ölüme koşar gibi... kendi ölümünü düşünmek gibi... kendi ölümünü düşünürken çaresizce akıp giden gözyaşlarına engel olamamak gibi... son nefesini verir gibi..
sinemada isiklari yakip, agiti ortasindan kesmek suretiyle bok eden kisilerle kavga etmeye deger bir agittir.. ayrica duygusuz sandigim insanlari bile etkileyerek aglatacak derecede muhtesemdir..filmin sonunda ya nasil olur.'boyle son olur mu?` sorulariyla beraber agziniza gelen tum kufurleri size saydiracak derecede muhtesemdir
hangi durumda olursam olayım dinlediğimde içimi paramparça eden hemşince ağıttır. ayşenur kolivar ın sesi ağıtın yaptığı etkiyi son derece arttırmıştır.
filmi özetleyen bir çığlık bu. yusuf'un uçurumun kenarına gelip içini sökerek attığı çığlık gibi. yusuf nefesini tuluma verir, ta ki kesilene kadar. ardından gelen ise biten nefese agıttır. 4:20'ye kadar içi öyle bir sıkıştırır ki geri kalanında durumun toparlanması için bir o kadar süre sessizce melodiye bırakır yerini. her dinlediğimde filmin eşsiz atmosferini ve yusuf'un bakışlarını tekrar tekrar hatırlatıyor bu şarkı bana. albumde bu özelliğiyle en öne çıkan parçadır daim yusuf orti, belki bitişine de tanıklık ettiği için. daha sonra zamanın geçişi filmi baştan yaşatan şarkı olarak ikinciliğe yerleşir.
ameliyattan önce bütün vücuda narkoz veriyorlar ya hani, ama sadece ilk anını saç derinden ayak parmak uçlarına kadar hissediyorsun ve sonra derin bir uyku. bu ağıt narkoz gibi giriyor kulaktan vücuda. sonra kendine geliyorsun, bir kere daha dinleme hissi doğuyor, sonra yine dinliyorsun, işte asıl o zaman anlıyorsun, etkisinden kurtulamamışsın.
filmin sonuna yaklaşıldığını anladığımda her seferinde kalbim sanki beynimi uyuşturup bu ağıttan en az yarayla kurtarmak için hızlı pompalamaya başlıyor vucudumdaki kızıl akışkanı. nefes almaya ne hacet! gerisi sigaradan bir nefes ve derin derin öksürmeler.
ölümü bir sis gibi çöken bulanıklık olarak algılamamı sağlamış ağıttır. her dinlediğimde gözlerimin buğulanmasından mıdır nedir sis basar etrafımı. yetmezmiş gibi bir de yusuf' a ölüm misyonunu yükleyip çekip gider.
insan hayatında öyle anlar var ki, mesela son bir bakış, karar anı, olmamışlık, farkındalık..
kelimeler "bizi" temsil etmediği için, bu çok kıymetli anların, o çok önemli sırların bizlerle birlikte ölecek olması ne kötü. yoksa kelimelere dökülebilse, gerçekle gerekli anlaşmalar imzalanıp köprüler kurulabilse, usta edebiyatçılara taş çıkartırdı o anlar.
böyle ağıtlar, "gerçek"i gösteren bir ok gibi. kafanı çevir.
ama yazık olmuş oğul yusuf.
baharın gelmeyeceğini biliyordun değil mi? o tedirginliğin de bundandı.