behçet aysan *

/ 2 >>
orijinal ekşi sözlük görünümüne dönmek isteyenler için tarkan'dan geliyor:
başlık içinde ara
 fb  ie8  ws 
no kitty!
  1. psikiyatri eğitimi almıs, 1993 yılında sivasta yobazlar tarafından yakılarak öldürülen sair. siir kitapları, karsı gece, sesler ve küller, eylül, deniz feneri
    bircok siiri, basta ezginin günlügü olmak üzere, bircok grup tarafından bestelenmistir.
    (thayta, 01.02.2002 22:44)
  2. (bkz: sivas katliamı)
    (daysleeper, 30.11.2002 01:48)
  3. onu vurdular, gözümle gördüm onu
    ak bir zambaga binmis gidiyordu
    gidiyordu

    zambak dur, sana da bulasti kan.

    bir damla gözyasindan
    dogurmustu anasi onu

    bir avuç sevinçle
    büyüttü

    bir avuç hüzünle
    nice zorluklar
    nice ayriliklar
    ve saçlarina beyazlar
    düsürerek.

    onsekizindeydi
    bir sevgilisi vardi

    ayni mahalleden
    eyüpten

    henüz öpememisti bile

    konfeksiyonda
    çalisirdi.
    onu vurdular
    gözümle gördüm onu

    bir güvercin havalandi.

    eyüpte, o basma
    perdeli evde
    kurudu saksidaki sardunya

    birdenbire

    çatladi
    bir fotografin cami

    tel çerçeveli

    düstü
    radyonun üzerinden

    yere.

    dagildi kitaplari

    dagildi siirler
    ve roma hukuku

    güvercin
    konamadi.

    onu vurdular, gözümle gördüm onu
    ak bir zambaga binmis
    gidiyordu

    zambak dur, sana da bulasti kan.

    -kanli zambak-
    (melissaki, 15.01.2003 11:33)
  4. (bkz: örüp ince bir tığla)
    (bkz: aç kuşlar)
    (bkz: tortu)
    (erlichte, 09.05.2003 16:00)
  5. "sana neyi anlatayım
    her sarnıç küflü bir yağmuru
    her sevda bir ayrılığı yaşar"
    (hodigetria, 23.09.2003 00:47)
  6. "sen bu şiiri okurken
    ben belki başka bir şehirde
    ölürüm."

    dedin ve bu şiiri her okumamızda durduk durmak zorunda kaldık..

    dostları, sivas'ta yakılan ankaralı şair behçet
    aysan'ın kapısında unutulmuş bir not bulurlar:
    “yarım saat içinde geliyorum. bekleyin.”

    dedin bu kez yanıldın dostum ama biz bu notuda okuyunca sustuk, baktık birbirimize sarılabilmek için, sonra yine gözlerimizi kaçırdık utancımızdan. neden bilmiyorum ama hala ben utanıyorum onlar yandığı için. "katiller" falan demek yetmiyor, öfkelenmek yetmiyor, 1993'de ki inanılmaz haberlerin birçoğunda "2000'e yedi kala böyle görüntüler sayın seyirciler" derdi televizyonlarda, ama biz seyrettik sizin yanmanızı, öylece yanmanızı.
    (haslama cay, 02.07.2004 18:05 ~ 05.07.2004 08:23)
  7. dışarda kar

    kar yağıyor dışarda
    sokak lambasına düşüyor
    ve serçeler
    üşüyor

    kenarları hafifçe yanmış
    sayfalarına kan
    sıçramış
    bir kitapta
    nazım hikmet
    okuyorum.

    dışarda kar yağıyor
    ve dağ lokantasına
    gidiyor
    zengin
    kasabalılar.

    kar yağıyor dışarda
    mektubun yeni gelmiş
    istanbul
    kokuyor.

    dışarda kar yağıyor
    seni seviyorum.
    (gabbiano, 16.12.2004 23:27)
  8. türk tabipler birliği tarafından her yıl, adına şiir yarışması düzenlenen rahmetli doktor, şair.
    (ben ruhi bey nasilim, 16.12.2004 23:31)
  9. 1987 de abdi ipekçi barış ödülü alan, korkunç bir şekilde kaybettiğimiz şair.

    (bkz: madımak oteli)
    (dubliners, 16.12.2004 23:48)
  10. "yok başka bir cehennem yaşıyorsunuz işte" deyip bizi bu yangın yerinde koyup giden şair.
    (ama arkadaslar iyidir, 02.07.2005 03:19 ~ 18.02.2007 18:45)
  11. (bkz: dort eflatun siir)
    (sehrazat, 12.08.2005 19:41)
  12. 1949 ankara doğumlu şair..
    selimiye askeri ortaokulu ve kuleli askeri lisesi'nde okudu. 1968'de ankara tıp fakültesi'ne askeri öğrenci olarak girdi. 12 mart döneminden sonra politik nedenlerle ara vermek zorunda kaldığı tıp öğrenimi sırasında çeşitli işlerde çalıştı. mezun olduktan sonra izmit'e tayin oldu. ankara'da psikayatri ihtisası yaptı. ssk yenişehir dispanseri'nde doktor olarak çalışmaktaydı. 1993 sivas katliamında öldürüldü..

    yapıtları:

    karşı gece (1983)
    sesler ve küller (1984 yaşar nabi nayır şiir ödülü)
    eylül (1986, 1988 ceyhun atuf kansu şiir ödülü)
    deniz feneri (1987 abdi ipekçi barış ve dostluk ödülü)
    şiirler (1990)
    behçet aysan kitabı (1993)

    edit: ayıp şiirler yazdığını söyleyen kimi kendini bilmez bünyeler bulunduğunu da öğrendik katledilişinden yıllar sonra.. bari şairleri rahat bırakın diyorum kendilerine, başka da bir şey diyemiyorum..
    (burali, 20.11.2005 16:19 ~ 16:29)
  13. hakkinda bu kadar entry girilince, acip siirlerini ilk defa okudugum, ve kendimden gectigim kisi...hayatini okudugumda yine toplumsal yaralarim kanamaya basladi, 93 te yasanan olaylarda iyiki cocukmusum dedim kendi kendime....
    (kepsiyer versus 1983, 20.11.2005 17:19)
  14. "tuvalet kağıdına bile yazılmayacak şiir" yazdığı benzetmesiyle sivas katliamında yanan bedeni bir kez daha alev almış olan şair..
    çamur atayım da kime denk gelirse gelsin diyenlerin hedefi olduğu için canım yanıyor..

    (bkz: sesler ve küller)
    (bkz: tuvalet kağıdına bile yazılmayacak şiir)
    (burali, 20.11.2005 19:43 ~ 21.11.2005 21:38)
  15. ne söylenecek bir türkü ne yazılacak bir roman olan yaşanmış bütün hayatları bilmek isteyen bir ozan. ama yarın diye bir şey olduğunu da bilen.

    onun şiirleri sevgilisinedir, yanık otlar gibi kavrulmuş, esmer ve yoksul. ayın altında çam dalına asılan, devrilmiş kağnı gibi yolda kalan, ellerine bulaşmıs kara incirin sütü, yorgun bir hallacın attığı yünler gibi dokunaklı ve yıllar yılı döne döne aynı kitabı okuyan halkına, ayaklarında yırtık lastikler, çantalarında göçlerin tarihi ve yoksulluğun coğrafyasını taşıyan çocuklarına.

    şimdilerde kenarları hafifçe yanmış bir kitapta nazım hikmet okuyordur, ve kesinlikle saçılmış bir nar gibi kırgın.

    böylesi naif bir ozana hissettiğim gibi bir entry düzemedim ya, o demişti zaten.

    bütün derinlikler sığ
    sözcüklerin hepsi iğreti
    (3141592653, 21.11.2005 01:53)
  16. haydar ergülen'in; şair olmasının yanısıra aynı zamanda psikiyatr olması nedeniyle, şairsel bir betimleme ile elem doktoru olarak tanımladığı şair..

    haydar ergülen'in bu tanıma dair yazdığı "elem ile doktor" yazısından bir alıntı:

    "... üzgünüm doktor, bu yazıda bahaneden başka bir şey değilsin, güzel bahanesin fakat, elem için bahane, şari için bahanesin, en çok da tabip için bahanesin. şair hayati baki, kadim ankaralı, adnan azar'ın "yeyrüzünün en tehlikeli, ama sevimli şairi: nihilist çünkü" dediği şair, ölümün, büyük bir haksızlık olduğuna inandığı için iki ciltten oluşan bir kitap hazırlamış:
    "şiirin kesik damarları" (promete yayınları, 1994, ankara). 1. kitap 'intihar eden şairler'e, 2. kitapsa 'öldürülen şairler'e ayrılmış. her iki kitap da baki'nin uzun önsözleriyle başlıyor, "intihar eden şairler kitabı"nda şöyle yazıyor hayati baki: 'sanatçı intiharları (özellikle şair), olumsuzlama örneği olarak öne çıkarılan 'başarısızlık', 'anlamsızlık', 'saçmalık', 'hiçlik' gibi kavramlarla açıklanmaya çalışılsa da, yaşamı olumlayan 'başarı', 'anlamlılık/anlam', 'uyuşum/uygunluk', 'varlık' gibi kavramların öne çıkarılmasıyla da açıklanamaz... iç yaşantının vurgulanması gerekiyor, bu, "aşırı çözümleme" yönelimi ve "derinlik duyarlığı"dır, çünkü. sanatçının (şairin/yazarın özellikle de) intiharı, toplumsal yaşamla bire bir barışık olmaz.' ....
    ....
    toplama kamplarından kurtulmuş ünlü şair paul celan da, kendini seine nehrine atarak canına kıyar.
    ....
    ilhami çiçek: 1983'te, tek şiir kitabı olan "satranç dersleri" yayımlandığı ay canına kıymıştı, sanırım kitabının çıktığını da görmedi.
    ....
    new york'a bindiği bir gemiden karayip denizine atlayan hart crane, kendini trenin altına atan atilla jozsef ve kaan ince: tam da cemal süreya'nın "her ölüm erken ölümdür" dizesini doğrularcasına, istanbul'da bir otelde yaşamına son veren gencecik şair. "harita" adlı şiirini ne zaman yazmış, bilmiyorum, bildiğim dünyadan yaralandığı ve yaranın kapanmadığı.
    ....
    kleist, mayakovski, gerard de nerval, ve "ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak" diyen pavase:

    hangi gün, ey sevgili umut,
    bizler de öğreneceğiz senin
    yaşam olduğunu, hiçlik olduğunu
    ...
    herkese bir bakışı var ölümün.
    ölüm gelecek ve senin gözlerine bakacak.
    bir ayıba son verir gibi olacak,
    belirlemesini görür gibi
    aynada ölü bir yüzün,
    dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı
    o derin burgaca ineceğiz sessizce.

    sylvia plath, kurt tucholşky, georg trakl ve yesenin:

    hoşçakal, dostum benim, hoşçakal artık,
    can dostum, seninle dolu göğsüm
    çok önceden belirlenen bu ayrılık
    buluşmayı vaadediyor ileride bir gün
    ...
    hoşçakal, dostum, el sıkışmadan, konuşmadan,
    hüzünlenme ve eğme kaşlarını, mutuz,
    yeni bir şey değil ölüp gitmek bu yaşamdan,
    ama yaşamak da yeni değil kuşkusuz...

    sonra da şiirlerini daktiloya çekip giden nilgün marmara, hani "bu kız elmalı bir kaplan olmalıydı" demişti ya:

    hayatın dibini görmek,
    balığı tutsak etmek, kendini kafese koymak...
    çocuğun doğrudur masanın altında
    bunun üzerine bir kırmızı çapraz çizin
    karanlığın alnını karışlamaktır zaman.

    .....
    öldürülen şairlerden hiç konuşmasak mı doktor? hayati baki, zor bir işi gerçekleştirmiş, bir saygı duruşu olarak seyyid nesimi'den cem cem sultan'a, jose marti'den pasolini'ye ve bizim şairlerimize, metin altıok'a, behçet aysan'a, uğur kaynar'a kadar, kardeşçe bir hayat isteyen şairleri bir kitapta toplamış. hiç konuşmayalım doktor, biz elemden vazgeçmeyiz, istersen sen bizden vazgeç. bu yazıyı da unut, hiç okumamış gibi yap.
    .....
    en çok behçet'e yakışırdı elem doktoru olmak. "düello" adıyla yayımlandı toplu şiirleri ardından, adam yayınlarından, okursanız, behçet aysan adlı, bu dünyanın yaşatmadığı, has bir adamın, sevgili bir insanın ve kederli bir şairin elem doktoru olduğunu göreceksiniz.
    ....
    bu yazı bir şiirden dağıldı. bir şair, kemal sayar elem doktoru dedi, bir şair, gittikçe hatırlanan bir şiir için, behçet aysan, bu sözü aldı ve yakıştırdı, bir şair, hayati baki, intihar ettirilen ve öldürülen şairlerin kardeşi olduğunu bildi onların bu dünyada ve her dünyada aynı bahçede olduğunu bildi, bu bahçeden bir kitap derledi. bana da bir cümle kaldı hepsinden:
    tabibim, şairim behçet, sen yoksun, elem doktoru yok, şimdi ben kalbimin nasıl geçtiğini kime söylerim? "
    (burali, 21.11.2005 21:20)
  17. bir eflatun ölüm olen sair.

    yakildiginda 44 yasindaydi.

    kırgınım, saçılmış
    bir nar gibiyim

    sessiz akan bir ırmağım
    geceden
    git dersen giderim
    kal dersen kalırım

    git
    dersen
    kuşlar da dönmez, güz kuşları
    yanıma kiraz hevenkleri alırım

    ve seninle yaşadığım
    o iyi günleri,
    kötü
    günleri bırakırım.

    aynı gökyüzü aynı keder
    değişen bir şey yok ki
    gidip
    yağmurlara durayım.

    söylenmemiş sahipsiz
    bir şarkıyım

    belki
    sararmış
    eski resimlerde kalırım

    belki esmer bir çocuğun dilinde.

    bütün derinlikler sığ
    sözcüklerin hepsi iğreti

    değişen bir şey yok hiç
    ölüm hariç.

    aynı gökyüzü aynı keder.

    behçet aysan
    (genx, 02.07.2006 10:20)
  18. "bir şarkı söylemeliyim, içinde senin olduğun"
    (mathillda, 03.07.2006 22:19)
  19. "yıkık manastırın orda
    kalbim ki,
    o da yıkıktı.
    bir keşiş bıçağıyla dağlanmış
    çiçekbozuğu çopur bir hayat
    acıtıyordu beni
    sevgilim

    her şeyin
    hüzne vurduğu yerde
    bütün saatlerin
    kuzguni bir denizi
    çoğaltarak
    hayat
    acıtıyordu beni

    bense geçerdim
    karamuklarla karabasanların
    arasından geçerdim
    hiçbir im bırakmadan geride
    bana en sırlı gelen
    acının o en sırlı noktasından

    bin dokuz yüz yetmiş beş'in ekiminde
    yıkık manastırın orda
    kabim ki, o da. "
    (hodigetria, 17.10.2006 19:33 ~ 19.10.2006 22:48)
  20. "...
    1.

    hoşça kal ayak izim
    serseri sokaklarda
    hoşça kal
    kendine bir başka
    gökyüzü büyüten
    kardeşim
    gece feneri
    hoşçakal kal çaldığım
    islık
    söylediğim türkü
    doludizgin karlarda.
    hoşça kal
    annemin
    yüzü
    hep beyaz yaşmaklı
    sırı dökülmüş bir yalnız
    aynada.
    hoşça kal
    dolunayın
    altında
    ıhlamur ağaçlarına
    kazıdığım
    şey
    hoşça kal uzaklarda yanan
    anızların parıltısı hoşça kal.

    2.

    bir gün gelecek bu gün de
    bir anı olacak nasılsa
    oturduğumuz bu masa
    bu kum saati, bu rüzgar, bu eski
    komodin
    bu kırık
    sandalye
    bu kelepir yürek
    bu aşk
    nasılsa.

    3.

    hoşça kal ayak izim
    serseri sokaklarda
    hoşça kal
    yarım kalmış
    duvar yazıları
    hoşça kal
    bir gün gelecek
    akacak yeraltı suları
    hoşça kal
    yakut, bezirgan, gön
    hoşça kal eski zaman
    aktarları
    gidiyorum
    bu şehri bu yağmuru
    bu düşleri
    bu aşkı bu kavgayı bu kederi
    size bırakarak...
    "*
    (suyunrengi, 15.04.2007 22:06 ~ 22:17)
  21. (bkz: behcet aysan siir odulu)
    (fakfa, 15.04.2007 23:39)
  22. (bkz: beyaz bir gemidir ölüm)
    (niyobe, 17.05.2007 22:50)
  23. (bkz: deniz feneri behçet aysan kitabı)
    (ama arkadaslar iyidir, 29.07.2007 15:05)
  24. "kalbim ki, o da" dizesini uzunca bir süre, bilinçli bir yanlış okumayla "kalbim ki oda" diye okuduğum şairdir behçet aysan. rahmetli eşinin adı adviye, kızının adı eren'dir. adviye hanım'ın adı ankara'da bir apartmanın girişinde hâlâ durur diye biliyorum. behçet aysan'ın adı da hem şiir ödülüyle, hem onun üzerine yazılanlarla, hem kızıyla, hem eşiyle, hem daha birçok şeyiyle ve elbet şiiriyle (deniz feneri'yle de tabii ki) duruyor ve türkçe şiir yazıldığı sürece durmaya devam edecek, denebilir, diyorum. "kalbim ki, o da"yı birileri daha "yanlış" anlamalı diyorum içimden, şimdi buradan.
    (osman mazlum, 05.11.2007 06:11)
  25. sanki başına gelecekleri yıllar öncesinden gören büyük şair, 37 can'ımızdan biri...

    parçalanmış bir aynada
    nakışları esmer bir yüz
    yansısını görüyorum
    perçemleri akdenizli
    bakışları simli sündüs
    parçalanmış bir aynada.

    ah! benim bu deliliğim
    ıssız bir ada arıyor
    yanaşıp çıkınca, şaşkın
    dolaşmış çok önceleri
    yabanıl ayak izleri
    ah! yazık orda binlerce.

    titrek bir mum ışığında
    yeniden sarsak yüreğim
    asla anmayacak aşkı
    bir kez daha yapmayacak
    yine çarpıp kayalara
    su almakta, su almakta
    batmaktadır köhne kalyon
    yıldızları sönmüş gece.

    bir yaz günü oldu bunlar
    gri yağmurlar yağıyordu
    çekildi bütün kılıçlar
    ben bir yanda rakip hayat
    denizse köpürdüyordu
    ve şarkılar söylüyordu
    alabildiğince bir siren
    ölmemi istemiyordu.

    ne parçalanmış bir ayna
    ne mum ışığı kalacak
    birazdan gün ağaracak
    her gece yeni bir düello
    her sabah yeni bir ölüm
    hepsi bu şiire sığacak.
    (nasilbirdemokrasiistiyoruz, 05.03.2008 19:28)
/ 2 >>


copyright © 1999-2012 sourtimes entertainment