barış bıçakçı


orijinal ekşi sözlük görünümüne dönmek isteyenler için tarkan'dan geliyor:
başlık içinde ara
 fb  ie8  ws 
no kitty!
  1. baskın bıçakçının kardeşi, veciz sözler kitabının yazarı.
    (papalina tava, 08.05.2003 10:17)
  2. carsamba ya da persembe aksamlari crystal da calan bir dj.
    (bbc, 11.06.2003 17:04)
  3. iki başarılı romanı üzerinde yeterince durulmamış genç yetenek.
    (rapido, 09.08.2003 02:21)
  4. yazar olani için (bkz: aramizdaki en kisa mesafe)
    (melissaki, 06.11.2003 10:26)
  5. (bkz: herkes herkesle dostmuş gibi) isimli çok sevdiğim bi romanın yazarı.
    (hodigetria, 09.03.2004 02:41)
  6. (bkz: burçak bıçakçı)
    (chaplin, 24.09.2004 01:08)
  7. internetin ilk keşfedildiği zamanlarda beraber turk net in irc serverlarına takıldığımız yeri geldiğinde aleme aktığımız yok efendim sesli chat ile millettele küfürleşip güldüğümüz sonra kendine iki pikap alıp ortalardan kaybolan insan evladı. severim kendisini lakabı
    mosquitodur.
    (efendisiz, 25.09.2004 17:03)
  8. cevher67 ile birlikte ayni takimda*** egitim gordugum yazici. (bkz: askerde yazici olmak).. rahat tavirli keyif insani.
    (lost in the sky, 01.10.2004 20:31)
  9. (bkz: bizim büyük çaresizliğimiz)
    (hodigetria, 20.10.2004 01:05)
  10. basit, ama keyifli bir anlatım diliyle bir çırpıda okunan romanlar yazan, ama kullandığı dilin güzelliğiyle insana birçok yerde "evet yaaa...", "aaa, doğru be..." gibi güzel tepkiler verdirten genç yazar...

    bir de sağlam bir ankara'lı, ya da bir "ankara'cı" olsa gerek; zira bir şehir ancak bu kadar cadde cadde, sokak sokak, lamba lamba, kaldırım kaldırım anlatılabilir... ve bu kadar güzel...

    (bkz: ankara'yı sevmek)
    (hoba, 24.01.2005 14:34)
  11. (bkz: hakan bıçakçı)
    (jacqueline wilson, 24.01.2005 14:50)
  12. duru bir anlatımı olan, cümleleri insanda şiir etkisi yaratan bir yazardır. futbol sever bildiğim kadarıyla kendisi. halı saha maçlarına gider düzenli olarak.
    (ankaragazozu, 22.03.2005 20:52)
  13. tübitak yayınları'nın bazılarının editörü, baskın bıçakçı'nın kardeşidir.
    yeni romanını heyecan ve hasretle beklemekteyiz.
    (pulika, 04.05.2005 16:28)
  14. hep kenarda duruşunun kendi tercihi mi yoksa şartların bir sonucu mu olduğu bilinmeyen yazar. öyle ki, ne bir röportajına rastlayabiliyorsunuz internette ne de bir resmine, ama duruyor duruyor güzel bir şeyler yazıveriyor; şahsen bir bencillik yaparak, barış bıçakçı'nın hep böyle kenarda kalmasını istesem de, ondan daha fazla işinin haberdar olması da elzem. iletişim yayınları, orhan pamuk'a harcadığı enerjinin onda birini ona harcayacak olsa, bıçakçı bugün olduğu yerden çok daha farklı bir yerde olacak.günümüzde yayıncılık sadece kitabı basma lütfunu göstermekle bitmiyor çünkü; yine de barış bıçakçı'nın sadece size özel yazarlardan biri olduğunu hissetmek güzel.
    (ama arkadaslar iyidir, 12.07.2005 22:09 ~ 22:11)
  15. kitaplarını hep, boğazımda bir düğümle okuduğum yazar.
    özellikle "baharda yine geliriz"deki öykülerini okurken sanki çok yakın bir dostunuzla oturmuş, derin bir sohbete dalmışsınız gibi hissedebilirsiniz.
    (pulika, 12.03.2006 18:21)
  16. aynı zamanda şair. "aynı zamanda şair" deyip geçilemeyecek kadar başarılı bir şair...
    "ancak bir deli" şiirinde şöyle diyor:

    " 'zaman midemi bulandırıyor' diyor,
    ancak bir deli böyle şikayet edebilir."

    benim şimdi 'zaman midemi bulandırıyor. ' sanırım aşktan delirdiğimi kabul etmek zorundayım. üstelik durup dururken, hiçbir şey olmadan, hiçbir şey yapmadan, sürekli, sürekli;

    hatırlıyorum hatırlıyorum....
    (pulika, 28.05.2006 21:10)
  17. bir kendilik olarak ankarayı kitaplarına çok güzel yedirmiş yazar.

    kitabın içinde ankara

    ankaranın içinde kitap.
    (otchaianie, 12.11.2007 12:42)
  18. (bkz: bir süre yere paralel gittikten sonra)
    (pulika, 08.05.2008 23:12)
  19. üşüyenlere birebir; o kadar sıcak.
    (7enc, 06.04.2009 10:50)
  20. cumhuriyet haftasonu'na göre bizim büyük çaresizliğimiz romanı seyfi teoman tarafından sinemaya uyarlanacak yazar....
    (qfwfq, 18.04.2009 22:14)
  21. "güneş saydam caddesi'nin üzerinde kimsenin gülmediği bir şaka gibiydi."

    sözleriyle başlayan "saydam caddesi'nde akşam" öyküsü, adana'yı küçük saat'i, manifaturacıları, baharatçıları okura derinliğine hissetirir. 1966'da adana'da doğan yazarın.
    (sarkicijosefine, 02.05.2009 09:55)
  22. "bakışları yerde hızlı hızlı yürüyordu"
    (charlesbukowski, 27.06.2009 23:08)
  23. yarattığı karakterlerle, anlattığı "hikaye içinde hikayelerle" oğuz atay'ı hatırlatan yazar.
    (mazochist, 20.11.2009 02:23)
  24. baharda yine geliriz kitabından bir öykü:

    ---

    "leyla hanım da ben de tek gelmişiz. onun eşi hastaymış, benimki yurtdışında. yan yana oturttular bizi. yuvarlak masaların etrafında elli altmış kişi varız. şirketimizin geleneksel yemeği. içkili. orkestra da ayarlanmış. ne çalsalar dokunuyor. kalabalığın içindeyken böyle olurum. neyse ki içki sınırsız. iyisinden kırmızı şarap. kadehte ele gelmez bir parıltı, damağımda hoş burukluk.

    "hücre bölünmelerinde en çok ilgimi çeken ne biliyor musun?" diye sordu leyla hanım. iş mi konuşacağız yoksa! canım sıkıldı. laboratuar kokusu geldi burnuma. ama leyla hanım benden büyük, şirkette de daha eski. üstelik severim onu. belli etmedim hoşnutsuzluğumu.

    "nedir leyla hanım?"

    şarap kadehi elinde; bir oğlanınki gibi dipten kesilmiş tırnaklarıyla ince parmakları güzel görünüyor. "dokuyu tamamlayana kadar bölünüyor, bölünüyorlar. tamamlayana kadar, anlıyor musun? çoğalıyorlar. eksikliği gidermek için..." burnunu kadehin içine soktu, sonra "boşluğu doldurmak için..." dedi.

    bakteriler üzerinde yaptığımız uzun, sıkıcı araştırmalar, pipetler, beherler, masa saatleri, doldurduğumuz çizelgeler geldi gözümün önüne. oysa leyla hanım, belli, başka bir şey söylemek istiyor. aklında başka bir şey... çok mu içti yoksa! kaygılandım doğrusu.

    bereket orkestra hareketli bir şeyler çalmaya başladı da, önce güvenlik görevlileriyle şoförler, arkasından teknisyenler, laborantlar, derken herkes döküldü ortalığa. imalat müdürü bile kalktı. bizse, leyla hanım ile, masa boşalınca sanki birbirimize daha yaklaşmış gibi dip dibe oturuyoruz. leyla hanım'ın iki çocuğu var. birkaç kere işe de gelmişlerdi. kocasının yüzünü anımsamaya çalışıyorum. yalnızca otomobilini anımsayabiliyorum.

    ben zaten sessiz, içine kapanık diye bilinirim de leyla hanım'ın bu sessizliği... bu boynu bükük duruşu... arada bir başını öyle bir eğiyor ki, dans edenler görecek diye tedirgin oluyorum. nesi var bu kadının? beyaz önlüğüyle gevezelik ederek odadan odaya dolaşır, bir çocuk gibi sık sık burnunu avcuna sürter, bilgisayarının karşısında şarkılar mırıldanırdı. iki çocuğa rağmen nasıl hâlâ böyle incecik ve canlı olduğuna şirkette herkes şaşar. şimdi o neşeli kadından eser yok. dalgın dalgın şarabını içiyor, çatalıyla tabağındakileri didikliyor. dayanılacak gibi değil. ya ağlamaya başlarsa! bir ara çıkıp dans etmeyi bile düşündüm.

    "1992 yılında," dedi leyla hanım titreyen sesiyle, beni dinleyici olarak seçtiğini belli eden bir bakış attı, "on iki yıl önce, istanbul'a gitmiştim, üç günlük bir eğitime."

    kadehimdeki şarabı bir dikişte bitirdim. "hücre bölünmeleriyle mi ilgiliydi?" diye muzipçe bir soru sormak istedim ama hiç sırası olmadığını da biliyorum.

    "üç günlük bir eğitim, mayıs ayında. eğitime gelen mardinli bir hekimle tanıştım. o..." durdu. sonra dosdoğru gözlerimin içine bakarak adını söyledi. "ümit!" dedi ve yine durdu. öyle çok özellikli bir ad değil ama leyla hanım on iki yıldır ilk kez yüksek sesle söylemiş, bu adı yapan sesleri ilk kez çıkarmış gibi söyleyince adın sahibi bana çok gizemli, çekici biriymiş gibi geldi. ümit.

    "onunla... ümit ile güzel sohbetler yaptık. son akşam üniversitenin kampusunda dolaşırken bir akasyanın çiçeğini kopardım. mayıstı, her yerde akasyalar... yürürken arada sırada avcumdaki çiçeği kokluyordum. 'ben de koklayabilir miyim?' diye sordu. elimi uzattım." leyla hanım bir elini dans eden kalabalığa doğru uzattı. ama artık gördüler mi, kim ne der, umurumda değil. kalbimin çarpıntısını kulaklarımda uğultu olarak duyuyorum. kadehimi şarapla doldurdum. onunki bitmediği halde onun kadehini de.

    "kokladı. müsafirhaneye dönene kadar dört beş kez beni durdurup kokladı. koklarken dudakları elime değiyordu." leyla hanım gözlerini yine bana dikti. "dudakları yumuşacaktı." gözlerini benden ayırmıyor. o çok cesur ama ben korkudan, heyecandan neredeyse titriyorum.

    "uzun bir süre, bunu bilerek yapıp yapmadığını düşündüm. kendi kendime denedim..." avcunda bir şey varmış gibi elini burnuna götürdü. "insan böyle koklarken dudaklar ele değer mi diye..."

    sustu leyla hanım, yine başını eğdi. hikâyenin bu kadar olduğunu anlayıverdim.

    avcunu burnuna yaklaştırıp çekti. "her şey gün gibi ortada değil mi?" diye sordu gülümsemeye çalışarak.

    "evet," dedim, "ortada." ben de gülümsemeye çalıştım ama olmadı galiba."

    hamiş: bunu okuduysa kızmasın. bu öyküyü her okuduğumda ağlarım. o kadar etkilendiğim için yazdığımı düşünsün.
    (mademli bagnum, 05.02.2010 12:27 ~ 07.02.2010 17:52)



copyright © 1999-2012 sourtimes entertainment