mubarekkestanenin yenilmeyen akrabasi. agaci cok guzeldir. birkac at kestanesi agacinin bir araya gelerek olusturduklari ormanimsi yapi ise gorulmeye, koklanmaya degerdir.
at kestanesi'nden elde edilen aescin maddesinden hazirlanan prepagel adli pomat; birçok fiziksel rahatsizligin tedavisinde ve spor hekimliginde kullanilmaktadir.
bu agacimiz ilkbaharda meyvelerini doker ortaya. yerde tekmelemek veya birinin kafasina atmak zevklidir at kestanesini. sultanahmet civarinda cift tarafli bi suru at kestanesi agaci vardir. goruntu olarakda guzel agactir. kokusu hostur. havaya suya pek aldirmayan bi agac oldugundan endustriyel bolgelerde de yetistirirler. dayanikli bi agactir. orijinal adi aesculus dur.
simetrik dallardan olusan goruntusu ile son derece guzel, ankarada baharin habercisi agactir. [ayrica papazin baginda usumeden gozleme yiyebiliyorsaniz ankarada havalar isinmaya baslamistir] koyu golgesi vardir. ataturk bulvarinin kizilaydan sihhiyeye inen kisminda bol miktarda bulunur*.
saint joseph lisesinin her yanı bunlarla kaplıdır. bahçeye çıkınca kenardan kenardan yürümezseniz eylül-ekim gibi beyninize yersiniz dikenli kabuklarını, fenadır.
baal yolları at kestanesi dolar taşardı da bahar geldi mi arnavut kaldırımlı üst yolda pırıl pırıl parlayan at kestaneleri de pek bir göz alıcı olurdu da olurdu, bir numaralı savaş erzakıydı bu kestane..
kestanesinin insanlar için yenildiği takdirde zehirleyici etkisi olduğu söylenen ağaç. ama atlar yiyebildiği için ağaca bu ismin verildiği söylenir. ilk ve sonbaharda altına oturmaya pek gelmez, ilkbaharda o bol ve kocaman çiçeklerden dolayı bembeyaz olursunuz, sonbaharda da hayvan kestaneler yağar başınıza. bir de sonbaharda yapraklar dökülmeye yakın turuncu-kırmızımsı güzel bi renk alırlar.
ingilizcesi horse chestnut dir. kestanesi bol miktarsa "aesin" icerir. kesinlikle yenilmemesi gerekir. merak edenler icin söyleyeyim; acimsi bir tadi vardir. kestanesi ödem tedavisinde kullanilir.
kestaneler yumusak ama dikenli bir kabugun icinde yer alirlar.kucukken cam parcalariyla iclerini oyup sekil yapalim derken bol bol elimizi kesmemize yol acan, dis gorunusu yenilebilen kestane ile birebir ayni olan kestane turu.
"kırmızı ceketli askerler" diye biliriz bunları bir şekilde. en derin rüyalarımızdayken biz "çizilebilir" olan, " tufek omza" nidasıyla korumaya şenlenir bir at, bir deli ki ceketini ilikler. ceketi bize fransız kültür.
şehrin dışında tek bir bina, medeniyet adına hiçbir şey yok , etrafında kocaman bir meyve bahçesi ortası çardak. içinde sadece 2 tane salınacak bir kaydırak ve sonradan “tren” ismini verdiğimiz tuhaf bir oyuncaktan başka birşey bulunmayan bir çocuk parkı, yollar, kapılar, bir havagazı deposu, her yerde kestaneler, at kestaneleri.. taşındıktan 2-3 gün sonra kardeşimle bir kestane cennetinde olduğumuzu sanışımız, o soğukta torbalarca kestane toplayıp pişirsin diye eve getirişimiz, sonra annemin “oğlum bunlar atkestanesi bunlar pişirilmez” demesi , elimizde kalmış yüzlerce kestane, çocuk kırıklığı anlar, sonra o kestaneleri savaş için kullanıp karşı komşunun oğlunun gözünü morarttığımın gün, ne sıcak anne tokatı, ne çok kırıklıklar.
eskiden, sokakta oynanan yıllarda, oğlan çocuklarının genellikle sokak savaşlarında cephane olarak değerlendirdikleri, kız çocuklarınınsa üçgen şeklindeki küçük cam parçalarıyla ortalarını oyarak yüzük ya da bir kaç tanesini ipe dizerek kolye yaptıkları yenmeyen meyve.
istanbul'da, beyaz ve pembe çiçekli agaçlari bolca bulunan, kisin kupkuru ve pek cansiz görünen dallarinin uçlarindan, nisan aylarinda neredeyse gözle izlenebilecek bir hizla, titreyerek yemyesil yapraklarin çiktigi, sonra yine hizla yapraklarin arasindan konik dizilimde çiçekleri açan, önce çiçeklerinin taç yapraklariyla sonra dikensi kabuklariyla, sonra da beklenmeyen anlarda yerlere düsen parlak kahverengi sürprizleri nedeniyle altindan çabucak geçilmeye çalisilan, sakaci agacin yabani meyvesi.