1931 dogumlu, mulkiyeli, sivil sair. ikinci yeni icinde orta ikiden ayrilan cocuklar icin siirler yazmistir. agzi kalabalik bir tarihci, sapina kadar etikcidir.
çanakkale'nin türk ve dünya şiirine tuhaf armağanı. ikinci yeni'nin en 'unisex' ismi. gerek söz diziminde yarattığı kaos, gerek bu kaostan çıkardığı çok özel düzen, onu türk şiirinin yatağında çok özel bir konuma yerleştirmekte.
ölümüyle orta ikiden ayrılan çocukları öksüz bırakan saygı duyulası insan, şiirde çığır açmış şair...............................................................(bkz: şair)
öldü ve gitti.hayatındaki en normal şey ölümüydü.otopsiye iyi ki gerek kalmadı.ne anlardı ki zavallı doktorlar,ustanın ruhundan arta kalan işlevsiz et parçalarından.
// asıl adı ece ayhan çağlar ’dır. 1931 yılında datça (muğla)'da doğdu. ailesinin asıl memleketi ise çanakkale'nin eceabat ilçesine bağlı yalova köyü ’dür. ilk ve orta öğrenimini istanbul’da gördü. 1959 yılında siyasal bilgiler fakültesi'nden mezun oldu. 1962-1966 yılları arasında gürün , alaca ve çardak ilçelerinde kaymakamlık yaptı. sonra istanbul’da çeşitli yayınevlerinde redaktörlük ve editörlükle uğraştı, bir süre türk sinematek derneği ’nde çalıştı. üç yıl süre ile isviçre ’de tedavi gördü. dönünce bir süre istanbul’da ve bodrum-gümüşlük ’te yaşamını sürdürdü. çanakkale’ye yerleşti. 12 temmuz 2002'de izmir'de hayata veda etti.
kapalı ama gizli olmayan, kuraldışı ama gelenekseli soğurmuş, toplumsal tarihi ve insanı inanılmaz bir eleştiri cenderesine sokan, dilin uçlarında dolaşan, ortalamaya ve sıradanlığa teslim olmamayı ilke edinen ve aykırı biçem taşıyan şiirleri, ece ayhan’ı ikinci yeni akımı içinde en çok sözü edilen şairlerinden biri yapmıştır. // *
istanbul - türk şiirinin en önemli ustalarından, en kendine has şairlerinden birini kaybettik. benzeri olmayan ve bir daha da olmayacak bir şairi, ece ayhan'ı kaybettik...
1954'te ilk şiirinin yayımlanmasından beri her zaman dikkati çeken, tartışılan bir şairdi ece ayhan. türk şiirinin en önemli değişimlerinden olan ' ikinci yeni 'nin en özgün ve en çok tartışılan şairiydi. hayatta olduğu gibi şiirde de anlamın da, gerçeğin de yüzeyde, kolayca yakalanan kavramlar olmadığını gösteren bir şiir anlayışı vardı.
mehmet h doğan 'ın yazdığı gibi: "şiirini kurarken gereç olarak kullandığı uzak ya da yakın tarihten olaylar, kent yaşamından tablolar, tipler, çok kişisel gözlemler, özel adlar, anılar, uzak çağrışımlı eski sözcükler onu neredeyse bir şiir sözlüğü kurmaya götürürken, bu, şiiri çoğunlukla kolay algılamalara alışkın sıradan şiir okuru önünde anlaşılmaz, kapalı bir duruma getir"di.
şiir söyleyişi, kendine has sözcükleri, imgeleriyle sımsıkı bir şiirin mimarı. her şeyi olduğu gibi dili de sorguladı, bozdu, sarstı. onun şiirlerini anlamak için sözlükler yazıldı.
tarih, sosyoloji, siyaset bilimi, ekonomi, felsefe onun didik didik ettiği alanlardı. her bilginin, her olgunun ardındaki gizli anlamı bulmaya çalışırdı. kendisini hep kıyıda hissettiğinden olsa gerek, ilgilendiği her şeyde marjinalliğin izini sürdü. alkışlananı değil, görmezden gelineni bulmaya, göstermeye çalıştı.
ömrü boyunca kurtulamadığı sağlık sorunları son yıllarda da peşini bırakmadı. sık sık hastaneye yatmak zorunda kaldı. hastalıkları, en çok sorguladığı kurumlardan olan devletin onunla barışmasını sağladı. başbakan'dan, kültür bakanı'ndan, belediye başkanlarından maddi-manevi ilgi gördü. ece ayhan, kolayca dost olabilen, yaş farkı gözetmeden herkesle konuşup tartışabilen biriydi. özellikle genç şairlerin ' ece ' diye hitap edebildikleri kadar yakını oldu, kişisel olarak da sevildi. öküz 'de şiirleri, söyleşileri yayımlanırken okur sayısının on binlere ulaştığını gördü, belki de biraz ürktü. bir kitap fuarında binlerce genç onu ayakta alkışlarken, ilk kez bu denli büyük bir kalabalıkla karşılaştığını belirtip, seyirciye biraz da yan dönerek kendisi gibi konuk olan metin üstündağ 'a hitaben konuşmayı yeğlemişti.
zor, yorucu, yıpratıcı, maddi yoksulluklarla, hastalıklarla bölünmüş bir hayat yaşadı ece ayhan. ama sanıyorum, ömrünün son yıllarında da olsa hem şiirinin, hem kişi olarak kendinin ve tabii tartışmaya açtığı kavramların toplumda yankı bulduğunu, ilgi gördüğünü yaşadı. mutlu oldu, mutlu öldü.
temmuz'un on ikisi, dediler usta ölmüs cok gülüncsün azrail, ece ayhan ölür mü
zor sair, kendini zorlamayi sevmeyenlerin kolayca "anlamiyorum ben abi bu ayaklari" diyebilecegi türden. siirinde otoriteyle dirsek temasina girmemis, feodal-geleneksel aliskanliklarimizla ortak payda aramamis belki de tek sair. gercek bir aykiri. yok yok, bütün bu sözler bile onun icin fazla cici. o kadar.
uyumsuz, muhalif ve aksi tavırlarıyla arkadaşlarına illallah dedirten ve haliyle yalnız kalan, yalnız ölen bir şair. lale müldürün anlattığına göre, parasızdır ve çok acil ameliyat edilmesi, ameliyatın da yurt dışında yapılması gerekir. şair ve edip arkadaşları toplanırlar, para toplarlar. kendisine de bu konuda devamlı bilgi verilir, gelişmelerden haberdar edilir, zor bela ameliyat ettirilir. iyileşmiş ece ayhan yurda dönünce ilk iş olarak ameliyatı için uğraşan arkadaşlarını mahkemeye verir. nedeni ise biraz tuhaftır: - paramı gaspettiler!! bu hadiseden sonra yapacak bir şey yoktur el ayak çekilir, ve sohbetler kesilir.