bir söz var, ''zeki insanlar fikirlerden, orta seviye zekaya sahip bireyler olaylardan, düşük zeka seviyesinde ki ler ise insanlardan konuşurlar''... bu anlamda dedikodu zeka seviyesini minimale indirgeyip iletişim kurma şekline verilen isim oluyor.
kim soylemis beni suheyla'ya vurulmusum diye? kim gormus, ama kim, eleni'yi optugumu, yuksekkaldirimda, gupe gunduz? melahat'i almisim da sonra alemdar'a gitmisim, oyle mi? onu sonra anlatirim, fakat kimin bacagini sikmisim tramvayda? guya bir de galataya dadanmisiz; kafalari cekip cekip orada aliyormusuz solugu; gec bunlari, anam babam, gec; gec bunlari bir kalem; bilirim ben yaptigimi. ya o, mualla'yi sandala atip, ruhumda hicranin'i soyletme hikayesi?
topluluk içinde yapılan bir nevi fikir teatisi. hele insan kendi hakkında yapılan dedikoduları öğrenince çok daha değişik heyecanlar yaşıyor. burda önemli bir nokta kendimizle çelişmemek gereği "hakkımda yapılan dedikodudan tiksindim şekerim" ruh haline bürünmemektir. çünkü neden? çünkü ya bunun hayatınızı etkilemesine müsade ediyor veyahut bu rahatsızlık duyduğunuzu söylediğiniz insanları hayatın içinde barındırıyorsunuzdur. o halde şikayet kendi içinde çelişir.
hemen kendimden örnek vereyim mesela: bugüne kadar benim öğrenebildiğim yaklaşık 812 değişik dedikodu duydum hakkımda (boyu 3 metreymiş, bir oturuşta iki inek yiyormuş, çok yakışıklıymış webcamler çatlatıyormuş vs vs) duydum ne oldu? hiç. boyum hala 2.35, bir ineği anca yerim, webcam'im de sapasağlam duruyor. demek ki desinler için uğraşmak da, diyenleri kafaya takmak da çok hatalıymış yanlışmış. reklamın iyisi kötüsü olmaz ise kendini pazarlama ihtiyacı duyanların felsefesi, dedikodu da bunun bir aracıymış. (bkz: olmaz)
yargı, güçlü adalet anlayışına sahip memleketlerde aşağı yukarı 12 kişiden oluşan jüri üyelerince yapılmaktadır. bu mahkemenin dışındaki normal hayatta da böledir, böle de olmalıdır. evet dedikodu pis bişeydir, insanı uyuz eder. ama insanların etraflarındaki kişilere karşı besledikleri bir takım duygu ve düşünceleri vardır. bu düşünceler iyi veya kötü olsun paylaşılarak daha objektif ve güvenilir bi platformda masaya yatırılmalıdır ki yargısız infaz yapılmasın. mahkemelerinde 12 kişilik jürisi bulunan bütün ülkelerin vatandaşları bunun güvenilirliğine inanmakta hatta "adalete güvenimiz tam" şeklinde demeçler vermektedirler. peki acaba neden hiçbiri "ulan bu jüri odaya girdi benim dedikodumu yaptı" dememektedir? çünkü 1 kişinin vardığı karardan ziyade dedikodu yapılarak da olsa varılan yargı daha güvenilir, daha mantıklıdır. önemli olan mahkemeye çıkmak için neden oluşturmamaktır. ha eğer ki evinizde otururken nedensiz yere sizi tutuklamaya gelen polisler olursa da mahkemede suçsuzluğunuzu ispat etme ve hatta bunu suçlamayı yapana ve diğer 3. kişilere yayınlatma hakkına sahipsiniz kimse sizi tutamaz, deli gibi çılgın gibisiniz.. ayrıca konuşmama hakkına da sahipsiniz ama bu ayrı bi başlıkta incelenmeli tabii..
dedikodu hakkında kafamızdaki tanım "birinin hakkında konuşmak"tan çok, "birinin hakkında/arkasından yalan yanlış konuşmak" şeklindedir, bilemem tabii nereye kadar sınırlanabilir veya genişletilebilir tanım, ben emireriyim.
dedikodukulaktan kulaga mekanizmasi ile olu$mu$ bir insan evladi icadidir. ozunde ki$ilerin bastiralamami$ ' ne dedi kim kodu' hirslarindan kaynaklanan orgazmsal beklentiler yatmaktadir.dedikoduyu ali$kanlik edinmi$ bunyelerde garip bir zevk alinmasini saglar. daha da a$mi$ bir versiyon icin bakiniz: dedikodunun metamorfozu.
yanlış bir olay. birgün dolmuşa binip birinin ardından dedikodusunu yaparsınız. sonra dolmuştan inince bir bakarsınız önünüzde oturan adam o dedikodusunu yaptığınız adammış. yerin dibine girmek deyimi az kalır hissettiklerinizi anlatmak için. (bkz: kendimden biliyorum)
orhan veli'nin şiiri olan haliyle, (ki kendisi "kimin bacağını sıkmışım tramvayda?" dizesiyle uyanış seyansımın pistolü iteneği olmuştur içinde bulunduğumuz tarih itibarı ile) sezen aksu tarafından bestelenen levent yüksel tarafından da icra edilen leziz bir şarkıdır.
sosyal bir olgu olarak dedikodu gündelik yaşamın olağan bir parçasıdır. dedikoduyu sosyolojik ve psikolojik boyutlarıyla ele alan çalışmalar yapılmıştır: edgar morin, "rumour in orleans", 1969 noel kapferer, "dedikodu ve söylenti", 1990 gordon allport, "the psychology of rumour", 1965
dedikodu ingilizce sözlüklerde gossip ve rumour sözcüklerinin karşılığı olarak geçmektedir. bu nedenle söylenti ve dedikodu birarada ele alınabilmektedir. soğuk savaş dönemi amerikası'ndan dedikodu ve söylentiye bir örnek : "amerika'da üretilen tereyağının çoğunu ruslar alıyor, üstelik sadece silahlarını yağlamak için". bir görmeden inanma edimi olarak dedikodu sinirlendirici ve aynı zamanda monotonluğu ortadan kaldırıcı bir malzeme olarak medyada da sıkça kullanılmaktadır.
genel kanı dişilerin dedikodu meraklısı olduğu yönünde olsa da, bir erkek meclisine sızan ajanlarımızdan aldığımız bilgilere göre, 5 erkek bir araya geldiğinde, konu dönüp dolaşıp "ayşe'yi kim düdükledi, mehmet kimi kiminle boynuzluyor, sevtap'ın da memeleri silikonmuş olm" raddesine gelmektedir. herkes illa ki dedikodu yapar, ancak aralarında belli bir güven sağlamış insanlar bu işten zevk alarak, eğlenirler. "bu gece beni ara çok sağlam dedikodularım var" ya da "hadi bi paket çekirdek alıp şurda dedikodu yapalım" tarzı cümleler kurabilirler. öenmli olan ise dedikodu yapılırken araya yalan yanlış bilgilerin, hakaretlerin karıştırılmamasıdır. dedikodusunun yapılmasından rahatsız olduğunu söyleyen insanların da ya bilinmemesi gereken sırları vardır, ya da söylemleri "ay hep ben hep ben şekerim, niye bu kadar ilgileniyor bu insanlar benim özel hayatımla anlamam ki" mealli cümlelerden öteye gitmemektedir.
"dırdır vırvır dedikodu..! (burada "ko du" yu vurgulayarak sözler, eller konuşma işareti şeklinde açılıp kapanır..) yer bitirir enikonu insağğnıııı elaleme öyle yüz verirsen kendi ellerinle karartırsın dünyağğğnıııı
bir kısım insanların, önce "dedimse ben dedim" sonra da "ohhh nasıl da kodum" diyerek ve iç gıdıklayıcı mecralara sürüklenerek yapıyor oldukları bir acaip insanoğlu fasilitesi.
insan pskolojisinde sahislar ve olaylar hakkindaki iyi yada kotu bilgileri baskalarina aktarma durtusu.
dedikodu,yoktur sonu dedikodu gelmez, bunun hic sonu. ayse,fatma neriman ne demis? buna canan gucenmis dugun hangi salondaymis? damadin boyu kisaymis, gelinlik modaya uymamis pastalarda bayatmis
yeni ceza kanunu tasarısıyla 6 ay hapis cezası öngörülen bir suç haline getirilen eylem.
tasarının 180. maddesinde "huzurda veya ikiden fazla kişiye ihtilat ederek gıyapta, bir kişiyi halkın hakaret ve husumetine maruz kılacak veya onun namus veya saygınlığına dokunacak bir isnatta bulunana veya bir kimsenin namus veya şöhret veya vakar veya saygınlığına saldırana 3 aydan 6 aya kadar hapis cezası verilir" hükmü yer alıyor...
kadın erkek, herkesin yapmaktan zevk aldığı ender şeylerden biri. insanlar, dedikodu yapmadan yaşayamıyorlar. çoğu zaman yaptıklarının dedikodu olduğunu kabul etmiyorlar ama yapmadan da duramıyorlar. yapıcı ya da yıkıcı ama her zaman, dedikodu yaşamımızın bir parçası. sadece bizim değil, sanatçıların, politikacıların, bilim adamlarının, kısaca insanın yaşamının bir parçası. dedikodu, sosyal bir olgu ve insanın varoluşundan beri süregelmekte... sosyologlar, en yaygın dedikodu konularını şöyle sıralıyorlar: başkalarının gelirleri, seks hayatımız, arkadaşların ve komşuların aşk hayatları, aile içi sorunlar, çevremizdeki kişilerin giyimleri, tanıdıkların evleri ve futbol.