1869 dogmustur.gazeteci, yazar ve siyaset adamidir.parissiyasal bilgiler yuksekokulundan mezun olmustur.jon turkler arasina katilmistir.1908 yilinda 2'inci mesrutiyetin ilanindan sonra istanbula donmustur.bas yazari oldugu ikdam gazetesinde ittihat ve terakkiye sert elestrilerde bulunmustur.31 mart olaylarindan sonra yeniden avrupaya kacmistir.1919 yilinda ise damat ferit pasa kabinesinde maarif ve dahiliye naziri olarak gorev yapmistir.nazirliktan ayrildiktan sonra ise peyami sabah gazetesinde ittihatciligin devami olarak gordugu kuvayi milliye ve kurtulus savasina karsi cikmistir.savasin sonunda istanbulda tutuklanmis ve ankaraya goturulurken 1922 yilinda linc edilmistir.
mekteb-i mülkiye son sınıfı öğrencisi iken paris'e, oradan cenevre'ye gitti. dönüşünden (1888) kısa bir süre sonra siyasal eylemleri nedeniyle sürgün edildiği halep'te beş yıl kaldı. istanbul'a döndüğünde yine sürgün edileceğini öğrenince avrupa'ya kaçtı (1894). ikinci meşrutiyet'in ilanı üzerine istanbul'a döndü. ikdam gazetesinin başyazarı oldu. 1913'te peyam gazetesini çıkardı. ittihad ve terakki partisi yönetimini şiddetle eleştiren yazılar yazıyordu. iktidara karşı olan hürriyet ve itilaf partisi saflarında yer aldı. damat ferit hükümetinde millî eğitim, içişleri bakanlığı yaptı (1919). peyam gazetesini rum asıllı mihran efendi'nin sabah gazetesiyle birleştirip peyam-ı sabah gazetesini çıkarması nedeniyle kendisine artin kemal lakabı takıldı. ittihatçıların devamı gördüğü millî mücadele ve liderleri aleyhinde yazılar yazdı. bu nedenle de 1922'de beyoğlu'nda traş olurken tutuklandı. ankara'ya götürülürken izmit'te linç edildi. linç olayının tertip olduğunu ileri sürenler vardır. döneminin adından en çok sözü edilen kişilerinden biri olan ali kemal'in, gazeteciliği yanı sıra edebiyat çalışmaları da vardır. peyam gazetesinin eki olarak çıkardığı peyam-ı edebî'de yakup kadri, yahya kemal, rıza tevfik gibi devrin önemli şahsiyetlerini bir araya getirmişti. şiirde muallim naci'yi izleyen ali kemal, roman da yazdı.
mudanya mütarekesi sonrası istanbul'da tutuklanmış, izmit'te halk tarafından linç edilmiştir. bu linç olayının nurettin paşa tarafından azmettirildiği de söylenmektedir.
londra konferansı öncesinde şöyle yazmıştır: "avrupa ile başa çıkmayı, yüzyıllardan beri asya'nın hangi kavmi başardı ki biz başarabilelim?" ayrıca gazetesinde çerkez ethem'in şu sözlerini yayımlar: "mustafa kemal, yunan ordusunun hızlı bir taarruzuna bir dakika bile dayanamaz."
1 nisan 1921'de başlayan yunan taarruzu sırasında istanbul'dadır. yunan taarruzunun başarılı olması onu heyecanlandırmıştır. şu sözlere bakın: "...haydutların işi gücü savaş. siyasetten zerre kadar anladıkları yok. ellerinde derme çatma bir ordu, birkaç tane de düzme kahraman, dövüşüp duruyorlar. hükümet ölçmüş biçmiş, uygun görmüş, sevr antlaşmasını imzalamış. size ne oluyor a zırzoplar? beyhude yere kan dökmenin alemi var mı? öğrendiğime göre, londra'da da çocuk gibi, izmir'i isteriz, edirne'yi isteriz, adana'yı isteriz, hatta 'tam istiklal isteriz' diye tutturmuşlar. ne demiş arap, 'elhekmü limen galebe', galibin dediği olur. işte bu kadar! bu kavrayışta, bu bilgide, bu çapta adamlar, değil devleti, ufak bir aşireti bile idare edemezler! edebilseler, yunan ordusu şimdi eskişehir yolunda olur muydu?" kaynak: turgut özakman, şu çılgın türkler
izmit'te linc edilisi hakkinda iddialar muhteliftir. kimi bunun ankara hukumeti tarafindan planlanan bir komplo oldugunu ve mustafa kemal'in olayi basindan beri bildigini ve lince goz yumdugunu iddia ederken; kimi de gazi'nin asil amacinin ali kemal'in ankara'da yargilanmasini takiben cezalandirilmasini istedigini; linc edilmesinde dahli bulunan izmitgarnizon kumandani pasayi bu nedenle azarladigini belirtir. ali kemal'in mahdumu ise daha da ilginc bir hikayeye konudur; zira bu kisi emekli buyukelci; ve disisleri bakanligi genel sekreteri yani bugunku deyimiyle mustesari zeki kuneralp'dir. rivayet odur ki; genc kuneralp, ismet pasa'nin girisimiyle -babasinin kotu sohretine ragmen- fransa'ya egitime gonderilmis; akabinde hariciye vekaleti sinavina girildiginde keyfiyet tekrar inonu'ye arzedilmis; inonu de girisini desteklemistir. zaten kuneralp de sonradan bu guveni bosa cikarmamis; bakanligin en parlak diplomatlarindan biri olmustur. onun oglu selim kuneralp ise 2000 yilinda isvec'e buyukelci olarak atanan bir meslek memurudur. kaderin garip bir tecellisi; isvec'in bazi pkk faaliyetlerine goz yummasina seyirci kaldigi yonunde basinda cikan haberler ve "zaten ali kemal'in torunundan ne beklenir ki?" tarzi yakisiksiz ithamlar uzerine halen gorevli oldugu seul'e kaydirilmistir.
linç edilen değil, bir hipermetrop-miyop melezi * tarafından linç ettirilen -miyop da olsa- iktidar hırsı küpü bir entelektueldir kendisi. sorun biraz da budur.
ingilizlerden maaş aldığı, etki ajanı olduğu ve ermeni'lerin iddialarını ermeniymişcesine desteklediği için kurtuluş savaşı yıllarında kuva-ı milliyeciler tarafından artin kemal olarak da anılan bir vatan hainiydi.
"başına gelen hadiselerden" (bkz: #1374118) hic ders almayan bazı köşe yazarları tarafından, "tarzı" günümüzde sürdürülmeye calışılan vatan haini ingiliz etki ajanı.
ali kemal'in (...) hazin mâcerâsını okuyanlar, bu tâlihsiz gazeteciyi uğradığı acı âkıbete, gazetecilik mesleğinde umûmi temâyüle aykırı bir içtihad tutmuş olmasının sürüklendiğini anlamışlardır.
bununla berâber yahya kemal'in daha paris'de talebe iken tanıdığı; yıllarca birlikte çalıştığı; türk matbûat âlemine yahya kemal'i büyük sitâyişlerle tanıtan ilk başmuharrir olan ali kemal hakkında yahya kemal'in şu şifâhî kanâatini de bilmekte fayda var:
-ali kemal'in vatana ihânet ettiği ileri sürülemez. uğradığı âkıbet millet mizâcına ve millet ekseriyetine muhâlif bir ictihadda inad ve ısrâr etmesindendir.
eski şiirimize vukuufu vardı. ancak o şiirin, şiirini değil, fesâhatini yâhut da felsefe ve zarâfete nisbeti olduğu kadar değerini anlardı. şiiri hem söylemek, hem duymak, yaratılışında yoktu.
mısraı onundur, epiyce bir ifâde zevkindedir de. lâkin bu mısrâ, birçok manzum eserleri arasında yegânedir, diğer manzûmeleri pek kâr-ı âlem şeylerdir ve tatsızdırlar.
ali kemal'in avrupalı'yı andıran üç tarafı vardı: bünyesi, şehveti ve münâkaşa gazeteciliği. bu üç taraftan mâadâ ali kemal, tam bir şarklıydı. o kadar şarklıydı ki, avrupa'nın ilmini, felsefesini, şiirini, san'atını bir türlü anlamamıştı. fransızcayı bile iyi bilmez, güç ve kötü söyler, hele pek acemîce yazardı. ilk karısı ingiliz olduğu halde ve ingilizliğe pek meyletmişken, ingilizceyi öğrenememişti. en iyi ve kuvvetli bildiği şey konuştuğumuz ve yazdığımız türkçe idi. konuştuğumuz ve yazdığımız türkçeyi sarf ü nahiv'de emsalsiz bir istîdad ve mümâreseyle bilirdi. ömrünün son senelerinde türkçe bir lûgat yazıyordu.
bu lûgatte tasarruf ettiğimiz her kelimeyi eski şiirden ve halk lehçesinden misâllerle gösteriyordu. bu eserin yazılmış kısmı bir gün intişâr ederse ali kemal'in türkçedeki kudreti belli olur. eski şiirimizle olan alâkası lisan dolayısiyle idi. bunun için de muallim nâcîyi türk şiirinin son peygamberi gibi görürdü.