derken birgün patron size artık üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor. bu arada babanız ortaya chıkmı$, "fazla chalı$tın" diyor "artık eve dön, i$i bırak, okumaya ba$la, harchlığın benden olsun..."
keyfe bakar mısınız ?
okuduğunuz dersler gittikche kolayla$ıyor.
ekmek elden su gölden bir dönem ba$lıyor.
partiler, diskotekler, kızların sayısı artıyor.
derken anne ve babanız sizi götürüp getirmeye ba$lıyor, araba kullanma derdi de yok artık...
günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, "evde otur, keyfine bak, oyuncalaklarınla oyna" diyorlar...
mamanız agzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile temizliyorlar, hatta bu durum alı$kanlık yaratıyor ve hich tuvalet kullanmamaya ba$lıyorsunuz.
derken anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor ve ba$ka bir keyifli dönem ba$lıyor.
mama artık her yerde, her an ve en taze $eklinde hazır.
bir gün karanlık ılık ve sıcak bir ortama giriyorsunuz.
beslenmek ichin agzınızı achmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor sıcacık yumu$acık gürültü ve patırsız bir ortamda ya$ıyorsunuz.
küchülüyor, küchülüyor, ufacık bir hücre halini alıyorsunuz. ve günün birinde müthi$ keyifli bir orgazm ile hayatınız bitiyor....
uzay yolu dizisinin bir bolumunde vardi. bunlar bir gezegene geliyorlar ve orada insanlarin tersine yasadiklarini anliyorlar. adamin biri babasi kucaginda geziyordu filan...
çok sevilen birini kaybedince* hissedilen boşluk ve o kişiye hakettiği değeri yeterince gösterememiş olmanın pişmanlığıni bir anda silen yaşama biçimi. o insan birdenbire geri döner* ve siz artık ona nasıl davranmanız gerektiğinin bilincindesinizdir. hastalığı boyunca hep yanında olursunuz. zaman geçer (ya da gelir) ve iyileşmesini kutlarken* bir daha asla bu kadar tehlikeli bir hastalık yaşamayacağını bilmenin güvenini yaşarsınız.
internette dolaşan bazilyonlarca yürek yağı eritmeye yönelik aptalca kısa yazı/öykülerden biri. bu yazı/öyküler genelde mail list toplamak için kullanılır, yani aptal içeriğin arkasında hin, sinsi bir zeka bulunmaktadır.
bilinciniz açıldığında etraftan yavaş yavaş netleşen sesler duyuyorsunuz. yavaş yavaş kalbiniz hızlanıyor, vücudunuz ısınıyor. gözlerinizi açıyorsunuz. elinizi kımıldatamıyorsunuz. insanlar etrafınızdan koşarak uzaklaşıyorlar.
bir tır geri geri üzerinizden geçiyor, tüm kemikleriniz kaynıyor, yola akmış kanınız vücudunuza doluyor. iç organlarınız şişip toparlanıyor. otobandan yol kenarına çıkıyorsunuz.
bilinciniz bulanık, beyniniz uyuşmuş, karnınız aç ve üşüyorsunuz. üstünüz başınız pislik içinde. hava soğuk, gözleriniz bozuk. bir şişe şarap için neyinizi vermezsiniz ki.
viyadüğün altına iniyorsunuz. taşların çatılıp ıvır zıvırın yakılmasıyla oluşturulmuş ateşin etrafındaki iki hırpani kılıklı kişi sizi gülümseyerek karşılıyor. soba dedikleri ateşin başına davet ediyorlar. akşam üzeri çöpten toplanmış küflü ekmek parçasını size bir yudum köpeköldürenle ikram ediyorlar. ne kadar iyilikseverler.
zamanla mahalle aralarından uzak durmayı öğreniyorsunuz dayak yiyerek. polis adı verilen şapkalı adamlar alıp götürüyorlar bazı geceler. soğuk da olsa bir dam bulduğunuza seviniyorsunuz.
zamanla sakallarınız kısalıp kırışıklıklarınız azalıyor. saçlarınız artmaya, gözleriniz daha net görmeye başlıyor. daha çabuk acıkmaya başlıyorsunuz. çükünüz de kalkıyor, sanki işemekten başka bir işe daha yarıyor gibi.
arkadaşlarınız artıyor, eminönü, beyoğlu, bakırköy gibi daha zengin çöplere sahip semtleri keşfediyorsunuz. esnaf lokantalarının çöplerinin az çıktığını ve çıkanların da çok bayat olduğunu farkediyorsunuz. pideci ve börekçilerin camından yiyeceklere hüzünle bakmanın çoğunlukla işe yaradığını da öğreniyorsunuz zamanla.
para ile tanışıyorsunuz. çöpleri artık sadece satmaya değer bir şeyler bulmak için karıştırıyorsunuz. gözleriniz daha iyi görüyor artık. kilonuz artıyor.
bir gün sizi hapishane isimli büyük bir siteye yerleştiriyorlar. ekmek elden su gölden yaşıyorsunuz bir kaç yıl. koğuş ağası denen oda yöneticisinin arkanıza geçmesine izin veriyorsunuz ara sıra o kadar.
hapishaneden daha genç ve dinç olarak çıkıyorsunuz. paranın tadını almışsınız, gözlerinizi hırs bürümüş. sizde niye daha çok bulunmadığına, kızıyorsunuz. araba sahiplerine, gazetelerde gördüğünüz ışıltılı hayatlara küfrediyorsunuz, diş biliyorsunuz. çükünüz elinizde dolaşıyorsunuz.
yanınıza sizin gibi bir kaç arkadaş daha alıp bir kuyumcuyu soymaya kalkıyorsunuz. bir arkadaşınız vuruluyor, siz de yaralı kurtuluyorsunuz. daha önce hapse girdiğiniz için sizi serbest bırakıyorlar. hala çükünüz elinizde. parası ve yatacak bir evi olan insanlara kininiz had safhada. her kıza sulanarak bakıyorsunuz.
bu dertlerden kurtulmak için kiner ve bally isimli uçucu maddelerle uçuyorsunuz artık. sizin gibi bir arkadaş grubunuz var. grubun yaşça en büyüğüsünüz. karnınızı doyurmak ve tiner alabilmek için hırsızlığa başlıyorsunuz. bir şişe tinerle kandırdığınız yaşça en küçük olanınızla çükünüzü indiriyorsunuz. bunu alışkanlık haline getiriyorsunuz.
yavaş yavaş boyunuz kısalıyor, kilonuz azalıyor, sakallarınız ve bıyığınız seyrekleşiyor. üzerine oturamadığınız kıçınızın acısını unutmak için tineri kokluyorsunuz bol bol.
sonra sizin yaşınızdaki çocukların anne-baba dedikleri büyük insanlarla yaşadığını farkediyorsunuz. üstelik bir evleri de var. sizi varoştaki tek katlı bir evdeki 5 çocuklu aile gönülsüzce kabul ediyor. daha ilk akşamda babanızdan fena dayak yiyorsunuz. elinize ayakkabı boyama seti verip çalışmanızı istiyor. gündüz de annenizden dayak yiyorsunuz.
bedeniniz iyice ufalıyor, vücudunuzdaki morluklar artıyor. sizin yaşınızdakilerin mavi önlük giyip gittikleri okula gitmek istiyorsunuz. ısrarlarınıza dayanamayıp sizi okula üçüncü sınıftan kaydediyorlar. abinizin bir büyük bir de kol olmak üzere iki düğmesi eksik önlüğünü giyip gidiyorsunuz okula.
okuma yazmayı unutuyorsunuz yavaş yavaş. dayak eksilmiyor sırtınızdan. derken birinci sınıftan ayrılıyorsunuz. anneniz iki kardeşinize baktırmaya başlıyor gündüzleri. bu hayattan çok yoruldunuz. babanız her akşam annenizi ve abileriniz dövüyor. sizi ise haftada bir kez dövüyor artık.üstelik gitgide seyrekleşiyor.
derken iki küçük kardeşiniz de ortadan kayboluyor. çişinizi ve kakanızı tutamamaya başlıyorsunuz. geçmişinizle ilgili herşeyi unutuyorsunuz yavaş yavaş. çok sık hastalanıyorsunuz. üşüyorsunuz.
anneniz ağzınıza meme dayıyor ama karnınızı doyuracak kadar süt çıkmıyor. iyice zayıflamış ve küçülmüşsünüz. sık sık hasta oluyorsunuz, ağlıyorsunuz, altınızı hiç tutamıyorsunuz artık. annenizden dayak yiyorsunuz ağladıkça.
derken babanızın evde olmadığı bir gün komşu kadınların yardımıyla göbek bağınız takılıyor ve ananızın .mına sokuluyorsunuz. girin bakalım.
burası karanlık ve sulu bir yer. en azından sıcak. göbek kordonuyla besleniyorsunuz ama karnınız doymuyor gene. sonra iyice ufalıyor ufalıyorsunuz.
ve bir gün babanızın, sadece babanızın orgazmıyla yok oluyorsunuz.
tersi düzü belli olmayan şu üç günlük hayatta bir şekilde bir taraflardan başlayıp yaşama hadisesi. ne farkeder kadreşim yaşıyor musun yaşıyorsun... bak yaşayamayanlar da var...*
küçüldükçe duygularımız saflaşıp, günahlarımız azalacağından her ölünün cennete gideceği, dolayısıyla cehennem diye bir kavramın yokolmasına neden olacak durum...