bir eşek var idi zaif u nizâr yük elinden katı şikeste vü zâr (zayıf, çelimsiz bir bedbin eşek vardı, alemin yükünü çekmekten bitkindi gayrı)
gâh odunda vü gâh suda idi dün ü gün kahr ile kısuda idi (bazen odun, bazen su taşıyordu, lakin sıkıntıdan çatlıyor, her daim kahrediyordu kaderine)
dudağı sarkmış u düşmüş enek yorulur arkasına düşse sinek (dudakları sarkmış, çenesi düşmüştü eşeğin, kıçına sinek konsa, yara zannediyordu, yani o derece)
arkasından alınsa palanı sanki it artığıydı kalanı (yükünü çıkarınca darası sıfıra tekabül edecekti handiyse he)
bir gün ıssı eder himâyet ana yâni kim gösterir inâyet ana (bir gün sahabı iyilik etti ona ve serbest bırakıp saldı çayırlara, kocaman bayırlara)
aldı palanını vü saldı ota otlayarak biraz yürüdü öte (yürüyor eşeğimiz)
gördü otlakda yürür öküzler odlu gözler ü gerlü göğüzler (ah bir de baktı ki eşek, semiz öküz dolu ortalık, göğüslerini gere gere dolanıyorlar üstelik)
har-ı miskin eder iken seyrân kaldı görüp sığırları hayrân (takıldı eşek, baktı durdu sığırlara mel mel)
ne yular derdi ne gâm-ı palan ne yük altında hasta vü nâlân (öküzlere hasta olan eşek, amanin dedi: ne yük, ne de yular dertleri var bu deyyusların)
acebe kalır ü tekeffür eder kendi ahvâlini tasavvur eder (şaşırıp kendi halini düşündü eşek tabii, allahın öküzüne bak ulan, dedi içinden)
ki biriz bunlarunla hilkatde elde ayakda şekl ü suretde (hem bende de aynı kol-bacaktan var ne yani, vay öküzoğlu öküzler diye sitem etti)
var idi bir eşek ferâsetli hem ulu yollu hem kiyâsetli (hadiseye muhteşem bir eşek duhul oldu bu esnada)
ol ulu katına bu miskîn har vardı yüz sürdü dedi ey server (bizim eşeğin de aklına geldi bu bilge eşek, hemen davrandı, akıl almak için süründü bilgeye)
sen eşeksin ne şek hakîm-i ecell müşkülüm var keremden itgil hall (dedi ki: sen müthiş, fevkalade bir eşeksin, anlatmaya kelime bulamıyorum yani; n'olur derdime bir çare bul eşekzadem)
bugün otlakda gördüm öküzler gerüben yürür idi göğüzler
yok mudur gökde bizim ıldızımız k'olmadı yer yüzünde boynuzumuz (anlattı uzun uzun öküzlerin gergin vücut ölçülerini; akabinde de: yok mudur bizim gökte zodyak’a bağlı burcumuz, da olmadı yerde bir cilalı boynuzumuz, diye ağlandı bizimki)
böyle verdi cevab pîr eşek k'iy belâ bendine esir eşek (bilge eşek şöyle bir gerindi ve dedi ki: ey belasını bulmuş eşek)
dün ü gün arpa buğday işlerler anı otlayıp anı dişlerler (o dandik öküzler, her gün arpayla, buğdayla oynaşıyorlar, bön bön trenin icat edilmesini bekliyorlar; başka bir olayları yok, a benim beyni düdük yiğenim, manyadın mı sen ayol)
bizim ulu işimiz odundur od uran içimize o dûndur (hem bizim odun işinde acayip para var angut eşek, hele sen bir gör, şu iki-üç yıl içinde patlayacak odun piyasası, ey deli eşek, hadi de get bozma kafamı, diyerek de bitirdi bilge eşek)
döndü yüz derd ile zaîf eşek zâr ü dil-hasta vü nahif eşek (e anladınız herhalde: eşeğimiz ziyadesiyle mahzun)
varayın ben de buğday işleyeyin anda yayılıp anda kışlayayın (bizim eşeğin aklı hala buğdayda, arpada, konuşup durdu kendi kendine)
gezerek gördü bir göğermiş ekin sanki dutardı ol ekin ile kîn (bu arada gezerken serpilmiş güzel ekinleri gördü, gördükçe dellendi, hırsından çatlayacak gibi oldu tabii)
eyle yedi gök ekini terle ki gören der zihî kara tarla (ekinlere öyle bir daldı ki bizim haset eşek, hepsini anında hacamat ederek yedi, oh üstümüze afiyet)
başladı urlayıp çağırmağa anub ağır yükün anırmağa (taşıdığı yükleri hatırlayarak ilendi geçmişine, bas bas bağırdı olduğu yerde)
çıkarır har çün enkerü'l-esvât ekin ıssına arz olur ârasât (en bet sesiyle çığırırken eşek, mal sahabı da hadiseyi çakozladı elbet)
ağaç elinde azm-i râh etdi tarlasın göricek bir âh etdi (elinde sopa yola çıktı sahip, tarumar olmuş tarlasını görür görmez çok pis bedbaht oldu tabii; ilençle veryansın etti: vay seni gidioğlu gidi, gayrısına soktuğumun müsibet hayveni)
daneden gördü yeri pâk olmuş gök ekinliği kara hâk olmuş
yüreği soğumadı söğmeğ ile olımadı eşeği döğmeğ ile (sahip, eşeğe önce ana-avrat dümdüz gitti, lakin kesmedi tabii bu kadarı sahibi, odununan da bir güzel benzetti bizim akılsız eşeği, eşek sudan gelinceye değin dövdü bir güzel, eh dövülen eşek olduğu içün de, eşek suya hiç gidemedi, e gidemeyince dönemedi de bittabii, ah ah)
bıçağını çekdi kodi ayruğunu kesdi kulağını vü kuyruğunu (yine hıncını alamadı elbet sahip, bıçağınan kesti eşeğin kuyruğunu, kulağını)
kaçar eşek acıyarak cânı dökülüp yaşı yerine kanı (e malumunuz)
uğrayu geldi pîr eşek nâ-gâh sordı hâlini kıldı derd ile âh (o anda bilge eşek damladı ortama, ve sordu: n'oldu sana beyle a benim eşek yiğenim)
bâtıl isteyü hakdan ayrıldım boynuz umdum kulaktan ayrıldım (bizim eşek zırladı vor vor; ve: istedim hakkım olmayan bir muz, kulaktan oldum takacakken bir çift boynuz, diyerek anırdı uzun uzun..) ...
efendim, işbu manzum öyküyü, harname'nin "münâsebet-i hikâyet" adlı bölümünden devşirdim, çevirdim naçizane.. aslına da gayet uygundur elbette, noktasıynan virgülüynen..
seyhi bu siiri, i. mehmed’i iyileştirmesi uzerine kendisine verilen timara giderken koyluler tarafindan bir guzel dovulmesini padisaha belirtmek amaci ile yazmistir... turk edebiyatinin ilk hiciv orneklerindendir...
münasebet-i hikayet bölümü, çeviriye kafiye kasan bir çalışma örneği ile de anlaşılabilen eser. sonuna eklenen yararlı bir yama da barındırıyor.
esegin boynuzu ciliz, geberik bir esek vardi, yük çekmekten anasi aglardi. bazan odun çeker, bazan su tasirdi. gece-gündüz angaryadan, ölesiye sikilirdi. o kadar agirdi ki yükler, kalmamisti teninde tüyler. tüy de ne ki, kalmamisti et ve deri, kana belenmisti bütün teri. onu böyle görenler; derme çatma bir iskelet yürüyor derler. dudak sarkmis, çenesi düsmüs, kiçina sinek konsa sanki ölürmüs. gözü bir avuç saman görünceye dek, teni kiyim kiyim saçilirdi tek tek. kargalar kulaginda toplanir, sinekler gözünün yaginda dolanir. sirtindan palani alinsa, geri kalan, sanirdiniz it artigi kadar falan . bir gün, sahibi ona bir iyilik eder, 'haydi biraz otla esek', der. sahibi palani alip otlamaya saldi, esek biraz ileriye yol aldi. otlarken birden öküzleri gördü, onlarin gözleri atesli, gögüsleri gergin, sanki kendisi kördü. otlari durmadan sömürüp yutar, kilini çeksen adeta yag damlar. boynuzlari, bazisinin ay gibi, kiminin de halka halka yay gibi. bögürüp seslerini saliverirler, daglar taslar yankilarla çin çin öter. miskin esek bakinarak dolasti, sigirlarin bu haline çok sasti. kah yürür kah dinlenirler huzurla, konaklari olurdu bazan kislak bazan yayla. ne yular derdi vardi onlarin ne palan, ne yük altinda inlerlerdi el aman! esek der ki 'biz bunlarla yaradilista biriz', 'el, ayak, bas, göz, sanki ikiziz'. 'o halde bunlarin basina neden taç layiktir?' 'bizim açliktan ve dayaktan hayatimiz kayiktir?' 'gerçi bizi arpa özlemi ok ve yay etti', 'fakat bunlarin boynuzlarini kim hilal etti?' düsündü: 'eseklerin bilgesi falancadan baskasi, çözemez sikintimi, yok bunun artik sakasi'. gerçekten bilge bir esek vardi, zekiydi, sikintiyi hemen anlardi. yükler altinda yaglarini bitirmis, çok çaglar görüp hayatini geçirmis. girerken nuh peygamberin gemisine, kuyruguyla yol vermisti seytanin iblis'ine. ölüp dirilirken üzeyir peygamberle esegi, yere ben serdiydim dermis, yorganiyla dösegi. sesinin güzelligi, ustaligi, bilgeligi, hayrandi ona mesih'in bile esegi. kulagindan kurtlar korkardi, çomagindan aslanlar tirsardi. bizim miskin esek, üstadina ulasti, yüz sürdü, sanki ayaklarina bulasti. dedi, 'sen esekler içinde en olgun ve bilgesin', 'akillisin, yaslisin, ustasin, bir simgesin'. 'bulacaginiz çözümle gidecek kötülük, fitne', 'diyecekler sagir, o zaman deccal'in esegine'. 'inananlarla birlikte dogruya ulasirsin', 'tanri yolundakilerin serefini tasirsin'. 'soyun sopun mesel olup söylenir', 'ediplere bile sözlerin hos gelir'. 'kuskusuz sen eseksin, bilgesin, büyüksün', 'benim derdimi hallet de birazcik yüzüm gülsün'. 'bugün otlakta gördüm bazi öküzler', 'gergindi gögüsler, ileriye bakiyordu gözler'. 'her biri semiz ve kuvvetli', 'içleri, dislari yagli ve etli'. 'ustad, sebebini söyle bu fukaraya', 'sultanlik taci neden nasip oldu o surekaya?' 'gökyüzünde yok mu bizim yildizimiz?', 'yeryüzünde olmadi bir tek boynuzumuz?' 'esek nasil olur da öküzden daha alttadir', 'insan der ki; esek yük tasir, üst kattadir'. 'çalismakta madem biz ustayiz', 'boynuzumuz neden yok, neden yastayiz?' koca pir esek sözlerine söyle basladi, bela bagina tutsak olmus diye bizimkini hasladi. bu isin aslini dinle dedi, merakin çoksa, sebebi anla, aklinda bir noksanlik yoksa. allah öküzü yaratti, eksikleri akildi, onlari dünyaya faydali kildi. onlar gece gündüz bugday islerler, bugday otlarlar, bugday dislerler. bütün bunlara sebeptir öküzler, allah vermistir onlara izzetler. devlet taci baslarina konuldu, içleri ve dislari et ve yag doldu. bizim isimiz odun tasimaktir, bu degersiz nesneyle yasamaktir. gerçegi söylemek gerekirse, varsa hukuk, boynuz ne ki, fazladir bize kulak ve kuyruk. dertli esek, ciliz, geberik ve hasta gönüllü, ulu esegin yanindan daha da dertli döndü. dedi ki gerçekte bu isin asli kolaydi, çünkü olayin kitaptaki yeri açiklandi. gireyim ben de bugday isleyeyim, o iste yazlalayim o iste kislayayim. neden odun isleyip dayaklara durayim, onlar gibi bugday isleyip yücelikler bulayim. az ilerde yesermis bir ekin tarlasi vardi, esek sanki düsmandi, ekine kin tutardi. heyecanla hirsla ulasti ekine basladi islemeye, bazan ayagiyla çignemeye, bazan dislemeye. yesermis arpayi gördü aç esek, canina ilaç buldu dertli esek. arpayi kavradigi gibi koparirdi, toprak da esek yüküyle aparirdi. yesil ekini öylesine kemirdi kaldi orasi kapkara, gören dedi neden ekilmemis ki bu tarla. karni doyunca müzige dadandi, agnandi, sevinçten yuvarlandi. basladi türkü çagirmaya, geçmisi hatirlayip anirmaya. namesiz mutluluk gam olur diye, makamlarda gezdi verdi kendine hediye. costukca costu ahengi bozdu, sapitti, halt etti, cihanin en çirkin sesini yükselttikçe yükseltti. ulasti sonunda seslerin en çirkinine, o dakka durum malum oldu tarla sahibine. eline sopayi aldi çikti yola, tarlanin halini görünce beyni verdi mola. gördü ki tarla olmus bir kara, çildirmasin da ne yapsin fukara. sövdü, saydi yüregi sogumadi, esegi dövdü yine teskin olmadi. biçagi çekti, birakti çomagini, bacagini, kesti garip esegin kuyruguyla kulagini. esek kan agladi kaçarken, cani yanarak arayi açarken. pisman oldu esek, anasindan dogduguna, öküz olmadan boynuza talip olduguna.
kissadan hisse olsun bütün odun isleyene,* boynuz nasip olmaz her bugday disleyene.*
divan sairi seyhi'nin (ölümü 1431) 'münasebet-i hikayet' siirinden uyarlanmistir. * uyarlayan tarafından eklenmiştir. kaynak: divan siiri antolojisi, bilgi yayinevi, 1983
prof. dr. faruk kadri timurtaş tarafından üzerinde uzun yıllar çalışılmış ve detaylı bir şekilde incelenmiş; 1970 yılında ise yine timurtaş tarafından içinde eserin transkripsiyonlu metnini, beyitlerin açıklamalarını, tıpkıbasımlarını ve de dil yönünden bütün incelemelerini barındıran bir kitap halinde okuyucuya sunulmuştur. kitapta hem eserde geçen eklerin bir dizini, hem de küçük bir sözlük bulunmaktadır.