orada-varlık olarak konuşlanmış bir heidegger* kahramanı.. dasein, orada-varlık olarak, existentiell-ontik'ten existential-ontoloji'ye geçmiş bütün varlıkları içeren deli bir korniştir efendiciğim; aa hani o perdeleri taktığımız şey değil mi evlât: hani genelde üç perde rayı bulunanlardan; evet evet aynen üç, ay hastayım size valla efendiciğim..
dasein terimi, heidegger terminolojisinde neden mi olmalıydı?.. çünkü heidegger fenomenolojinin husserlci çıkışındaki bilinç özekli özne kavrayışını ,burada yatan kartezyen geleneğin bir zirvesi olarak görmüş ve onu, koptuğu alana tekrar oturtmak üzere ontolojiye bağlamıştır...bu bağlamda heidegger'in özneden ve bilinçten bahsetmesi gülünç olurdu elbette....ve o temelde bir varlık biçimi, bir varlığa gelme yapısı olarak nesnesinden kopuk olmayan bilinci, öyleyse eylemi içinde, varlığın ta kendisini isimlendirir....bunun adı özne değil, dasein'dir...salt bir bilinç değil bir varlığa gelme, varlığa katılma kipidir...
almancada "varoluş" için kullanılan ve lafzen 'burada olma' ,'orada olma'anlamına gelen terim jaspers'te,gündelik anlamı içinde sıradan varoluşu ifade etmek üzere kullanılmıştır.heidegger'de, varlığın kendisi için bir problem olduğu,varolmanın ne anlama geldiği sorusunu soran bireyin varoluşu.insan varlığının,temel özellik ya da boyutları.
istanbul 2.bolge 6. nesil sozluk yazarlıgı aday adayı,anketler aldatmıyorsa yakında secilmesi olası kişilik.secildiğim takdirde "sozluk yazarlıgında yeni bir ekol yaratacam " diyerek beni gulduren ,secilmediğim takdirde "bunun hesabını senden soracam ayrıyeten onlar kaybeder ben deil" diyerek beni daha daha fazla gulduren sahsiyet. bunuda yazmadan edemem (bkz: o olmazsa biz hiçiz) (bkz: kalemine saglık) (bkz: seminer vermek)
heidegger'in kullandığı anlamda dasein ingilizceye being there olarak çevrilir. sanırım en manalı türkçe çevirisi buradalaşmak-buradalaşan [varlık] olarak yapılanıdır. dasein'i direk insan olarak çevirmek ise hem hatalı hem de yanıltıcıdır.
edit: alkolikfedai diyor ki ingilizceye "being in the world" olarak çeviriliyormuş.
bu kelimenin çevirisiyle ilgili kafa yormanın, dilin kendisiyle kafa yormak olduğunu düşünüyorum . "dil varlığın evidir!" diye bizleri kendisiyle beraber bir taraflara çekmek isteyen heidegger'in bu kelimeyi bu denli şiirsel(metaforik) kurması da bundan kanımca. belirsizliğin ardına gizlediği varlık felsefesini tutarlı kılan yine bu kelimenin belirsiz kıldığı kavram karmaşasından sıyrılmaya çabalamasıyla ilgili bir şey. belki de olduğu yerde dönüyor "dasein" derken. olduğu yerde dönmeyi istediği için dönüyor da olabilir. bu dönüşün kendi kafasında kurduğu kelimelerle bir başka anlamı taşıdığı varsayılabilir. zira, her kelimenin anlamını deşerek ya da anlamları teker teker unutarak "buradalaşan", "zühur eden", "kelimelerin olmadığı bir yerde açan" bir felsefedir onunkisi. öyle bir muğlaklığın içinden a priori kavramlar kullanarak da dasein'i desteklemiyor. desteklemek kelimesini yok ederek bizleri inandırıyor kendine. inanmak ve tutarlı kelimelerini anlamsızlaştırarak. burada, olmak, var, martin, heidegger kelimelerini baş aşağı ederek ya da aşağı baş ederek... da, sein; çoklaşıp: "bu iki kelimenin yan yana konuşlanması nasıl net bir karşılık edinmez kendine!" dedirtiyor bizlere, "kelimeler anlamsız tuzaklarımız mı yoksa?"yı sordurtuyor bizlere, "e kelimelerle düşünüyoruz, o vakit...!"i yordurtuyor bizlere.
tam cevirisinin ne oldugunu bilmek anlamsiz olsa da aslinda anlatmak istedigi sey -basitçe- insandir. soyle ki heidegger dasein derken kendi varliginin farkinda olan bir varliktan bahsetmistir. her ne kadar varligi kendine bagli olmasa da yani kendi secimi olmasa da, kendi var oldugunun farkindadir ve diger varliklari yani das sein lari kullanir.
heidegger'in bu kavramı kökenlerinden farklı olarak kullandığını not etmekle birlikte, aslının dass-sein'a dayandığını ve varoluş anlamına geldiğini, böyle olmaklığında was-sein'a (nelik) karşıt bir konumda geleneksel felsefe içerisinde ele alındığını belirtelim.
bir hoca* bir keresinde "yozgatlıların dasein'ı olmaz" buyurmuştu, çok manidar bir önerme idi, özellikle de feylesofinin geçerliliğine dair.
aslında genişçe düşündüğümüzde "yozgatlılar'ın dasein'ı olmaz" mesela bizim modernizasyoncularımız tarafından düşünülmelidir. yoksa "şapka devrimi" yapmak türünden acıklı güldürüler sergilenir. yeni yeni ahmet hamdi tanpınarlarımız düşünmelidir bu konuyu yeniden ve yeniden, yoksa orhan pamuklarımız oryantalizmin kralını kaktırırlar kafamıza da kendimizi tanımaz hale geliriz. günter verhoygen tarafından bile düşünülmesi gereken bir önermedir bu, bizim yozgatlılarımız avrupa birliği ortamlarına aktıklarında müzeleri gezmeyecekler bildiğim kadarıyla, ya da genç werther gibi acı çekmeyecekler sanırım ya da raskolnikov misali kendileriyle boğuşmayacaklar suç işledikten sonra. tabii bunlar gündelik, siyasi konular...
tabii yozgatlıların da bir dasein'ı var heidi'ye sorsak, doğrudur da bu, ama yozgatlının dasein'ı hep ontik, asla ontolojik değil ki... bunu da koskoca bir batı metafiziği geleneği düşünmeli, hatta ikonakırıcılık-cılık oynayan postmodernistler bile yozgatlıları "okumaya" çalışırken bir daha düşünmeliler bunu, ki tabi bundan önce yozgatlıları "okumaya" çalışmalılar ki görsünler nasıl da yerin bir karış üstünde boşa salınıyor narin ayacıkları...
ne demek bu? sabah sabah "aslında asla tefekkürümüzün nesnesinin bize hükmetmesine izin veremeyeceğimiz için hep bokumuzda boğuluruz biz, bunu kabul edelim ey aydınlanmış özneler yumağı..." şeklinde formüle ettiğim sorunun bir kez daha tokat gibi suratımıza çarpması demek bu. yozgatlıların dasein'ı olmaz, ama zaten daseincılık oynayacak kadar "derin" adamın da yozgatlıdan haberi olmaz...
6 nesil sözlük yazarı, bilgisayarin icat olunup sosyalliğin bozulduğu güzelim dünyaya daha evvel gelse acaba ne ile ilgilenirdi diye düşündüğüm, java canavari, baba kuzusu, minyatür insan. zatımı go da yenen ilk ve tek insan olma özelliğini bünyesinde barındırmakla beraber, pek mütevazi bir ademoğludur kendileri.
aşagı yukarı bolumdeki her projeyi ve odevi onceden yapması dolayısı ile diğer ogrencilerin ufkunu bir anda acan ogrenci dostu. hobileri arasında derste kavrulmus fıstık tuketmek ve seminer vermek sayılabilir.
hegel'e, goethe'ye, kant'a kadar geri giden almanca terim. "daseyn" diye yazılırmış o zamanlar. latince "existentia"ya karşılık olarak türetilmiş: varoluş.
heidegger el atınca da okuru hafifçe yadırgatacak biçimde kullanmış.* wesen, vorbei, lichtung, ereignis, ding ve welt'i de böyle kullanır. almanca bileni bile yadırgatan bu sözcükler çeviride başa bela oluyor haliyle. nitekim "dasein" fransızca ve ingilizceye yer yer "orada-olmak" ("being-there", "être-là"...) diye çevrilmiş olsa da, "sein und zeit" çevirilerinde corbin "réalité humaine", staumbaugh "da-sein", vezin, macquarrie ve robinson "dasein" sözcüklerini kullanmış. anımsadığım kadarıyla aziz yardımlı internetteki "sein und zeit" çevirisinde "belirli-varlık", ama basılan biçiminde "orada-varlık" karşılıklarını benimsemiş. vakit kütüphanesi'nde yayımlanan "metafizik nedir?"* çevirilerinde suut kemal yetkin'le mazhar şevket'in, yenilerde heidegger üstüne çalışan kaan h. ökten'in ve ayrıca emmanuel martineau'nun "dasein"ı nasıl karşıladıklarına bakılabilir...
anlamına gelince: heidegger'in bütün düşüncesinin tek meselesi varlık olduğundan, dasein da sein und zeit'ın ilk yarısında varlık sorusu ortaya koyulurken gündeme gelir. burada dasein varlık sorusunu sorandır, bu yüzden de sorulanla (varlıkla) ilgili olarak belli belirsiz bir anlayışa sahip olması gerekendir. heidegger'e göre varlık sorusuna girmenin yolu dasein'ın varlıktan ne anladığını aydınlığa kavuşturmak. bu nedenle descartes'tan beri gelen modern "özne" kavramına ve özellikle husserl'in bilinç felsefesine mesafe koyup, dasein'ı sıradan gündelik yaşayışı içinde kavramaya özen gösterir: gündelik harala gürelesinde dasein, ne dünyanın karşısında bir düşünen adam, ne bir kuramcı, ne başka insanlardan ayrı özerk ve özgür bir öznedir. dünyayı uzam olarak, evreni uzay olarak, çevresindeki şeyleri de nesne olarak görmez. şeylerin bilincinde değildir, onlara alışkındır, onları kullanır: şunu şurdan alıp ona ekle, buraları toplayıp şunu aç, kaba dök, karıştır, onları yetiştir şuraya götür... dasein'ın işi gücü vardır. varolur varolmaz umrundadır.
ingilizce diline being there olarak tasiyabilecegimiz bu heidegger terimi peter sellersin canlandirdigi chauncey gardiner karakteriyle ekranlara yansimistir. kanimca almancanin literature kazandirdigi en muhim kelime/kavramlardan birisidir.