışma ilkelerini ortaya ve numaralarla oynama yeteneğini ifade eder. bir problem hakkında düşünme, problem çözme, durumları ve nesneleri analiz etme, soyut semboller kullanma, mantıksal ardışıklıkları keşfetme ve kullanma, “eğer........o zaman..........” tipi ilişkileri kavrama bu zeka işlevinin başlıca işlevleri arasındadır. mantıksal ve matematiksel zeka, somut nesne olmaksızın kavramsal biçimde düşünme yeteneğidir. bu yetenek son derece karmaşık kuramsal bilgilerin üretilmesinde ya da markette verdiğimiz 10 milyon liranın üzerinin hesaplanmasında kullanılabilir. tahminde bulunma, eleştirel düşünme, zıtlıkları keşfetme, mantıksal gerekçeler üretme, sınıflama, sıralama, kategorize etme mantıksal-matematiksel zekanın rutin işleri arasında yer alır. matematiği kullanmaya (böylece benzer nesne arayışımıza) gelişimimiz içinde çok erken zamanlarda başlarız. mantıksal-matematiksel zekanın ilk gelişim aşaması çevremizdeki gerçek fiziksel dünyada bulunan somut nesneleri kullanmamız ve onlarla oynamamızdır. mantıksal-matematiksel zeka geliştikce daha da soyutlaşır. lisedeki ya da üniversitedeki ileri matematik ve mantık dersleri çoğunlukla somut dünyadan tamamen uzaklaşırlar.
3. görsel-uzaysal zeka gardner, görsel-uzaysal zeka alanının ana elemanları olarak üç yetenek ileri sürer. bu yetenekler, 1) nesneleri doğru bir şekilde algılamak, 2) bir nesneyi uzayda hareket ediyor gibi hayal ederek ya da başka birinin perspektifindenresimleyerek yönlendirmek, 3) birinin algılarını iki ya da üç boyutlu somut örnekler halinde transfer etmek. bu zeka alanı sadece sanatçıların sahip olduğu bir zeka alanı değildir. bu zeka alanı harita okumaya, bir odayı düzenlemeye, bir eşyayı nereye koyduğunu hatırlamaya, bir adresi bulmaya, bir başkasının beden dilini yorumlamaya, bir taslak çıkarmaya, ya da sözel olmayan bir şekilde ifade etmeye yarar. bu zeka alanı sadece nesneleri görsel-uzamsal olarak kavrama yeteneğiyle sınırlı değildir.kör bir insan da bu zekaya sahip olabilir. bu zeka alanının ana elemanı zihinsel imajlar yaratma yeteneğidir. imajlar şeklinde düşünme yeteneğine sahip olma, diğer zeka alanlarını da geliştirir. bazı açılardan görsel zekanın insan beyninin ilk dili olduğu söylenebilir. beyin doğuştan itibaren görüntülerle ve resimlerle düşünür, hatta onları sözcüklerle ilişkilendirmeden bile önce. görsel zeka gördüğümüz her şeyle ilgilenir: hayal edebildiğimiz her türlü şekil, desen ve tasarımlar (düzenli ya da düzensiz), somut ya da soyut görüntüler ve renklerin ve dokuların tüm yelpazesi. bunlar sadece gerçek, somut dış dünyamızda (fiziksel gözlerimizle izlediğimiz) değil aynı zamanda zihin gözümüzle görebildiğimiz hayal dünyamızın derinliklerindedir uzamsal tarafında bu zeka uzay-zaman sürekliliğindeki nesnelerin yerleşimi ve aralarındaki ilişkiyle ilgilenir. böylece, bir nesnenin diğeriyle ilişkili olması öğrenmenin görsel-uzamsal şeklinin uzamsal tarafını oluşturan çekirdeğidir. bunun içine yön duygusu da girer. 4. müziksel-ritmik zeka müziksel zekanın üç öğesi bulunmaktadır. bunlar, 1) ses perdesi, 2) ritim, 3) sesin ayırıcı tonuna karşı duyarlı olmaktır. perde, müziğin melodisini yansıtır. ritim, tempoyu ve akışı işaret eder. üçüncü öğe, ses tonunun kalitesiyle ilgilidir. gardner, müziksel-ritmik zekanın dille ilişkili olduğunu belirtmektedir. çünkü bu zeka alanı anlamı belirtmede kullandığımız işaret sistemlerine dayanmaktadır. nörolojik bakış açısından müzik zekası (ritmik zeka), zeka türlerimizin ilk önce gelişenidir. anne karnındayken bile çevremizi saran ses. ritim ve titreşim dünyasını bir an düşünün. bazılarına göre bu zeka sadece müzik ve ritimden ibaret olmadığından aslında "işitsel/titreşimsel zeka' olarak adlandırılmalıdır. ses ve titreşimler, ister doğal olsun isterse insanların yarattığı ortamlardan gelenler, makineler, enstrümanlar ya da korolar olsun bu zeka tüm ses ve titreşim dünyasıyla ilgilidir. aynı zamanda müziğin, ritmin,sesin ve titreşimin "bilinci etkileme" efektleri de diğer zeka türlerinin hepsinden daha güçlüdür. müzik, ses, ritim ve titreşimin ruh halimizi değiştirme, dinsel duyguları coşturma, ulusal sevinçleri uyandırma, başka birine sevgi, derin üzüntü veya acıyı ifade edebilme gücüne sahiptir. 5. bedensel-kinestetik zeka bedeni son derece duyarlı ve etkili şekilde kullanma yeteneğidir. gardner, kinestezin altıncı duyumuz olduğunu söyler. kinestezi, nazikçe hareket edebilme, diğer insanların ve nesnelerin hareketlerini doğrudan kavrayabilmekle ilgilidir. bu zeka alanının üç ana boyutu vardır. bunlar: 1) beden hareketlerini denetleyebilme, 2) nesneleri yetkin bir şekilde yönlendirebilme, 3) beden ve akıl arasında bir ahenk oluşturmaktır. tüm zeka modellerinin içinde bedensel-kinestetik zeka, hayatımızın, büyük ihtimalle değerini en az sorguladığımız parçasıdır. her gün hiç farkında olmadan çok çeşitli ve kompleks bedensel-kinestetik hareketler yaparız. bu zeka modeli bedensel olarak gerçekleştirebileceğimiz hareketlerin tümüyle ilgilidir. bunların içine sadece insanlık tarihinde bedensel olarak gerçekleştirilmiş başarılar değil bunun yanında şimdiye kadar farkedilmemiş doğuştan gelen kinetik potansiyeller de dahildir: çocukların yürüme potansiyelleri, gelişmemizin herhangi bir evresinde büyük ve küçük motor davranışları edinebilme, geliştirebilme ve yüz ifadeleriyle, duruşla ve diğer bir deyişle 'beden dili' ile ifade edebildiğimiz incelikler buna örnek teşkil eder. 6. sosyal (dışa dönük) zeka diğer insanları anlama yeteneğidir. karakter ve kişilikleri anlama ve değerlendirmede oldukça yetenekli insanların bu tür zekaya sahip oldukları kabul edilir. kişiler arası zeka olarak da adlandırılan bu zeka türünün özellikleri, insanlarla ilgili olmak, birlikte çalışmak, birlikte öğrenmek gibi hususlardır. bu zeka tür yüksek olan kimselerin liderlik, arkadaşlık ve empatik olabilme gibi becerileri gelişmiştir. sosyal zekanın ilgi alanı insan ilişkileri, başka kişilerle ortak çalışma, diğer insanları tanıma ve onlardan bir şeyler öğrenme konularıdır. zamanımızın çoğunu diğer insanlarla çalışarak ve iletişim kurarak geçirdiğimizden bazı açılardan bu zeka türlerinin içinde en anlaşılabilir olanı olarak düşünülmektedir. 7. içsel (benlik) zeka bir kişinin kendini tanıması ve kendisi hakkında bilgi ve anlayış ile çevresi ile uyumlu davranışlar sergilemesi yeteneğidir. gardner’a göre, içsel zekanın üç temel öğesi vardır. bunlar: 1) kişinin kendi iç dünyasının ve sahip olduğu kaynakların farkında olmak, 2) düşünce ve duyguları ayırt etmek, 3) bütün bunları davranışları anlama ve yönlendirme amacıyla kullanmak. içsel zeka, kişinin hedeflerini belirleme, bağımsız çalışma, motive etme, sağlıklı seçimler yapabilme, duygusal sağlığa sahip olma, olaylar karşısında yıkılmama, geri çekilebilme ve tepki verebilme yeteneklerini etkiler. büyük yapıtların ve buluşların temelinde yatan sezgi yeteneği içsel zekanın eseridir. içsel zeka kendisinin karşıtı ve tamamlayıcısı olan sosyal zekanın bir bütün olarak gelişmesi için çok önemlidir. bir kişi, diğer kişilerin duygularını, kişiliklerini, yalnızca onları tanıyabildiği ölçüde bilebilir ve değerlendirebilir. 8. doğacı zeka gardner’ın kuramına daha sonradan eklenmiş olan bu zeka türü, bir biyolog yaklaşımıyla, hayvanlar ve bitkiler gibi yaşayan canlıları tanıma, onları belli karakteristik özelliklerine bağlı olarak sınıflandırma ve diğerlerinden ayırt edebilme yeteneği; bir jeolog yaklaşımıyla, doğaya (ormanl, deniz, dağ v.s.) karşı aşırı duyarlı ve ilgili olmaktır. doğa zekası her türlü doğal olgu üzerinde hissetmeyi, düşünmeyi ve eylem yapmayı içerir.bitkilere, hayvanlara, çevreye karşı ilgi, araştırma isteği bu zekanın en belirgin özellikleridir. bu zeka tür mantıksal-matematiksel ve içsel zeka ile bağlantılıdır. matematikte nesneleri, durumları kategorize etmekle doğal olayları kategorize etmek arasında benzerlik vardır. içsel zekadaki, toplumsal uyarıcılardan uzak olma, yalnız ve bağımsız olma isteği doğa zekası baskın bireylerde de görülebilmektedir.
milli egitim mufredatinda da (sozde) varolan, sus olarak yerlestirildigine inandigim bir kuram. mamafih, israrla super lise, anadolu lisesi, fen lisesine yaris ati gibi hazirlanmaya mecbur kilinan; sinirlari onceden belirlenmis bir platformda kosturulan milyonlarca tektip genc.
oysa, coklu zeka kuramina gore bedensel, dogaya donuk, muzik, sosyal gibilerinden zekasi gelismis bir ogrenci de, alisilagelmis bir basari potansiyeli kabul edilen sozel veya sayisal zekasi geliskin bir ogrenci ile ayni seviyede basarilidir; ki son yillarda ilkogretimden liseye dek bu konu milli egitimin basari krtiterleri ve metotlarinda kabul goren bir anlayis olmasina ragmen cesitliligi nihayete erdirecek duzenlemeler yapilmadigi asikardir.
en basitinden 3 saatlik oss sinavi bile bunun kanitidir. herkes ya sozel ya da sayisal/ mantiksal yonden basari saglamakla yukumludur dusuncesi ile, ogrenciler karaduzen secme sinavlari icinde sisteme bogdurulmakta ve geleceklerine yon vermek durumunda birakilmaktadir. ilkogretimden sonraki surec icin kursana muzik liseni, spor lisesini, sosyal bilimler liseni... ey egitim baba! lakin, suyun basindakilerin isine gelmez bu durum; zira, isin ucunda egitim / ogretimden nemalanmak vardir; muazzam bir rant carkidir bu sistem. kimsenin de bu konuda itirazlari yukselmemektedir. gelecek nesiller, "gelin kendimizi kandiralim" piyesinin figuranlarini oynamaya tesvik edilmektedir.
* vakti zamaninda coklu zekaya iliskin verdigimiz link hakkin rahmetine kavusmus olup, kendisine tanridan rahmet, sevenlerine sabir ve piyaz diliyorum.
bundan boyle anilarini asagidaki torunu yasatacaktir.
izmir'de ilkokul 7. sınıf öğrencileri üzerinde yapılan araştırmada, düz anlatım yöntemiyle ders verilen öğrencilerin başarı ortalamasının 30.53, çoklu zeka teorisi yöntemiyle öğretim yapılan öğrencilerin ise 35.25 olarak belirlendiği kuram.
ing. multiple intelligence. doğruluğuna(en azından iq'nun belirleyici ölçüt olmadığına) yürekten/beyinden inandığım kuram. yukarıda çok güzel sayıp dökülmüş, ben de ingilizce karşılıklarını verip hangi alanlarda çalışır bu zeka tipleri onu yazayım *
bireyde bu zekalardan biri veya bir kaçı öne çıkmış, bir kısmı da belli oranlarda bulunmakta olabilir, herkese sen şusun sen busun, müzikten anlıyorsan matematik problemi çözemezsin gibi yaklaşımlarda bulunmak abestir. her kişide bu zekaların her biri az çok vardır, önemli olan kişinin kendi özelliklerini keşfetmesi ve istediği/başarılı olabileceği(her ikisi de önemli ve ikisi de birbirini etkiler/direct corelation) alanlarda çalışması önemlidir. hayat bir yarış değildir, birey çoğunluğun yaptığı şeyi yapmak zorunda değildir. dolayısıyla herkes mühendis olmak zorunda değildir bilakis herkes üniversite okumak zorunda dahi değildir. insanın kendisini keşfetmesi 3 üniversite bitirmekten yeğdir. unutmayın ki nice akıllı, zeki mühendisler yaptıkları işten dolayı mutsuzdurlar. dolayısıyla ideal meslek, ideal insan tipi ancak toplumsal bilinçaltında varolan düşüncelerdir, ideal meslek kişiye en çok uyan ve yapmaktan en çok zevk aldığı meslketir. tekrar ediyorum, hayat bir yarış değildir, ulaşılması gereken yerler yoktur; önemli olan içsel huzur, mutluluk ve tatmindir(bunu da hedonizmle karıştırmayınız lütfen, hayatla ve kendinizle barışık olmak asıl erdemdir diyorum).
howard gardner'a dünyanın dört bir yanından 'aha ben de bi zeka buldum!', ' len howard, bu da bi zeka sayılır mı?', 'galiba benim ebelek zekam gelişmiş' şeklinde sürüyle mail gelmesine neden olmuş teorem. başarılı uygulanırsa başarılı bir teoremdir efenim.
çoklu zeka kuramı şu an ilköğretim 6. kademeye kadar uygulanan bir çeşit eğitim stratejisidir ancak büyük şehirlerde (aslında tüm devlet okullarında) uygulanması pek mümkün değil; çünkü öteden beri öğretmenden öğrenciye eğitim modellerine alışık olduğumuz için, eğitim-öğretim stratejilerini batıdan tercüme ederek olduğu gibi aldığımız için, bu yaklaşımların esas aldığı yeni stratejilere açık ya da alışık öğrenci, bilinçli aile, iyi bir okul ve okulun yeterli fiziki şartları ve tecrübeli öğretmen gibi unsurlar henüz olması gereken seviyede olamadığı için maalesef sözde uygulanmaktadır.
ziya selçuk, görevinin başındayken muhtemelen onun fikriydi çoklu zekanın okullarda uygulanması; ancak 60 kişilik sınıfların olduğu özellikle büyük şehirlerdeki ilköğretim okullarında ve pedagoji almadan öğretmen olmuş insanların varlığında bu strateji uygulanamaz. hoş pedagojinin babası gelse her bir öğrencinin ya da öğrenci grubunun zihinsel özelliklerine göre eğitim öğretim etkinliği yapmak, yaratmak, bunları değerlendirmek kolay iş değildir; çünkü çoklu zekanın uygulandığı öğrenciler performanslarına göre değerlendirilir. bu da 5-10 soruluk sınavlarla yapılamayacak bir iştir. her öğrencinin ayrı bir dosyası olur ve zeka alanına göre ürün ortaya koyar.
benim tam öğrenmeyle beraber en ümitli olduğum kuradır çoklu zeka. bu tür üst düzey stratejilerin uygulandığı bir sınıfta dersten alacağınız zevk azamidir. ders içi problemlerin birçoğu da zaten babadan kalma metodların artık iflas etmiş olmasından kaynaklanmaktadır; çünkü anlatıma dayalı bir öğrenmede (aslında öğretmede) bir öğrencinin dikkatini azami 10dk. çekersiniz. hlbuki çoklu zeka dersi oyunlaştırır çünkü zeka alanına göre bir sürü etkinlik vardır ve teknolojiyi de kullanmak elzemdir.
kişilerde sekiz zeka alanının hepsi bulunmaktadır.bu kuram bu zeka alanlarının hiçbirinin olmadığını kabul etmez.en az bir zeka alanına ileri düzeyde sahip olduğumuz yargısına dayanır.ya da iki,üç,dört,... tanesine ileri düzeyde sahip olduğumuzu söyler.bu doğrudur.yetişkin bir birey kendini gözlemleyerek de bunu farkedebilir.örnek vermek gerekirse her birey müzikal/ritmik zekaya sahiptir.ama her birey piyano,gitar,..vs. çalamaz.bireyde ileri düzeyde müzikal/ritmik zeka yeteneklerinin bulunması gerekir.müzikal/ritmik zekaya her birey sahiptir.sahip olunmasaydı hiçkimse ritm tutamaz veya müzik dinlemekten haz alamazdı.
ilköğretimde çoklu zeka kuramı kullanımaktadır.fakat kalabalık sınıflarda uygulanması oldukça güçtür.çünkü bireylerin tek tek gözlemlenmesi ve onların bireysel ihtiyaçlarına ve yeteneklerine uygun olarak ders işlenmesi gerektiğini öngören bir kuramdır.
(bkz: howard gardner)a göre her insanda her zeka türünden biraz bulunmaktadır. ve ilköğretimin birinci kademesinde her zeka alanına uygun etkinlikler verilerek bu alanlar geliştirilir. nedir bu alanlar?
her insanda belli bir veya daha fazla zeka ağır basar. bireyi bu alanda uzman yapmak eğitimcinin, ailenin, toplumun ve eğitim sisteminin yükümlülüğüdür.
nasıl yapacağız?
-öncelikle her zeka alanıyla ilgili öğrenciyi yetiştireceksin. sonra her alanda test edeceksin hangi zeka alanında daha yatkın hangisinde çekinik ortaya çıkaracaksın. burada aileninde önemi ortaya çıkarmakta. çocuğunu kendi isteği doğrultusunda değil çocuğun istediği doğrultuda yönlendirilmeli. evde veya dışarda çocuğun başarabileceği ödevler vereceksin. yaptığı hataları yüzüne vurmayacak başarısını ödüllendiriceksin. çocuğu ne kadar çok farklı alanla karşı karşıya getirirsen o kadar kendini tanır ve yönünü şecer. inanın kendi şectiği yolda ilerlerken size daha az sorun çıkarır. dilsel zekası yüksek bir çocuğu doktor yapmak, çocuğun yoluna dinamit koymaktan farksızdır.
çoklu zeka hakkında gardner’in üstüne, birkaç yılda bir eklenen sınıflandırmaları bir kenara koyarsak dikkate değer bir kuram olduğunu söyleyebiliriz. en başta eğitimde sınıf içi kast sistemine son verme ihtimali vardır. ihtimal diyorum, çünkü hala uygulama alanı dar ve sürekliliği sağlanamamış bir yöntemdir. akademiye kadar olan tüm eğitim sistemini kapsayan şekliyle durum böyle olunca, sadece bir dönem alınmış çoklu zeka yöntemli eğitim son derece yetersiz olacaktır. ama iyi tarafı şu ki; sadece matematiğe istidatı olanlar değil, resim, müzik, edebiyat gibi alanlara da yeteneği olanların zekasını adamdan sayacak, geliştirmesine fırsatlar sunacak bir kuramdır.
ilköğretimin ilk aşamasındaki çoklu zeka alıştırma kitaplarına baktığınızda sayfaların boş olduğunu görürsünüz. şablon-klişe veya genel yargılarla doldurulmuş yönergeler bulunmaz. çocuğun öznelliğini, yeteneğini, üretkenliğini geliştirecek fırsatlar tanınır. verilmiş seçeneklerden ziyade, çeşitliliği kendisinin üretmesi sağlanır. o sayfayı çocuk dolduracaktır. bu yüzden çocukların ilk başta zorlandığı bir etkinliktir. “hadi bakalım zekanı göster bize” gibi direkt komut vermek yerine mesela “çevrende gördüğün en ilginç şeyleri anlat-resimle” gibi bir yönergeyle bize potansiyelini gösterecektir. yani çocuk, potansiyelinin göstergesini kendisi seçer. bana en güzel görünen tarafı budur.
çoklu zeka kuramı içinde en çok soyut zekayı ve gelişimini (linguistic-logical) merak ediyorum. bu konuda gözlemlerimle şunu yeniden teyit ettim: soyut zeka bağlamında metaforlar örneği verilebilir. bilmeceler bunu sağlayacak en etkili alıştırmalardır. soyut zekayı ancak yedi yaşından sonra kazanmaya başlayacak bir çocuk için bu yaş öncesinden alıştırmalar sıklaştırıldıkça bu sürece çok daha erken girdiği gözlenebilir.
bilmeceler bahsinde çok sık gözlediğim bir şey; mesela “ninemin etekleri süpürür sokakları” bilmecesini soyut düşünme yeteneği olmayan bir çocuk hızla “süpürge!” diye cevaplıyor. oysa bilmecede süpürme fiili kadar, “sokaklar” işareti de verilmiştir. çağrışım tekniği, metaforlar ve algı çeşitliliğine sahip bir çocuk bu bilmecenin cevabının “rüzgar” olduğunu daha çabuk bilir. erken yaşta bilmecelerle veya bu tür tanımlarla tanışmak çocuğun soyut düşünme basamaklarını daha çabuk atlayabilmesini sağlar.
çoklu zeka kuramının göz ardı ettiği en önemli şey, çevresel etkenlerdir. mesela köyde çoklu zeka alıştırmaları yapan bir öğretmen şehirde yaşayan ve çevresel uyarı zenginliği içinde büyüyen çocuklardan daha az verim alır. basit bir örnekle ice age animesini izlemiş bir çocuk mamut hayvanının hem ismini hem cismini bildiği halde köydeki bir çocuk “inekten başka bir hayvan daha söyle” dendiğinde “tosun” cevabını verir. çeşitliliğin sosyal öğrenmeyi ve zekayı desteklediği muhakkak. fakat bu çeşitliliğe erişmemiş çocukların daha az zeki oldukları anlamına gelmese de uyarıcı eksikliği daima etkin bir rol oynar.
üniversite son sınıfta tez niyetiyle başladığım ve bitirince yandan bakılırsa az çok bir tezi andırabilecek dökümanımın konusuydu ayrıca. az çok inanmıştım bu kurama. o zaman dedim insanlar bu zekalardan birine ağırlıklı olarak sahipse oynadığı bilgisayar oyunları da bu paralellikte olabilir. bilgisayar oyunlarını strateji, simülasyon, rpg, fps vs. diyerek ayırdım ve ekledim testin sonunda. 150-200 arası deneğe ulaşabildim. geceler boyu cm oynarken maç aralarında hep testimin sonuçlarını değerlendirdim ve sonuçlar olumlu çıktı. fakat bilim dünyası buna maalesef kayıtsız kaldı. ben istemez miydim bu yarı tanım yarı hatıra dolu entry i kendi tezimin de bulunduğu bilimsel makalelerin ve çalışmaların sergilendiği bir site linki ile bitirmeyi... selam olsun howard gardner a
bir çocuğa "sana bir soru sorayım mı" denildiğinde "hadi sor, sor, sorsana" türünde bir cümle sarf ederse, bu çocuğun muhtemelen entelektüel açlığı olan, zeki biri olduğu söylenebilir. eğer çocuk "sooor" diyerek gönülsüzlüğünü ifade ederse entelektüel açlığını daha düşük olduğu düşünülebilir. "yok bana sorma, kime sorarsan sor" derse nispeten daha düşü zekalı olduğu düşünülebilir. şüphesiz yukarıda paylaşılan satırlar hoş bir anekdottur. sadece bir tepkiye bakarak bir çocuğun zekasını saptamak gibi bir lüksümüz henüz yoktur. ancak çok net olmasa da bir fikir verebilir bazen.
zekanın gerçekten ne olduğu konusunda yüzyıllardır tartışmalar süregeliyor. beynin keşfi sürdükçe, zekadan anladığımız şeyler de değişecek elbet. tarih boyunca bilim adamları zeka konusunda farklı yaklaşımlarda bulunmuşlardır. bilim adamlarının zekaya yaklaşımları şöyledir:
ibni sina zeka hem öğrenme sürecinden ayrı hem de dış dünyadan gelen algıların insana verdiği bilgiyi öğrenmeyle ortaya çıkmaktadır. öğrenme süreci hakkında sonradan öne sürülmüş tek taraflı kuramları çok daha önceki bir asırda birleşik bir şekilde öne süren bu görüş, modern psikolojinin bağdaştırıcı görüşüne de uygun düşmektedir.
galton bireysel farklılıklar, duyusal yeteneklerdeki farklılıklardan kaynaklanır. bireyin duulsrı ne kadar keskin olursa zekâsı o kadar iyi işler.
cattel zeka testi kavramını ilk kez ortaya atmıştır. "duyum keskinliği ve tepki hızındaki farklılıklar zihinsel fonksiyonlardaki farklılığı yansıtır" görüşünü savunur.
binet zekâ, kavrama, hüküm verme, akıl yürütme gibi karmaşık üst düzey işlemlerde kendini gösterir. bireyin zekası çözümü yüksek zihinsel işlemler gerektiren problem durumlarıyla karşı karşıya getirilerek ölçülebilir.
sperman bütün zihinsel etkinliklerde rol oynayan genel bir zeka vardır ve buna "g" faktörü (genel faktör) denir. belirli zihinsel etkinliğin gösterilebilmesi için, genel zihinsel yeteneğin dışında gerek duyulan zihin gücüne "s" faktörü (özel faktör) denir. zekayı ölçmek "g" yi ölçmektir.
guilford zihin birbirinden bağımsız faktörlerden meydana gelmiştir. faktörler sınıflandırılabilir. 120 faktör vardır. faktörler belli bir içeriği, belli bir işlemden sonra belli bir ürün haline getiren zihin yeteneğidir. her zihinsel etkinliğin içerik, işlem ve ürün olmak üzere üç yönü vardır.
thorndike zeka birbirinden bağımsız farklı faktörlerden oluşur. bir sorunun çözümünde birden fazla faktör rol alabilir. soyut zeka, mekanik zeka ve sosyal zeka olmak üzere üç faktör vardır. zekanın düzey,genişlik ve hız olmak üzere üç boyutu vardır.
thurstone zihinsel farklılıklar "g" faktöründen değil, birbirinden farklı ve bağımsız yedi faktörden ileri gelir. bunlar; sözel kavram, sözel akılcılık, sayısal yetenek, tümevarımsal muhakeme, bellek, uzaysal düşünme ve algı hızıdır.
piaget geleneksel zeka anlayışına karşı çıkarak, zekânın zekâ testinden alınan puan olmadığını belirtmiştir. o, zekâyı zihnin değişme ve kendini yenileme gücü olarak tarif etmiş ve zekaya gelişimsel açıdan yaklaşmıştır. ayrıca, çocukların ilkel zihin yapısına sahip küçük yetişkinler olmadığını belirtmiştir. zihinsel yaklaşımda, zihinsel yapı sindirim sitemine, bilgiler besin maddelerine benzetilir. her besin maddesinin yenildikten sonra hazmedilip vücutta kullanmasına benzer olarak, dış dünyadaki nesne ve olaylarda algılanır, değerlendirilir ve kullanılacak hale getirilir. algılanan bilgiler besin maddelerinin organizmayı değiştirdiği gibi bilişsel fonksiyonları değiştirir ve geliştirir.
goleman thorndike'in sosyal zekâ adını verdiği zekâ üzerinde durmuş ve duygusal zeka (eq) kavramını ortaya atmıştır. duygusal zihin, evrim basmağında akıl zihninden önce ortaya çıkmıştır ve hayvanlarda da mevcuttur. duygusal zeka; kendini harekete geçirebilme, aksiliklere rağmen yoluna devam edebilme, dürtüleri kontrol ederek doyum erteleyebilme, ruh halini düzenleyebilme, sıkıntıların düşünmeyi engellemesine izin vermeme, umut besleme ile kendini gösterir. herhangi bir uyarıcıya karşı gösterilecek tepki, akıl zihninden önce duygusal zihin tarafından algılanır.
sternberg triarşik zeka kuramı'nı geliştirmiştir. pratik bilgiyi kapsayan biçimde zekayı yeniden tanımlamıştır. bileşimsel, deneyimsel ve bağlamsal alt kuramları içerir.
ceci biyo-ekolojik yaklaşımı savunmuştur. genel zeka ya da "g" faktörü biçiminde tanımlanan tek bir zeka kavramına karşı çıkmış, zekayı biyolojik temelleri olan çoklu bilişsel potansiyel, bağlam ve bilgi bütünlüğünde değerlendirmiştir.
vee asıl konuya geliyoruz;
gardner çoklu zeka kuramını geliştirmiştir. insanlarda tek bir zeka yoktur. iq ve zeka testleri sedece sözel ve mantıksal-matematiksel yetenekleri ölçmektedir. oysa bireylerde birbirinden farklı 8 yetenek alanı vardır. bunlar; dilbilimsel, mantıksal/matematiksel, görsel/uzamsal, bedensel/kinestetik, müziksel/ritmik, kişilerarası, içsel, doğa zekasıdır.
howard gardner’ın1983 yılında “frames of mind: the theory of multiple intelligences” (düşünüş biçimi: çoklu zeka kuramı) adlı adlı eserinde ortaya koyduğu “çoklu zeka kuramı”, aklın sadece sayısal ve sözel olarak ayrılmaması gerektiğini savunur. gardner'a göre 8 ayrı zeka tipi vardır.
öğrenci merkezli eğitim programlarının hazırlanmasında etkili olmuş bir kuramdır.her bireyin kendine göre yetenekleri olduğunu ve zekanın çok boyutlu bir kavram olduğunu öne sürer.öğrenme ortamında mümkün olduğunca fazla zeka türünü kapsayan materyaller bulunması öğrenmeyi kolaylaştırır.bir öğrenci bir konuyu okuyup yazarak öğrenebilirken diğeri görsel ögelerden yararlanarak daha kolay anlayabilmektedir.yeni ilköğretim programımız da bu ilkeler doğrultusunda hazırlanmıştır.
nerde çokluk..." sözünü yalanlayabilen kuram. çokluktan kuvvet, diyalektik, sinerji ve irade doğabileceğini kanıtlamayı bilmiştir. günümüzde eğitim çoklu zeka kuramı üzerine bina ediliyorsa bunda bir iş olduğu kesindir. birçok farklı teknikle zenginleştirilmiş bu kuramın insan hayatındaki yeri önümüzdeki on yıllarda kendini daha da belirginleştirecektir.
(yazarın notu: yazarken çeşitli kaynaklardan ve yapmış olduğum çalışmalardan faydalandım. lakin yazım henüz tamamlanmadı, türkiye de mı(multiple intelligence) adına yapılan çalışmalardan bir sonraki yazıda bahsedeceğim.)
sayılan ve açıklanan 8 çeşit zeka türü (sözel, matematiksel, bedensel, görsel, müziksel, sosyal, içsel ve doğacı) ile sınırlı kalmayacak olan kuram. zira howard gardner'ın kuramına 'varoluşsal zeka'yı da eklemek için çalışma ve araştırmalarda bulunduğu biliniyor. varoluşsal zeka dediği de adı üzerinde varoluşsal sorunlara "nereden geliyoruz, nereye gidiyoruz, varoluşun amacı nedir" benzeri sorulara yönelik zeka olarak tanımlanıyor. bu zeka türünde değerlendirme kriterlerini nasıl belirleyeceği oldukça merak konusu. bak bilim dünyası adına konuşuyormuşum gibi oldu böyle deyince. yok yok, ben merak ettim sadece.