at yarislarinda hakkinda pek bilgi bulunmayan pek sans taninmayan yaris atlarini anlatan ingilizce bir kalip. ayrica politik yarislara katilmis az taninan ya da hic taninmayan adaylara da dark horse denir
ciltli olarak yayınladıkları conan'dan hazedemediğim ama poşette satılan ufak sayılarıyla beni bitiren, aşmış bir conan serisini yayınlayan baba comics yayınevi.
güzel bir firmadır, hoştur ama son conan serisi hiç bekleneni veremedi bence, daha farklı bir tarz daha yeni hikayeler olabilirdi. orjinal hikayeleri tekrar çizmeleri çok anlamlı bir hareket değildi özellikle "seriye yeni bir soluk getirmek" ile ilgili reklamlardan sonra hayal kırıklığına yol açtı.
indian summer abeline you were new in town, i was nineteen, and the sparks flew they called us crazy behind our backs "romantic fools" we just let them laugh because we knew it may be a long shot we may get lonely down the line but love knows no reason and i won't let 'em make up my mind
chorus: my money's riding on this dark horse, baby my heart is saying it's the lucky one and it's true color's gonna shine through someday if we let this, let this dark horse run
stars are brighter in a desert sky no need to wonder or justify where this will lead i wear your locket, our picture's inside inscription says 'the joy's in the ride' and i believe that something so sacred is something worth this kind of fight cause love knows no patience you can't please everyone all the time
chorus
so rare so sweet together baby, i know we can disappear be free
chorus x2
indian summer abeline you were new in town, i was nineteen
dagur kari'nin başarılı filmi. ve insan yine şaşırıyor kafasındaki stereotiplerin alaşağı olmasına. kuzey insanı olarak kodladığının kendi hüzünlerini, çelişkilerini, korkularını, saplantılarını paylaştığını görmek sevindiriyor bir anda. allak bullak eden detaylarla süslü tek kelimeyle turuncu bir film. ve bir de son anda dark horse'u duymak öyle bir hise tekabul etmektedir ki bunu anlatması için soruyorum geçmiş bene the dreamers'da non, je ne regrette rien'i duyduğunda neler hissetmiştin?
tutunamayanlar diye dilimize çevrilen siyah beyaz güzellik. grafiti sanatçısı daniel ve şeritlerin ortasına bırakıp ardından 500 ml su şişesyle benzin doldurduğu fiat500 filmin kemik kadrosunu oluşturuyor. köprünün açılış sahnesindeki kırılma ve yargıcın sigarasını atma sahnesi akilda kalan karelerin basini cekiyor.
rep. dana rohrabacher easily defended his nomination in the 46th congressional district in the tuesday primary, crushing dark horse challenger ron st. john.
şeklinde örneklenebilecek bir kullanıma sahip ing. kalıp.
nickelback'in bir haftadır epeyce dinlediğim albümü. yeni albümlerinden burn it to the ground'u rock fm'de dinleyip beğenince son albümü dinlemeye karar verdim. karar vermekle kalmadım, temin edip dinledim. kötü etmemişim. güzel bi albüm. hareketli şarkılar ağırlıkta. sound piyasa koksa da kesinlikle kulak okşayıcı ve temiz. şarkılar ideal piyasa uzunluğunda. girişler başarılı. riffler sağlam. vokaline öteden beri hastayım zaten. adam rock söylemek için doğmuş. gırtlağından öperim ben bu tipsizi. bu albümde yine iyi iş çıkarmış kerata. liriklere bakınca didaktik - eleştirel arası bir skala izliyorlar.
albümde öne çıkan şarkılara gelince...
albümün açılış şarkısı something in your mouth gayet eğlenceli ve böyle şıkır şıkır oynatan cinsten. hele vokalin rap moduna geçtiği yerlerde şıkır şıkır gibisinden bir şeyler gevelediğini duyuyorum. şarkı biterken "something in your..." deyip bitirmeleri tebessüme şayan. götüne girsin der gibi.
burn it to the ground biraz daha taşşaklı bir havada ilerliyor. back vokaller, koral hey!ler hoş olmuş.
dördüncü şarkımız next go around yine keyif moduna sokuyor adamı. "uçalım, kaçalım, yakışır bize adamım" temalı sözler. sonlara doğru fena olmayan bir de solo ilişmiş şarkıya.
just to get high damar olayına damardan girmiş. uyuşturucu müptelası ve nihayetinde kurbanı dosta yakılmış ağıt gibi bir şey. vokal şarkıyı daha da içli kılmış. hele nakarata geçerken böyle kızgın bi tavırla "tell me what you know, tell me what you gonna don't know" deyişine hasta oldum. uçarken yere çakılma diye uyarıyor, gençliği. aferin nickelback.
s.e.x. giderek pornografikleşen dünyaya ve yaşamlara ironik bakış atma çabası. hoş olmuş.
shakin' hands böyle ağır aksak bi şarkı sanki. şöhret sevdalısı kızımızın emeğine saygı duruşu çakmışlar. konusu itibariyle i wanna be a rockstarı çağrıştırıyor.
today was your last day bu günün son günün olsaydı bi düşün, ey âdemoğlu, nasıl yaşardın... şeklinde bir nasihat ve sorgulama çabası. mevzu klişe gerçi ama şarkı güzel.
beklediğimle alakası olmayan, all the right reasons gibi fena olmamış bir albümden sonra ancak böyle batırılabilir diye düşündüren nickelback albümü. albümün hit parçası olacak bir tane bile şarkı yok, ki ilk single için kullanılan şarkı gotta be somebody isimli olabildiğince alelade bir rock şarkısı. diğer şarkılar da aynen nickelback'in imajı nereye gidiyor diye düşündürmekten başka bir şey yapmıyor.
10 üzerinden azami 1 verebilirim bu albüme. o kadar hayal kırıklığına uğradım.