eskiden çember çevrilir, su musluktan içilir agaçlara tirmanilirdi bebekler bezden silahlar tahtadan resimler kömür karasindan yapilirdi kizlara ninelerinin, erkeklere dedelerinin isimleri konulur saatli maarif okunurdu komsuda pisen bize de piser bizde pisen komsuya düserdi geceler ayaz sokaklar karanlik yildizlar parlak olurdu tursu, salça, manti evde yapilir karpuz kuyuda sogutulurdu erik agacinin çiçegi pencere camimiza yaslanir güz yapraklari bahçemize düserdi kardan adam yapilir evlerde soba yakilir kis gecelerinde masal anlatilirdi merdiven çikilir aidat ödenmez yönetici seçilmezdi evler badanali sokaklar lambasiz mahalleler bekçili olurdu ajans radyodan dinlenir çizgili roman okunur defterlere kenar süsü yapilirdi hayat arkasi yarin gibiydi kesintisizdi her gün yasanacak bir sey vardi herkes kendi düsünü kurar kendi hayatini oynardi simdi hayat tek perdelik bir oyun stand-up bir yalnizlik gibi simdi herkes yogun yorgun ve tek basina can dündar
ne güzel insanlar vardı eskiden. çocukluğumuzu kaplamışlardı. bize masal anlatırlardı cinlerden, perilerden. büyükanneler, büyükbabalar vardı. o zaman hepsi uzaktı ölümden. hem sevindirir hem korkuturlardı. acı hikâyeleri bile tatlı tatlı başlardı. demek bunun için gittiler hikâyelerden. ne güzel insanlar vardı eskiden.
ne güzel şarkılar vardı eskiden. gençliğimizi donatırlardı. hep iyi şeyler hatırlatırlardı geçip gitmiş devirlerden. sevgi ve ümid yaratırlardı. o zaman her şey uzaktı ölümden. yanık şarkılar bile neşeli başlardı. ister istemez saadet taşardı gamsız günlerimizden. ne güzel zamanlar vardı eskiden.
ne güzel şarkılar vardı eskiden. hayal içinde yaşatırlardı. güldürür ağlatırlardı duymadan biz, düşünmeden. her an bir asır kadardı. o zaman herkes uzaktı ölümden. candan sevdiklerimiz vardı. hepsi başka güzeldi, bizi tanımazlardı. bütün yollarımız geçerdi gül bahçelerinden. ne güzel zamanlar vardı eskiden.
babalar çocuklarını sadece uyurken severlerdi. çocuklar babalarına "siz" diye hitap ederlerdi. alkışlamak, daha doğrusu el çırpmak diye birşey bilinmezdi. alkışlamak hayır duası etmek anlamına gelirdi. [tersi için (bkz: kargamak)] sevgi, "seni seviyorum", "senden hoşlanıyorum" şeklinde eylemli önermelerle değil "canım", "sevgilim", "sultanım" gibi hitap sözcükleriyle ifade edilirdi. dudaktan öpüşmenin özel, romantik bir anlamı yoktu. erkekler özellikle kentsoylu erkekler asla kalkıp oynamazdı. kalkıp oynamak hakir görülürdü. halk oyunları sadece köylerde oynanırdı. herşey ciddiyet içinde yapılır, cemiyet içinde uluorta, gülmek, gülüşmek ayıp sayılırdı. çoğu gece insanl birbirlerine misafir olur, birbirleriyle sohbet ederek, bilmeceler, fıkralar anlatarak zaman geçirirlerdi. yemek duası hristiyanlar gibi yemekten önce değil yemekten sonra yapılırdı. yemek yerken asla konuşulmaz, ne konuşulacaksa yemekten sonrasına saklanırdı.
yasi büyük olanlarin yasi kücük olanlara "bir cok seyin daha iyi oldugu zaman" i isaret etmek icin kullandiklari kelime. trend "simdiki zaman" aleyhinedir.
bizim gibilerin cok kullandigi sozcuktur.. bizim gibiler derken bi sikim uretemeyen, hayal aleminde yasayan, ici bos, mal bireyler diyorum.. tabi kime diyorum..
geçmişte kalan zamanı tanımlar. ve törpüsüyle şaşılacak derecede biçim değiştirenlerin, en çok da değişime uğrayan olarak, kendimizle ilgili bir farkındalığa sürüklerken, hüzünün de nasıl bir şey olduğunu öğretir bize. rüzgarın etkisiyle kayaların mucizevi şekiller alması gibi, kayalardan bizi ayıran bilincimizle geride kalan zamanı "eski" diyerek adlandırırız. anılarımızdan oluşur eskiye dair ne varsa. adına anı dediklerimiz sadece bize özgü olanlardır. eskiden; aşklarımız vardı. sadece dört duvarın tanık olduğunu sandığımız, öldürdük gözümüzü kırpmadan zamana gömdük hepsini. kötürüm kalanların çığlıklarıydı bizi cennetimizden kovan.
eskiden ama çok da eski değilken... sabahları uyanıp içimde bu acıyla öğlene kadar yaşayamam dediğim günler oldu. olur olmaz yerlerde olur olmaz insanların kokularını duyduğum, evin koridorlarının kilometrelerce uzunlukta geldiği gecelerim, sabah kahvaltılarını bile sevemediğim gündüzlerim oldu. tüm bunlar geçmez dediğim zamanlar oldu. fakat, geçti. şimdi mutlu uyanıyorum, mutlu uyuyorum. gittiğim şehirleri, döndüğüm şehirleri, ilk kez gördüğüm şehirleri ve hiç görmediklerimi belki hiç göremeyeceklerimi dahi seviyorum. şimdi mutluluk elle tutulabilecek kadar somut! kötü şeyler oluyor, kötü şeyler hep olur, kötü şeyler olacak! fakat biliyorum: "her şey olur, her şey büyür, her şey geçer hayat kalır!". çünkü büyüyorum.