meğerse taa şok'tan beri süre gelen, bizi yıkan güldüren bir yaratıcılığın sahibiymiş, helal ona. farkettirmeden bir marka, türkiye'nin ilk internet fenomenini yarattı bu adam, çok takdir ediyorum, önder yaptım kendime.
sitesi populerlestikce kendini kaybeden, artik iyice megalomanlasan yakinda bu konuda dunya rekoru sahibi olan reha muhtarin seviyesine ulasacak olan kisi
beyaz show, sok, televizyon cocugu programlarina yonetmenlik yapan, itiraf com icin ntv deki isinden ayrilan, karikatur cizmisligi olan, efsaneler (urban legend) kitabinin yazari, bahcelievler'de oturan, net aleminde hakli bir un yakalayan ama buna ragmen megalomanligin yanindan gecmeyen sahane insan... itiraf com ve efsaneler com dan sanildigi kadar para kazanamadigindan confideinme com sitesini hazirlayip amerikada yayina sokmus ama orada da umdugunu bulamamistir... kurbaga, kertenkele gibi hayvanciklarin kucuk oyuncaklarini konsoluna dizdigi yesil bi polo'su vardir... severim sahsen...
bir cok begenilen programda etkin rol alan, sitesinin yıldönümünde her sene aynı metni yazan, bunu farketmeden sadece gecen senenin metninin aynısını copy-paste etmis* diye oldukca agır bir mesaj cektigim ve sonra aslında her sene aynı metni yazarak bir atraksiyona girdigini gördügümde ise sadece "saglık olsun" diyip gecebilecek kadar mutevazi insan.
hos bi adam sanki... ama aksam gazetesindeki kosesinde yazdigi wow haberi pek bi reklamdi... hani sanki tatile para odememis de, yazma sozu vermis gibi... eminim odedigine, ama ne gerek var ki oyle bi yazi yazmaya?
geçenlerde mail kutuma düşmüş bir yazısı gülmektenyerlere yatmama sebep olmuş zatı al. yazı aynen şöyle idi: "ben küçükken çok salaktim:
edip akbayram'in ismini edi zannederdim. yani o, benim için "edi pakbayram"di.
ablama, "nasil olup da koca bir günü canin sikilmadan evde oturarak geçiriyorsun?" demistim. "büyüyünce insanin cani sokakta oynamak istemez ki" cevabini vermisti. uzunca bir süre büyüyüp büyümedigimi anlamak için kendime, "canin sokakta oynamayi istiyor mu?" diye sormustum.
annem erkegin cinsel organini "pipi" kadininkini "kutu" olarak tanimlamisti.o zamanlar trt'de cenk koray'in sundugu "tele kutu" diye bir yarisma vardi. yarismacilar, "hayir cenk bey. ben kutumu açmak istiyorum" deyince kosarak odadan kaçardim.
dedemle parka gittigimiz bir gün trt'ciler çekim için oradaydi. beni oynarken çektiler. yayin günü bizim aile jeneriginde gözüktügüm çocuk programini izlemek için televizyon basina geçti. kendimi ekranda görünce, "beni niye parkta unuttunuuuz?" diye gözyaslarina bogulmustum.
geri vites" kavramim yoktu. soför, kolunu koltuga atip arkaya dogru bakinca araba otomatikman geri geri gidiyor zannederdim.
benden büyük kuzenlerim dondurmacilarin dondurma külahlarinin sivri kismiyla kulaklarini karistirdigini söylemisti. inanmistim. hâlâ da külahlarin sivri kisimlarini yemem. çöpe atarim.
babaannem bir gün ölürse sevdigim dizilerin olmadigi bir gün ölsün istiyordum.
abimle karaoglancilik oynardik. o karaoglan olurdu, beni de bizans askeri yapardi. sonra evire çevire döverdi. çok mühim bir sey yaptigimi sandigim için canim yansa bile hiç sesimi çikarmazdim.
bulmacalardaki, "annenin erkek kardesi" kismina dayimin bes harfli ismini sigdirmaya çalisirdim.
anaokulunda patates baskisi yapmayi ögrenmistik. o kadar hosuma gitmisti ki, evde duvarlara, masa örtülerine filan basmistim. ancak sanat merakim annemin yeni aldigi beyaz etege patatesi yapistirmamla son bulmustu. hem gönlünü almak hem de el koydugu patateslerime kavusmak için dahiyane bir fikirle ögretmenimin yanina gittim. "annem" yazisini patatese oydurttum. sevinçle eve gelerek soyundum. renkli boyalara batirdigim patatesi vücudumun her tarafina bastim. sonra da annemin karsisina geçtim. beni o halde görünce aglamaya baslamisti.
madonna ile maradona'yi kardes zannederdim. kendi kendime, "bunlarin babasi ne sansli be. bir çocugu futbolun krali, öbürü müzigin kraliçesi" derdim.
birinden özür diledigim zaman allah'in bana bir özür verecegini sanirdim. sakat olacagimi düsünüp hemen "diledigim özürü" geri alirdim.
kurban bayrami'nda toplanan derilerden uçak yapildigini sanirdim. uçaklarin dis yüzeyinin bu derilerle kaplandigi için türk hava kurumu'nun topladigini düsünüyordum. uçak kaçirma filmlerinde silahla ates edildiginde ya da bomba patladiginda, "ayyy! deri delindi!" derdim.
annem banyodan çiktiktan sonra babamin söyledigi, "sihhatler olsun" lafini "saatler olsun" diye anlardim. bunun da, "banyoda amma çok kaldin" gibi bir sey demek oldugunu sanip babamin anneme kizdigini düsünürdüm. annemin buna karsin niye sadece, "sagol" dedigini merak ederdim. "ne kibar kadin, babam kizsa da hiç muhatap olmuyor" diyerek anneme hayran, babama kil olurdum.
tesadüfi şekilde kendini tishow un yönetmeni olarak bulan.. ne alaka yaa desede tadını çıkartmaya çalışarak 3 bölümünün tamamını 2 bölümünse sadece show kısmını çeken... (programı tarkan karlıdağ devraldı ve proje 6. bölümünde sona erdi) aslında yaratıcı da olan ama bu özelliğini tanıtım, jenerik çekmek için kullanması gereken... ve kanımca program rejisi yapmaması kendi yararına olan üretken şahsiyet... herkes herşeyi yapamaz naparsın!!
kendi eliyle inşa ettiği ve girişine de "hayat okulu" tabelasını yapıştırdığı ahlaksızlık teşhir akademisinden utanmadan gora'yı "çok fazla küfür var, insanın yüzü kızarabiliyor izlerken" diye eleştiri kasırgasına gark etmeye çalışan sevgi kelebeği... hastası değilim, olamadım...
akşam gazetesinin geyikçilerinden biridir.ne yapar eder saçma sapan da olsa ilginç bir köşe yazısı bulur kendini okutturur.küçükken salaktım gibi şeyler yazınca gıcık oluyorum,filmlerdeki ayrıntıları yakalamak gibi orijinal fikirleri paylaşınca çok beğeniyorum.önce kontrol etmek gerekiyor yani.insanları eğlendirmek için hayal ürünü şeyler anlatan hayal ürünü bir yazar da değil ayrıca
istanbul.net'te profilinin bulunması tesadüf değildir. itiraf.com'u geride bırakmış, bir başka başarılı internet projesi olan istanbul.net'e başlamıştır. akşam gazetesindeki köşe yazılarına ne olduğu da merak konusudur.
yıllar öncesinde hevesli ilk internet günlerimizde itiraf.comu heyecanla takip ederken ve icq diye bi kavram varken hayatımızda, bi ara site sahibi adına bi icq numarası yazmıştı sitede. ordan salladığım bi mesajla gelişen ve uzunca bi süre devam eden bi online kontağımız olmuştu. keyifli muhabbetlerdi, kasmayan, düz, zeki ve kafa bi insan izlenimidir kendisine dair benim hafızamda kalanlar.
çok kısa bir zaman önce kendine paramkayboldu.com adında oyuncak bir proje yaptı. 5 ytl'leri toplayıp toplayıp bakkala çakkala coca cola light, davidoff söyleyip harcıyor. sonra da elindeki ps3'ü, canından çok sevdiği grafikerinin iphone'u; parasını bulup getirene veriyor... olacak şey değil. olan 5 ytl'lere oluyor. tam kendilerine sıcak bir yuva (istanbul.net, uzmantv.com ve gittigidiyor.com'un bulunduğu plaza) buldum derlerken tepelerinden scanner geçiyor, sonra yine sokaklara bırakılıyorlar..
itiraf.com u heyecanla takip ettiğim dönemlerdi. sabaha karşı saat 2-3 gibi güncellenirdi site, ben de beklerdim. bir gün saat oldu 4, hala tık yok. sinirlendim demek ki hemen bir mail yazdım. "site güncelenecek diye bekliyorum, bugün biraz geç kaldınız sanırım" gibi bir şeyler zırvaladım. 2 dakika sonra cevap geldi, "hemen geliyor, beklettiğim için kusura bakmayın, sevgiler..." gibi bir şeydi (hatırlamıyorum tam 10 sene geçti üzerinden). dedim yazayım bir mail daha, " e ama olmuyo böyle ersan, yani...". suyunu çıkartmadan uslu uslu beklemiştim yeni itirafları, sevinmiştim epey de.