gunler ayna ayna soyle bana modunda gecer. o derecedir ki aynaya bakilmaz bile. ayna da devlet memurunun hizmet anlayisiyla ezberledigi repligi tekrar etmektedir. gunlerden bir gun olacaklarin siradanligi beklentisi icinde ayni rituel tekrarlanmak uzereyken aynada bir leke oldugu goze carpar. "alelade bir leke iste, sileyim de gecsin" denilerek silinir ve rutin sozler soylenir bu sirada. ama leke gecmemekte aksine sildikce derinlesmektedir. fark edilir ki leke aynanin kendisinde olan bir defodur aslinda. bu sekilde bir panik havasi baslar. panik aynayi da sarmistir. aynanin soyleyecekleri diline dolanmakta ve kekeleyerek soylenmektedir: "e se-sensin en eee guzel...", "ama baskalari da olabilir tabi". panik havasinda lekeyi temizlemeye calistikca aynanin yuzeyi parlakligini yitirir ve islevini kaybeder, ayna sessizlesir yavasca ve ebediyen susar... andakileke olgusunun hikayesi boyledir.
tüm mevsimleri yazmış gibi yaşatmayı mümkün kılan bir güce sahip olmasını umduğum kişi. kendisiyle ilgili ikinci umudum ise yeterince arap kızı tanıyor olması.. ayrıca:
"bir hikayeyle ödüyorum geçmişimizin bedelini "sanırım yalnızca senin gülen yıldızların olacak" anlamışsındır, ölmüşüm gibi yapıp ölmeyeceğim deliler gibi merak ediyorum şimdi nasılsın? "
aynadakileke nicki,gördüğüm her zaman -anlamsız da olsa- beni hep birşeyler yazmaya kışkırtan bir nick.aşağıdaki dialoglar nickin sahibine saygı duruşu niteliğindedir.
-ayna ayna..günaydın. -günaydın sahip. -ayna nasılsın bu sabah? -iyi değilim. -neden? -bana zarar veriyorsunuz. -anlamadım. -çok kötü giyiniyorsun.traş olmuyorsun.pis pis sırıtıyorsun bir de karşımda. -ne alakası var? -alaka şu.benim ruhuma işiyorsun.hele son yaptığın şey iğrençti. -hangisi? -bana bakıp öptün uzun uzun. -salak ben seni değil kendimi öptüm. -beni öptün.kendini niye öpeceksinki? -basit.seviyorum kendimi. -yok ya.sen görmüyorsun ama çıkmıyor o leke. -ne lekesi ya.psişik psişik konuşma sabah sabah.delirtme beni.işim yokta aynadakilekeyi mi arayacağım hafiye gibi? -beni kırıyorsun sahip.bari çekinme gerçekten kır.mecaza gerek yok.ellerin var ya!! -yok.uğursuzdur ayna kırmak. -kalp kırmak hususunda ustasınız ama. -kadınlar gibi konuştun şimdi.dişi bir ayna mısın sen yoksa? -dengeyi kaybetmişsin sen sahip. -aklım yeterince karışık.bi de sen konuşma böyle. -tamam sahip.sen çık.mesai başlıyacak neredeyse.ama bil ki öptüğünden beri rahasız edici bir lekeyle yaşamaktayım. -beni incitiyorsun. -incinen kim?sen mi ben mi? -pekala şimdi görürsün sen. (adam banyoya girer ve traş olmak için kullandığı aynayı getirir.rahatsız aynanın karşısına koyar.) -aman tanrım.derinlik.kabus.başım dönüyor sahip.uzaklaştır şu aynayı. -aldın mı dersini? -tamam aldım.yeter ki çek şu çirkin aynayı. (adam aynayı rahatsız aynanın karşısıdan çeker.) -hadi bakalım ben kaçıyorum ayna.söyle bakalım benden yakışıklısı var mı bu dünyada? -hayır sahip.yok.
meraklısına not:ayna adamdan başkasını yansıtmamıştır hayatında.
ekşi sözlük kitabı dolayısıyla kendiliğinden zirveden zirveye savrulduğumuz gün, nusretiye camii gölgesinde, çaylar, nargileler, kumpirler uçuşur, garsonlar telaş içinde, 30-40 kişiye uygun bir kral sofrası hazırlarken, bir sözlük yazarının (nurcillop), bir başka yazara seslendiği vakit, seslendiği kişinin, aradığım kişi olması hasebiyle hemen o tarafa yöneldim. ismiyle tanışmak yeterli değilmiş, cismiyle tanışmak ayrı bir güzelmiş. aynadaki bey'in bende imzalı bir kitabı mevcut, ama ikinci kitabını merakla beklemekte olduğum bir sözlük yazarıdır, özellikle belirtirim.
belki aynı kuşaktan olmamızın da etkisiyle, düşünce yapılarımızın benzeştiği bir insan. "eyvallah" kelimesini seven değerli bir sözlük yazarı, benden de kendisine bir eyvallah.
ftuff ada zirvelerinden birinde müthiş köfteler sucuklar pişiren, gene ftuff beyin gayet somik bi organizasyonunda etrafa gülücük saçan,sevimli kişilik...
ununu elemiş, eleğini asmış bir şair duruşu var aynadakileke'nin. hani kalabalık bir grupla meyhaneye gidersiniz, herkes kahkahalarla gülüp eğlenirken, daha sessiz duran ama yine de herkesle birlikte eğlenen, görmüş geçirmiş birisine gözünüz takılır. ve onunla konuştukça içinize bir huzur, sükunet dolar. aynadakileke'nin de hayat ve sözlükteki duruşunu buna benzetiyorum bazen. 10 yılda bir kitap çıkaran, ama iyi bir kitap çıkaran bir şair duruşu. yazdıklarını ilgiyle okurum. keşke daha sık yazsa.
ne zaman telaşlı telaşlı bişiler anlatmaya gelsem yanına, sukunetle bana gülümserken buluyorum onu. bildiği ama hevesimi kırmamak için bildiğini söylemediği hikayelerimi anlatıyorum ona. yer yer eski yaz bahçelerinden kalmış iğde kokusunu getiren, rüzgarında bile insanın dinlenebildiği bir bilge.
aynadaki lekeler genel itibariyle sinir bozucu şeylerdir, insan super egosunun yaldızı ile arasına pek bir şey girmesini arzulamaz çoğu zaman. hele ki sabah sabah yeni kalkmışken, o en uyuşuk anınızda alıştığınızdan farklı bir görüşle karşılaşmak hoş birşey değildir elbet. insanoğlu eskiden beri silip durmaya meyillidir lekeleri. ama bazı lekeler aynanın “sırrındandır”, ovalayınca çıkmaz, kaybolmaz. yine de insanların gözden kaçırdığı birşey vardır ki, o da bu lekelerin, alışılageldik “mükemmeliği” sarsan bu “şey”lerin estetiklikleriyle ters orantılı olarak rahatsızlık verecekleridir. bazen kendinizi ayna karşısında lekeye göre konumlandırır, kendinizi dışarıya göstermeden önce son bir kez kendinize engelsiz bakmaya çalışırsınız. bazense tesadüfen gözünüze takılan farklı bir leke sizi, hele ki sabahın o saatinde o mahmurlukla daha önce aklınıza gelmeyebilecek düşüncelere boğabilir. zamanı gelir aynaya her baktığınızda bir ufak bakışınızı da lekeye değin uzatabilirsiniz. zaten ayna lekelerle kaplı olsa dahi, siz her halükarda siz olduğunuz için, kalan boşluklardan gördüğünüz kendinize ait kısımları birleştirebilirsiniz zihninizde yine. bu durumda lekeler zaten sadece dürter sizi. herşeyin mükemmel olmadığını hatırlatır işte o en uyuşuk anınızda, ayıltıverir. sizin de gördükçe selam durasınız gelir o lekeye, ve eh, duruverirsiniz de işte!!
tam da nazmiye demirel'in yazdığı gibi, usul bir şair duruşu var bu adamda. edip cemal turgut okuyup güzelleşelim zirvesi 2'ye katılarak masamızın daha bir şairli olmasını sağlamıştır. ilkin orda gördüm suretini. entryleriyle yıllar öncesinen gönlümüzü fethetmiş bir çizgi roman üstadı! belli etmemeye çalışıyor ama, şiir okuma konusunda oldukça ustalıklı. masamız nedere kurulursa kurulsun, iskemlesini alıp gelecek. ve ilk defa okunacak şiirleri tabii.
"şöyle ki; martılardan bir tanesi yalnız yaşıyormuşçasına boşlukta dünyanın en heyecanlı çizgilerini çizdi ve bulutlar doldurdu bu kıvrımları yavaştan ve benim yarattığım tanrılar ki, geldiler bir inip bir çıktılar çocuklar gibi çığlık çığlığa"