22 haziran 2004 tarihinde sözlükte entry kasarken girdiği bir entry nedeniyle çaylak moda düşen, bu nedenle düzenlemeye çalıştığı anamur zirvesi için mesajlaştığı suserlerla irtibatı kesilen kişi.
sıkı tavla rakibi. mars olmak üzereyken olmayacak zarlar atıp oyunu alabilen bir adam (tesadüf değil iki kere yaptı bir oyunda). organizatör ruhunu kavramış şair insan.
kafayı sambayla bozmuş adam ancak zirvede tüm kaprislerime sesini çıkarmamış mekan değiştirme konusunu hemen gündeme getirmiştir.bu öyle bir adamdır ki tam güldürdüğü sırada çirkin ve ebleh suratımı objektiflere yansıtmıştır.bu öyle bir adamdır ki dertlerime derman olmak için elinden geleni yapar.bu öyle bir adamdır ki benim komşumdur.bu öyle bir adamdır ki zekasına ender rastlanılır çevrede hatta rastlanılmaz. *
kısa bir süre önce mesaj fasilitesi sayesinde gayet güzel bir muhabbet içinde olduğum, son olay karşısında* sanki bir komployo kurban gitmiş gibi hissettiğim suser.. kendisine diğer alanlarda sonsuz başarı diliyorum ne de olsa hem hemşerim hem de kafa dengim.. herkes yanlış yapar..
entrylerini takip eden birisi olarak, yazdığı çok güzel entryleri kötüleyenler olduğunu görebiliyordum. böyle bir aleti bizzat kullanıyor olsa, kelin ilacı olsa başına sürer mantığı kendi entrylerini yüceltirdi.bir yanlış anlamaya kurban gittiğini düşünüyorum. entrylerini okumayıp onun rumuzunu ilk kez bugün duyduysanız hakkında atıp tutmayın derim, çünkü gerçekten sözlüğe çok emek harcamış bir altıncı nesil azimli yazardı.umarım herkes layığına kavuşur.carpenoctem de bu işe bulaşmışsa(ki hiç zannetmiyorum) zaten uçarak cezasını çekmiştir.
entry oylama olayının başından beri kötü bir fikir olduğunu görmemi sağlayan kişidir. eninde sonunda bu sistemin suyu çıkacaktı, çıkartılacaktı. netekim hırs yapıp bu sisteme kurban gidenler de var, sistemi ruhsal masturbasyon olarak kullananlar da var*. carpenoctem gibi kaliteli yazarları kaybetmemek için bunun bir dengesinin olması gerek.
maalesef başına olmadık işler gelen ve bahanesiyle insanları tanıma şansı elde eden suser.
malesef biz insanlar, bazı olguları tam olarak bilmeden, insanlar zor durumda kaldığında, onlar hakkında atıp tutma konusunda çok başarılıyız. beni tanımayan sözlükte yazdıklarımı bile hatırlamadan bir çok insan bu linç girişimine katıldı. en üzücü olanı ise beni tanımasına rağmen, kesin yargılar yürüten insanların varlığıydı.
öte yandan sözlükte bile mesajlaşmışlığım olmayan bazı insanlar, kötülenmesine rağmen, daha aklı başında, daha sakin tepkilerle beni savundu. bu anlamda da gerçek dost ile koftiden dost kavramları arasındaki ince çizgi bir kez daha çok net şekilde gözüktü.
alakam olmayan bir olaya adım karıştı, ancak gerçekler anlaşınca yeniden sözlüğe döndüm. bu duruma sevinenler olduğu gibi, sadece farklı düşündüğümüz için üzülenler de vardır. lütfen saygı kültürü içerisinde kabul etmediğiniz ideolojileri savunan insanları kırmayın, incitmeyin. empati kurun. aksi halde yalnızların dünyasında daha yalnız olmaktan öte elimize hiçbirşey geçmez.
"ben biliyordum bi yanlışlık olduğunu" tribine girmeyeceğim.. (bkz: #5858637) herkes yanlış yapar..
benim bildiğim carpenoctem derinden derinden sağlam bir şekilde devam edecektir gidip-gelmesi (uçması demiyorum carpenoctem uçanlarla karıştırılmamalıdır) tam anlamıyla bir katalizör görevi görecektir, klavyesi daha çabuk eskiyecek, takıyorsa gözlük numarası daha çabuk büyüyecek takmıyorsa bile takmaya başlayacaktır *
parmaklarına kuvvet dostum, iyiler her zaman kazanır
herkese üstadım demesiyle yaran koparan adam.kendi kendime düşünüyorum ben neyin üstadıyım? tanburi miyim? udi miyim? acaba zekai tunca gırtlağına mı sahibim?* ama bulamıyorum.demek ki bir bildiği var bu adamın.ya da ben kendi kendimi avutuyorum.
bizim bilmediğimiz bişiyi biliyormuş gibi gülümseyen sıcakkanlı suser. ha bir de entrylerini severek takip ettiğim, birçok ortak yönümüzün olduğunu düşündüğüm insanmış kendisi*
postmodern kıyamet habercisi. kar yağacak, yollar kapanacak, ankara bestekar civarında 8.5 deprem bekleniyormuş, hepimiz öleceğiz. bu adamın bir sur borusu eksik. çaldı çalacak. **
son günlerde ciddi bir dalgınlık ve unutkanlık sorunu çeken suser. her sabah cep telefonunu ve cüzdanını almak için eve geri dönen, 15 gün içinde iki kez kredi kartını atm'de unutan, telefonla birisini arayıp ardından kimi aradığını unutup boş boş konuşan, her gün gittiği cafe'de garsonların bir gün önce unuttuğu şeyleri getirdiği, hatta arabasını şehirde unutup otobüsle eve gelen, herkesin ismini unuttuğu için üstadım kelimesini herkes için kullanmaya başlayan, geçmişteki dikkatine ve hafızasına yeniden kavuşmayı uman bir garip suser. belki stres, belki hayatın koşuşturmacası diyerek açıklarız bu durumu ancak bu dalgınlıklar ve unutkanlıklar bir noktadan sonra insanı korkutmaya başlıyor.
yılbaşı akşamını odasında yalnız başına geçirirken, dahası geçmişle geleceğin arasına sıkışmışken, ve zaman tıpkı bir çöp öğütücü gibi benliğini paramparça ederken, gözyaşları yanağına değil yüreğine süzülürken, kaçmak, uzaklaşmak isterken herşeyden, yabancılaşırken kendine, umudunu kaybetme diye ototelkinleri sürdürerek hayatta kalmayı başaran suser. zaten onun için herşey çok net.
ben yaşayacak kadar güçlü, ölecek kadar cesur değilim. işte tüm ızdırabım bu.
edit : yeni yıl için hep iyi dileklerde bulunduk savaşlar çıktı, tsunamiler insanları yedi, bireysel olarak da mutlu olamadık. bu defa 2005'in yaşadığımız en iğrenç yıl olmasını dileyeyim. belki bu defa başarırız güzel bir yıl yaşamayı.