linke tıklamadan önce okunması gereken önemli not:"ben asabiyim,sinirlerime kolay kolay hakim olamam" diyenler linke tıklamasınlar efendim. işte bu sırıtışın örneklerinden birisi şu linkten görülebilir. http://www.kosovahaber.net/...imaj/melih_gokcek77.jpg ama yine de tam olarak anlaşılabilmesi için melih gökçekin katıldığı canlı yayınlarının en az 3ünün izlenmesi gerekir ki tam olarak hafızalara kazınabilsin.kazındıktan sonra da zaten siz unutmaya çalışsanız bile hafızanız unutmaz,ismini duyar duymaz o ifade gelir gözünüzün önüne.
bu iç gıcıklayıcı ve mest edici ifadenin artık yalnızca ankaralılar tarafından değil türkiye'nin bir çok yerinde sebepsizce görülmeye başladığına dair ibareler için;
robert de niro'nun umarsızca kullandığı ve yıllarca kendine mal ettiği sırıtıştır. e be robert'ım bilmez misin ki bu sırıtış dünyaca ünlüdür, melih gökçek patentini almıştır. çocukluk işte
her görüşümde çevresindeki insanları ve akrabalarını düşünüp, halime şükrettiğim sırıtıştır.. en azından biz yalnızca tv'de görüyoruz.. allah yakınlarına sabır versin..
ben bu sırıtışı en son "çocuklar! takdirnameyi alın, yaz kampınız başkan amcanızdan!!!" gibisinden bir tabela afişinde görmüştüm, olay yerinden koşarak uzaklaştım sonradan. bu kadar kaotik bir sırıtış olamaz.
güllüoğlu baklavalarının kapaklarında da görebilirsiniz. hatta önce "melih gökçek de bizim baklavaları yiyor" mealinde bi şey sanmıştım baklava tepsisini gülerek tutan adamı görünce ama adam melih gökçek değilmiş, şirketin sahiplerinden biriymiş. adamın gülümsemesinin sebebi gurur ve mutluluktan olsa gerek ama nasıl işlemişse bilinçaltımıza artık bi hinlik falan arıyorum nedense altında.. "nasıl da kazıkladık sizi iki yufka açıp ehi ehi" der gibi..
gençler bilmez; bir zamanlar mesut yılmaz adında bir başbakanımız vardı. son derece zarif bir beyefendi olduğunun göstergeleri, sigarayı ağızlıkla içmesi, kalın" kepenek" diyebileceğimiz bir paltoyu omuzlarına atarak yürümesi idi.
lakin bu beyefendinin bir kusuru vardı; gülmeyi bilmezdi. genel seçim öncesi mitinglerde, sayın yılmaz; karşısında führer askerleri varmış gibi konuşur, seçim propagandası mitinglerine katılan sayın halkımız da evlerine okulda öğretmeninden azar işitmiş beklemeli öğrenci suratıyla dönerlerdi.
reklamcılar, yaşam koçu denen saygın insanlar, sayın yılmaz'ın maiyeti; bu hazin fiziksel kusuru tolere edebilmek için, birtakım temrinler yapmasını istirham etmiş olacaklar ki; bir gün televizyonda bir mucize gerçekleşti. sayın yılmaz, 110 volt elektriğe maruz kalmış bir toplama kampı üyesi zarafetiyle, 32 dişini gözler önüne sermeye başladı. buraya kadar iyiniyetler karşılığını verdi (her ne kadar ürkünç bir manzara arz etse de). lakin, devamında; o otuz iki diş birden bire parlayıp, birden bire yok olarak yine bizim bildiğimiz parti başkanına dönüşünce, anladık ki, sayın yılmaz'ın bünyesi, gülümsemeye müsait değil. beden reddediyor böyle bir kas hareketini yani.
melih gökçek beyefendide de, ben aynı beşuş ifadeyi tespit ettim. ama zaman ve teknoloji ve temrin sistemleri değişti. sayın yılmaz on yıl önceki teknolojiyle gülmeye çalışıp ağzına birkaç beden fazla gelmiş implantlarını bizlere sergilerken, sayın gökçek, son sistem ders almış olmalı ki; yarı yolda kesilmiyor tebessümünü.
aynı konuda, farklı kaynaklardan bilgi sahibi olmak isteyen ve korku filmlerinden tırsmayanlar için: (bkz: ihsan doğramacı)
"20 gündür kızılay suyunu içiyorsunuz, ishal vakalarında bir artış olmadı işte" cümlesine anlam katan yüz ifadesi. ne sempatik adam şu i. gökçek. allah başımızdan eksik etmesin.