hiç abartısız, dinlediğim en hisli, en samimi, hüznü aşırıya kaçmadan en münasip hedefe gönderen, milim şaşmayan, ağlatan, en derini inleten, sesi titreten, denge şaşırtan, baş döndüren, mide karıncalandıran, kelebek uçurtan, fevkalade nefis şahane bir eser. (bkz: kelimelerin yetersiz kalmasi)
dinleyeni, güftekârı karacaoğlanı bunca yıl "orda burda sevdiği varmış, bu mu aşktan anlayacak" diye haddini aşıp küçümsediğine feci pişman edecek, bütün laflarını yalatıp yutturacak, aşıklığı önünde saygıyla eğdirecek; bestekârı muhlis sabahattin ezgi beyfendiye nasıl olur da sözlükte bir şey yazılmaz diye üzecek, bari ben bi koşu doldurayım diye heyecanlandıracak harikulade bir calisma essiz gramer.
buyrunuz, her tarafından letafet akan sözleri de işte şu kadarcıktır:
ey benim bahtiyarım gönlümün tahtı yarım yüzünde göz izi var sana kim bakdı yarım kalbinde aşk izi var seni kim yakdı yarım yüzünde göz izi var sana kim bakdı yarım
bu kadar kisa bir sarki bu kadar etkileyici nasil olur? dunyasi basina yikilmis, ama hala kizamadan sevdicege kirilmaktan etmekten oteye gidemeyen bir garibana sesiyle hayat verir. sarkinin sonu geldiginde artik insan sanki sitem edilen kendisiymis gibi uzulur, siner.
insanın içine işleyen bir sevdanın dile getirildiği bu sözlere, yine insanın içine işleyen bir müzik eşliğinde şahit olmak, hele de münir nurettin üstadın sesiyle dinlemek ne büyük bahtiyarlık. ve fekat dinlerken insan " ah o kadar sevilen ben olsaydım" diye içinden geçiriyor, ama nafile... yanlış zamanda yaşamışım hissiyatını da yaşatıyor insana bu şarkı aynı zamanda.