"güzelliğin on para etmez, şu bendeki aşk olmasa" sözü, nasıl bir insan olduğunu, kim olduğunu anlatmaya yeter de artar bile... bunu bilmek, bunu söylemek ermişlik, feylesofluk işidir; dünya da kabul etmiştir bunu zaten, şimdi burda atıp tutmanın lüzumu yok.
"güzelliğin on par etmez" şu şekilde devam eder : "eylenecek yer bulaman gönlümdeki köşk olmasa", eğlenecek kelimesi duracak, dinlenecek, bekleyecek anlamındadır ("eylen güzel yaz olsunda gidelim" deki gibi yani)
üstat daha sonra "koyun kurd ile gezerdi fikir başka başkolmasa" diye yarar koparır ortamı, aşmıştır, büyüktür, insanlığın gelmiş geçmiş en büyük kazanımlarındandır
yedi yasinda yakalandigi cicek hastaligi yuzunden olen halk ozani. satirogullarindan ahmet beyin ogludur. gozleri gormedigi icin babasi ona, on yasina geldiginde halk siirlerini ezberletmistir.
cumhuriyetin onuncu yildonumune kadar baskalarinin parcalarini calmis. ahmet kutsi tecer in kendisiyle tanismasiyla yazmis oldugu siirler gunisigina cikmis ve o gunden sonra degerli ozan kose bucak memleketi gezmeye baslamistir.
gecenin karanlığında komşudan birşey almaya gidip geri dönerken yere düşmüştür. kendine geldiğinde çiçek hastası olduğu ve bu yüzden baygınlık geçirdiği anlaşılmıştır. ve yere düştüğü andan itibaren iki gözü de görmemeye başlamıştır. biri çiçek yüzünden kör olurken diğer gözüne kör olan gözün ağrısından perde inmiştir. ve yere düşerken gördüğü son sahne kanayan elidir ve hayatı boyunca en net hatırlayacağı kanın kırmızı rengi olacaktır. kırmızı dışında herşey onun için hayaldir, sadece kırmızının net olarak neye benzediğini bilir. körlüğünün ardından babasının verdiği sazı çalmaya başlar ve gençliğinde bir komşu kızı ile evlendirilir. kadın eve alınan bir yardımcı ile birlikte kaçar. veyseli kucağında altı aylık çocukla yalnız bırakır. daha sonra gülizar adlı bir kadınla evlenir ve ömrünün sonuna kadar güyizar hep yanında olacaktır. üstad öldüğünde tek bir heykelinin var olmadığı fark edilince yüzünün maskının alınması kararlaştırılır. yüzün maskını çıkaracak olan kişi kötü niyeti olmamakla birlikte bir takım hatalar yapmış yüzü korkunç hale getirmiştir. sürdüğü mavi boya ile yüzü mosmor hale getirmiş ve karışımın kıvamını tutturamadığından, odaya biri girer paniğiyle de korktuğundan maskı çekip çıkarırken veyselin kaşlarını koparmıştır. maskın yüze yapışmaması için araya konan çorap da maska yapışınca alın kısmında kalın bir çizgi oluşmuştur. yolda maskın burnu kırılıp da düzeltmeye çalışınca burnu yamulmuştur. iyi niyetle başlayan bu hareket veyselin yapılan heykellerinin gerçek yüzde var olmadığı halde alnıda kalın bir damar ve yamuk bir burunla yapılmasına neden olmuştur.
1894 (h. 1310) yılında sivas'ın şarkışla ilçesi sivrialan sivr'alan (söbalan) köyünde doğdu. anası gülizar, büyük ozanı, koyun sağmaktan dönerken yolda doğurmuş. ozan henüz 7 yaşındayken (1901 yılı) köyü bir çiçek salgını vurur, iki kardeşi ölür, ozan ise tek gözünü kaybeder. kesin olmamakla birlikte rivayete göre aşık veysel diğer gözünü yine çocukken inek sağan babasının yanında duruken ineğin ters bir hareketi ile boynuzun gözüne girmesi ile kaybetmiştir (kendi ağzından aktarıldığına göre de, ineğin yanında ani bir hareketle döner veysel, babasının elindeki diğren gözüne saplanır). veysel'in köyü sivrialan, kızılbaş (alevi) - türkmen köylerinin bir arada bulunduğu emlek adlı bir bölgede bulunmaktadır ve köye sık sık aşıklar gelmekte, cemler düzenlenmektedir. veysel tabi ki etkilenir bunlardan ve saza, söze kabiliyeti yavaş yavaş ortaya çıkar. sonrası daha çok bilinen bir hikayedir. babamın sohbet etme ve sazını sözünü dinleme şansını bulduğu ve bildim bileli bana anlatıp övdüğü, benim için büyük bir ozandır aşık veysel. son zamanlarda kalan müzik'ten kendi adıyla iki cd'lik bir derlemesi çıktı. çok da iyi bir hazırlanmış, ayrıntılı bilgiler içeren bir kitapçık da albüm ile birlikte mevcut. sevenlerine duyrulur... (bkz: kalan müzik)
(dikakana bey, 18.09.2002 12:53 ~ 15.03.2006 15:47)
bir ara köy enstitülerinde saz ögretmenligi yapmis. 1965 yilinda kendisine "'türk diline ve milli birlige yaptlgl hizmetlerden dolayi" özel bir yasayla aylik baglanmis.
veysel'in yedi yaşına bastığı yıllarda köyünde çiçek hastalığı başgöstermiş ve veysel bu salgında gözlerini kaybetmiş.on yaşındayken babası sıkılmasın diye bir saz almış ve böylece şiir ve müzik merakı devam etmiş.1.dünya savaşında yetişkin bir delikanlı olan veysel'i en çok üzen olay ise köydeki bütün akranlarının savaşa gitmesine karşılık kendisinin bu görevden yoksun bulunması olmuş.savaşın sonunda da esma isimli bi kızla evlenmiş fekat bu aşufte veysel'e ihanet ederek başka bir erkekle kaçmış.bu acıyla veysel kendini hepten sazına vererek halk şiirine ve sazına alabildiğine zengin,hassas bir zevk ve çeşni getirmiştir.
can bedenden ayrılacak tütmez baca,yanmaz ocak selam olsun kucak kucak dostlar beni hatırlasın..
yıldönümü nedeniyle köyünde fazıl say'ın yorumladığı aşık veysel türküleri için, veysel'in kızına nasıl buldunuz beğendiniz mi diye soran gazeteciye, kızı "çok iyi benzetmiş" cevabını vermiştir.
"guzelligin on para etmez"in uc kitasi, duman tarafindan pek basarili coverlanmaktadir.
guzelligin on para etmez / bu bendeki ask olmasa / eglenecek yer bulaman / gonlumdeki kosk olmasa kim okurdu kim yazardi / bu dugumu kim cozerdi / koyun kurt ile gezerdi / fikir baska baska olmasa senden aldim bu feryadi / bu imis dunyanin tadi / anilmazdi veysel adi / o sana asik olmasa
"..dünyaya geldiğim anda yürüdüm aynı zamanda, iki kapılı bir handa gidiyorum gündüz gece.." dizelerinde bahsettiği iki kapılı han sanırım dünya olup , doğum giriş kapısı ve ölüm de çıkış kapısı olan bir han benzetmesi yapmış aşık veysel' imiz. muhteşem bir dörtlük.