internet'teki tum gazetecilik sitelerini bilen, ozellestirme ve ingilizce ogretim yapan universitelerden nefret eden kisi.. icq da en uzun sure muhabbet ettigim (okul arkadaslarini saymazsak) insanlardan biridir..
entry analizlerini kompetan dusunselligi ile kissadan hisse yelpazesini yellendiren tecrube esintisi takviyesiyle yapan, amma ve lakin susmasini da bilen endustriyel kisilik. mavi derinliklerde, profesyonelce, attigi kulaclari kadar, hissiyatin derinlerine de dalmasini bilen suslu akdeniz insani.
fiyaskoyla sonuçlanan, ekşi sözlük bursada iskender yiyelim zirvesi sayesinde, yurtdışına çıkmadan bir gün önce tanıştığımız, yerli film tadında, hababam müziği eşliğinde eğlenceli, coşkulu bir gün geçirip, gecenin ilerleyen saatlerinde, hababam sınıfı müziğinin yavaşlamasıyla, bize veda eden ancak sık sık yağtığımız alternatif zirvelere zirvelere taa oralardan* gelme sözünü aldığımız, komik insan, duyarlı bünye, süper apla...
bu arada buralı, nikinin anlamını öğrenip hemşehri olduğumuza* sevindiğim kişidir kendileri.
efendim, kendisi bir garip gocmen kustur aslen... derinliklerdeki** halinden ise sual bile olunmaz, nitekim yaydigi kendinden emin ve vakur aurasina kapilmamak mumkun de degildir zaten. kendisiyle birlikte gecirilen dar zamanlarin anlatilamaz teslimiyetine bu aciz varligimi birakmis olmaktan pek mesut oldugumu bir kucuk buse ve bolca kahkaha esliginde bulgaristan semalarina dogru unlemek boynumun borcudur.
ben bu fesadı ilk tanıdığımda adını la niña de gibraltar koydumdu haberi yok; ama şimdi günü geldi, itiraf ediyorum. yazışırken ne zaman konu su'ya gelse, ne vakit bir özel isim zikredilse -ki şimdi etmeyeyim- iletişgecimiz mavi ekran veriyordu, sanıyordum ki şopar büyülerinden birini yapıyor bu. meğer ki işin esbab-ı mucibesi, internet tanrısı ile bu "özel isim" arasındaki bir hasımlık imiş, o günden kelli o ismi almaz olduk ağzımıza. ben de çıkardım sıfatından büyücülüğü, amma fesatlığı bâki kaldı.
neyse efendime söyleyeyim, gençti bu daha, işsiz güçsüz ayaktakımından, evinde pinekleyip para yiyen bir susamuru idi. kâh sözlüğe entari diken kâh depreşip kendini redife kafiyeye vuran bir çıtır idi. üzüldüm, bir gece denizdeyken poseidon'dan derman dilendim. poseidon da bana "bir şişe grozdova rakiya açın, içine domuz kolunu bandırıp birlikte yiyin-için, sen bunları daha sindirmeden bana geri dön, sakın ola ki bundan da kimseye bahsetme" dedi. ben de bir tiyatora hazırlayıp yaradanın gösterdiği talimatları uyguladım, iyilik yapmak kabilinden.
aradan üç vakit geçti, kendisini arda boylarında buluverdi bu fesat. sandı ki şansı yaver gitti, karizmasıyla, ne bileyim bekgıraunduyla bir işler becerdi. bir havalar, bir tafralar. sırtımızda "kimseye bahsetme"nin yüküyle biz de sindik, sesimizi çıkarmadık. amma istedik ki o da gitsin vitoşa'lara tırmansın, oradaki göllere irtifa dalışları yapsın, basınç yesin, aklı karmaşadan kurtulsun, bizim dalışımızda gözü olmasın. ama nerde a dostlar, nerdeee.
doksanüç nümeroya binmeyi bilen kızımız malzeme taşımaktan üşenir olmuş, emona vaporundan ellerini arda'ya sarkıtıp, kulağında 'tsigane lubyat pesni', yutağında somonun tazesi, parmaklarında arda suları, kendini yaymış da yaymış. başlamış mı sen asılı resimleri tariflemeye, ba ba ba ba ba. denizden geldiğini; ömrünün deniz sularının özeti olduğunu unutmuş fani. untumakla kalsa iyi, denize giden her kişinin ardından fesat etmiş.
e sen bilmez misin ki gün olur devran döner a su's'ak. anlattım işte olanı biteni kurtuldum yükümden, tiz zamanda sana dönüş vardır buralara. buralı değil misin zaten be ?
hem bizim evimizde freskler var mı ulan; biz asabiliyor muyuz poseidon'un aftosunu, onu yirmi geçe duran bir saatin akrebine; hemi de yüzgeçlerinden, hıı ?
gelirken bana ince bıyık saz takımı musikisi getirmezsen kapına domuz yağı sürmeyen na bööle olsun, saçından tel çalıp sabunla sarmalar atarım deryalara da, galon galon şarap döksen çözülmez kısmetin, aha da yazdım şuracığa.
başkalarının kıyafetlerini üstüne giyip gezebilen, kendini yerlerine koyabilen ve o acıları sünger gibi çekip hissedebilen güzel insan. ne iyi ki böyle bir insanla tanışmak nasip oldu bana.. duyarlılığı da yazıları gibi şukelalık..
tıfıl tıfıl ortalıkta gezip, "hayatı çözdüm abi" modunda takılanlara, "sen şöyle bi dur bakalım" diyebilme yetkisini gözümde edinmiş, bazı şeyleri (bazı şeyler okuyanın hayal gücü ile sınırlıdır) aşmış, iyi içen, iyi konuşan, iyi insan.
iddialı olduğu bazı oyunlar şöyledir: (bkz: king) (bkz: ohel) (bkz: scrabble)
"neden liman deyince aklıma direkler gelir mart deyince kedi, hak deyince işçi. ve neden ihtiyar değirmenci allah'a inanır hiç düşünmeden. ve neden rüzgârlı havalarda yağmurlar hep iğri yağar.."
üçüncü nesil, sosyalist, feminist ve çok delikanlı bir yazar. bulunduğu kabın şeklini alanlardan değil bulunduğu ortama rengini verenlerden. sözünü sakınmadan "cümle küffara savaş açmış" bir savaşçı aynı zamanda, düşmanın dost gözükeninden bile korkmayacak kadar cesur.