queen den 1975 cikisli bir basyapit daha diye nitelendirmek istedigim album. death on two legs den baslayarak bohemian rhapsody gibi klasiklesmis bir queen sarkisina ev sahipligi yapan album.
film adını marx kardeşler 'in 1935 senesinde çevirdikleri filmden alır. a day at the races albümünün adı da aynı insanların 1937 tarihli bir filminden gelir. bu iki film de komedidir...
ayni zamanda blind guardian'in 3 mart 2002 (abd'de 19 mart) cikisli albumunun aralik 2001 basinda resmen duyurulan ismi: geliyor geliyor, blind guardian geliyor...
dinledikten sonra, blind guardian'ın eski albümlerinden daha çok iced earth'la birlikte çıkardıkları demons and wizardsa benzediğini düşündüğüm. yinede dinlenebilitesi çok yüksek olan ama eski blind guardian'ı da birazcık aratan bir albüm (imho).
blind guardian için kötü genel açıdan düşünürsek dinlenebilecek şarkılardan oluşam bir albüm. üstelik o kadar hevesle bekleyip en iyi şarkısını zaten çoktan indirdiğinizi anladığınızda* büyük düş kırıklığı yaratıyor tabi. arkasından nightfall in middle earthden herhangi bir şarkıyı dinlerseniz iyice umutsuzluğa kapılıyorsunuz.
queen versiyonu icinde bir brian may klasigi olan asmis sarki the prophets songu barindiran,bir cok rock yildizinin tum zamanlarin en iyi albumu olarak kabul ettigi muhtesem album. blind guardiani da bu vesileyle kinamak istiyorum, hansi'nin freddy mercury hayrani oldugunu biliyoruz,ama bu kadari da biraz abarti olmus diye dusunuyorum.
iced earth ün horror show adlı albümüne benzer biçimde yapılandırılmış,kötü bir blind guardian albümü. albümü başka bir grup yapmış olsa belki sevilebilirdi ama nightfall in the middle earth albümünü dinledikten sonra dayanılmaz geliyor albüm.uzun ve sıkıcı şarkılar,zaten çoğu aynı düzende ilerlemekte. yenilik yok,hatta bence gerileme bilem var blind guardian da. ticari kaygıyla yapıldığı çok belli olan bir albüm ayrıca.
bu kadar uzun süredir bekledik ve elimize geçen hayal kırıklığı.dinlemeyin, bırakın gidin albüme vereceğiniz parayla kitap falan alın ne bilim yararlı birşeyler yapın,deymez.
dinledikce kabullenilen ve aradaki farklar anla$ilmaya ba$lanan $ey. nightfall in middle earth ilk ciktiginda da benzer ele$tilere maruz kaldigi unutulmamali.
56 farkli gitar tonu kaydi yapilan belki de tek album.icinde and then there was silence adli 14 dakikalik bi resital de iceren album genel olarak basarili sayilabilir.vokaller daha tiz,bas daha yogun,ve treble orani artmistir gitarlarda.davul diger albumlere gore az duyulur.ama o da yarmistir artik.yine de icinde bir noldor yoktur.
blind guardian albümü olanı için: ilk dinleyişlerde "bu ne böyle?" tepkisi verilen, dinledikçe sevilen albüm. bunun sebebi kolay sindirilebilecek parçalar içermemesidir. (bir de nightfall'u dinledikten sonra edinilen, yeni albümün kusursuz olacağına dair beklenti olabilir.) lead gitar hiç susmuyor. vokaller de neredeyse her yerde çok sesli. şarkıların hepsi normalden uzun. vokal melodileri nakaratlar haricinde neredeyse hiç tekrar yapmıyor. bu da şarkıları alışıldık yapıdan çıkartıyor. albümün ilk dinlenişlerde hoşa gitmemesinde bunun çokça payı var. aşırı değişken şarkıları "çözmek" vakit alıyor. hansi vokalde eskisinden de iyi olabilmeyi başarmış bir şekilde. bir ayrıntı da bateristin şarkılar sürdükçe arkadan, -hiç durmaksızın- dantel gibi ördüğü ritmik kroslar. eleman hakikaten tekdüzelikten sıyrılıp olayı aşmış bu konuda. dup duburubup burubup dudup diye durmadan çalışan bacakları albüme ayrı tat katmış. sonuç olarak blind guardian bu albümle müziğini bir adım ileri götürmüş. hatta kendi türü içerisinde iyiden iyiye progresif bir çizgiye kaymış diyebiliriz. albümü bir kaç kez dinleyip bir kenara atanlara biraz zaman ayırmalarını öneririm.