ilk (bilinen) filmiyle zemin hazirlayip. ikinci filminde o zemine taht kurmus bir insan oldu kendisi. bu kadar kisa bi zaman diliminde sittin senelik yonetmenden daha karizma ve taninir bir tarz yaratmasi destansidir superdir.bir kubrick mi doguyor, ir spielberg mi olusuyor diye soruyorum spektakulerlik adina.
requiem for a dream'de bize batman 5'te batman'in batmobil'in motoruna kuş sürüsü girmesi sebebiyle kaza geçireceği, omurgasini kiracaği ve bu yüzden yatalak olacaği, bunu duyan alfred'in kalp krizinden felç olacağini ve sürüneceğini, robin'in de batman'in yokluğunda kötü yola düşeceği, tinerci olacaği ve tiner - bali parasi bulmak için evdeki eşyalari satmaya başlayacağini ve batgirl'ün striptiz kulüplerinde ve çiplak motorsiklet ve at yarışlarında boy göstermeye başlayacağini hissettiren yönetmen... ya da batman belki şifre çözerken delirir, batmatkap ile kafasını deler...
aldigimiz istihbaratlara* gore adamimiz soyle$i* sonrasi hakiki bir turki$ hamamina goturulerek hamamin en kidemli tellagina teslim edilmi$. afm'nin iki kere rafine edilmemi$ yag destekli pop corn uretim tesislerinin mu$teri cekmek icin tum komplekse infiltre edilen igrenc proses artigi kokusu uzerine sinmi$ oldugundan hamam teklifine hemen atladigi a$ikar. ayrica neden freak? nereye kadar freak? gibi sorular ardindan iyi bir stress atma seansi oldugunu saniyorum.
bunun yaninda darren freak, "last man" publish title sahibi yeni bir science fiction proje uzerinde cali$iyormu$.
film sonrası(bkz: requiem for a dream) insanlarla konuşmak üzere sahneye çıkmış beklerken hala akın akın salondan çıkan seyircilere siktirin gidin dememesi üzerine nezaketine hayran kaldığımız,güleryüzlülüğüyle kalbimizdeki yerini perçinlemiş genç ve büyük olasılıkla dahi yönetmen.
iyi bir fikri içine ederek (bkz: pi) veya baştan aşağı anlamsız bir konuyu alıp iyice tiksinçleştirmeyi başararak (bkz: requiem for a dream) gönüllerde baygınlık uyandıran yönetmen. bir hikayeyi binlerce iyi anlatma yolu varken, kötü bir hikayeyi en iyi şekilde anlatarak kendine yazık eden yönetmen. aslında tüm requiem for a filmlerin babası.
1969 doğumlu olan aronofsky, sinema çevrelerinde birinci sınıf bir provakatör olarak tanımlanır. ilk filmlerini, seçmiş olduğu konuların yoğunluğuna ve çatışmacı tarzına uygun olan araçlarla doldurmuştur. brooklyn'li olan aronofsky, liseyi bitirdikten sonra live action ve animasyon çalışmak üzere harvard'a girmiş. tez projesi, supermarket sweep 1991 yılında students academy awards yarışmasında finalist olmuştu. aronofsky, 1994 yılında amerika film enstitüsünden yönetmenlik alanında bir master derecesi aldı. sarsıcı ve tanınmasına yol açan ilk filmi pi'yi arkadaşlarından ve akrabalarından aldığı 100'er $'lık katkılarla finanse etti. her ne kadar bu filmden sonra aronfsky hakkında paranoyak entellektüel yakıştırmaları yapılsa da yönetmen daha sonra çabucak, daha anlaşılabilir konulara geçmiştir. ama yine de rahatsız edici algılar ve ürkütücü deneyimler içindeki karakterlerle *seyirciyi kıvrandırmaktan haz alır.
tam 5 senedir yeni filmi the fountain ile uğraşan daha doğrusu üst üste çıkan sorunları berteraf etmeye çalışan, kanımca alejandro amenabar ile birlikte son dönemin en yetenekli yönetmeni.
requiem for a dream gibi bir başyapıtla neler yapabileceğini göstermesine rağmen, michael bay, roland emmerich gibi adamların önüne zırvalamaları için 100 milyon dolarları yığan stüdyolar tarafindan yıllardır süründürülen ancak 40 milyon dolarlık bütçeye onay alıp bu arada basrol icin ilk tercihler olan ama beklemekten sıkılan brad pitt ve cate blanchett'i de kaybeden, bu sırada sırf bu proje için üzerinde iki sene çalıştığı batman projesini christopher nolan'a devretmek zorunda kalan bir şanssız adam.
daha üzerinde genelleme yapılacak kadar filme sahip olmayan, pi ile kabaran iştahımın yerini requiem for a dreamin istanbul'daki galasındaki feci bir hayal kırıklığına ve yönetmen adına yüz kızarıklığına bırakmasına rağmen, tv prodüktörü ablasını tanıyan kocamın yanına ilişerek kendisiyle konuştuğumda bir kaç gerçeğin farkına varmamı sağlayan yönetmen:
1. film çekmek o kadar zorlu, yiyip bitirici bir iştir ki, eşten dosttan topladığınız 100'er dolarlarla çekip kendinizi gösterdiğiniz ilk filminizden sonra aynı sefalete bir daha düşmemek için, hollywood prodüktörlerine cazip görünmek adına sadece hollywood'cuların bağımsız sanacakları bir palyaçoluk affedilebilir.
2. yüz milyonlarca dolarlık bütçeler her yönetmenin götünü kaldırabilir, kaldırır ama fırsatlar kaçmasın diye, kuyruğu sıkıştırıp hop los angeles'a kapağı atmak bazı riskleri de beraberinde getirir.
3. bu riskler arasında kan emici prodüktörlerin köpeği olmak başta gelir.
4. hırs yeteneği bazen besler bazen de heba eder.
5. darren aronofsky şimdiye kadar başına gelenleri * hak etmiştir, belki de bu şekilde terbiye olacak, hırsını törpülemeyi becerecektir.
6. çünkü rachel weisz gibi bir kadını koluna takanın da şöyle bir götü kalkıverir. bu, hollywood süperegosuyla pekişince, göt gözü örtebilir, örtmüştür.
zamanın ötesinden gelen tıs sesi: darren kardeşim hırsına yenilme, grandiositeyi bırak kişisel film yap diye vakitlice uyaran dilimi seveyim. entrymi kötüleyeceğinize özhakikizamanötesi the fountain’a bakın, o protektif parmaklarınızı ifistanbul 2007’ye (gene) gelecek sevgili yönetmeninize sallayın. aha yapılmışı da var, bana inanmadınız the village voice’a belki inanırsınız. bakın ne diyor fountain of shame (tüh sana) başlıklı makâle:
“what the fountain lacks in coherence it makes up in ambition. aronofsky has not only aspired to make the most strenuously far-out movie of the 21st century, but the greatest love story ever told. lest anyone imagine the fountain to have been written by madonna's kabbalah teacher after a week pondering el topo and dancing to the incredible string band, the words "by darren aronofsky" are twice inscribed during the final credits. the third inscription will reveal itself in 500 years.”
(türkçesi: oğlum darren götü göbeği saldın çoluk çocuğa daldın ölümlü dünya kozmos maymunu olma al sana çürük yumurta çat çat yum gözünü bum bum burnunu tıkamayı da unutma hım hım)
requiem for a dream i filme alıp suçsuz, masum ve ortalama sinema seyircisine izleten; izleyen garibanların ödediği bilet paralarını haram etmeleri sonucu da beş yıl belini doğrultamamış yönetmen.tam huzura erip "daha da bu işlere bulaşmaz inşallah" dediğim şu günlerde tanrı tarafından tüm sinemacılara çıkartılmış kısmi af çerçevesinde yeniden kamera arkasına geçmiş ve vahşet serisine kaldığı yerden devam etmiştir. (bkz: flicker) (bkz: lone wolf and cub) (bkz: the fountain)
lost'un 2.sezon 17.bölümünü yönetecek olan,bu sene gösterime girecek the fountain ile 6 sene sonra tekrar boy gösterecek yönetmen..aslında lost ne alaka aronofsky'le izleyip göreceğiz artık.dizi için bundan daha iyi bir reklam olmaz heralde,bu bölümde baya birşeye de açıklama gelmesi muhtemel.ne de olsa final bölümünden bile daha çok izleyici çeker bu bölüm..