di'li veya miş'li (ki bunlara hikaye ve rivayet de deniyor bakınız) geçmiş zamanda varolması gereken zaman birimidir, yordu (buna da şimdiki zamanın hikayesi deniyordu yanlış hatırlamıyorsam, pek güzel) şekline soktuğumuzda beynimizin içinde bir paralel zamanda winamp-repeat şeklinde döner durur, olmuş olmamış birbirine karışır. yapmayalım, yanlış.
bazen rahatsizlik yaninda mutluluk ta verebilen hede .misal; zat karsisinda duran playlistte uzun cok uzun zaman once dinlemi$ oldugu bir $arkiyi gorunce andigi ilk$ey uzak gecmi$ olur.iki buklum ve siyahlar giymi$, cenaze torenine katilan ki$iler kadar kotu gorunum sahibi oldugunu du$undugu anlarda** muazzam bir morale sahip olmasinin zamanla orantili olmasi sahici bir animsamadir. (bkz: gecmi$ somut bir nesnede gizlidir)
insanın doğası gereği, anlarında hep fazlasını istemesi, gereksiz sorunlar yaratması ve hep mutsuz olabilmeyi başarması ancak biraz zaman geçtikten sonra yaşadıklarını hatırlayıp hep "o" geçmişe özlem duyması... ve yine anından memnun olmayışı, bir devir daim örneği... geçmiş öyle bir kavram ki insanın karşısına hiç ummadığı zamanlarda ama hep çıkıyor. 5 yıl hiç dinlenilmemiş, duyulmamış bir şarkıda, çok uzun zamandır izlenmemiş bir filmin durumla alakasız, komik bir sahnesinde, bir mekandaki kokuda, gidilen bir yerde, binilen dolmuşta, deniz kenarında, bir kayanın üstünde, tahta bir iskelede, yağmurda... kurtulunması zor belki ama kişiden kişiye değişen bir durum da çıkıyor ortaya... şöyle ki; geçmişini hatırlayıp mutlu olan bir insan gelecekten korkmaya başlıyor "ya eskisi gibi mutlu olamazsam" diye... ya da sevimsiz bir hayat sürmüş kişi unutmak istiyor olanları, gelecekten birşeyler bekliyor. veya tam tersi oluyor ve küsüyor hayata.. çabalamıyor yaşam için... geçmiş böyle işte... kendi içinde paradokslar yaratan, unutulsa mı daha iyi olacak yoksa arada sırada dönüp bakılsa mı hala daha karar verdirmeyen...
yüzleşmek, gözlerine bakmak ve yenmek lazım. onunla barışmadan devam etmeye çalıştığında içinde sızı, barışınca tarih..
"kayıp zamanın izinde"den alıntı galiba, iyi hatırlamıyorum: "terkedişler asla iyi şekide olmaz, zira iyi olanlar asla terkedilmez". gelecek orada bir yerdeyken, arkaya bakmamak lazım.
bazen geçe-me-miş tir... geç-miş dedikçe gelir tekrar... -miş eki fayda etmez kimi bünyelere.. kimi hayatlara... geçmiş yoktur.. geçmişten geçememiş olanlar vardır... yoksa geç-miş demezdik ona... hiçbişey söylemezdik... adı bile olmazdı.... demek ki o kadar da geçmemiş..
geçmesi hep dilenen lakin bizi terk ettiği an asla gelmeyen olgudur. hani hafıza-ı beşer nisyan ile malul idi, neden bakılan herşey, burna dolan her koku, tanıdık-tanımadık her ses gelecekle değil de maziyle dolu? hayallerin de hayalkırıklıklarının da tüm referansları neden geçmişe? yoksa gerçekten var olan tek şey geçmiş mi?