başlık açacak kadar önemli değil belki... hrant dink'in başlığına yazmayı önerir belki clairvoyance.. ama benim yüreğimi sıkıp , beni tarumar eden şeydir bu ayakkabı.. yoksulluk her zaman acıdır.. yoksulluk her zaman iç acıtır.. hele ki ölümle birleşmişse... insanın gün içinde biriktirdiği tüm gözyaşlarını koyverir gider...
benim gözyaşlarımı koyverir de ya bu fotoğrafa bir ömür bakacak olan kızını ne hale getirir düşünemiyorum bile... babalar kızlarının en büyük sevgilisidir.. nasıl bir baba olursa olsun.. kaldıki gurur duyulan bir babaysa eğer, hiç incinmesin ister kız çocuğu babasının.. ister ki babası hep dimdik dursun.. hiç titremesin elleri.. hayatımın en büyük acısını halam öldüğünde değil, halamın öldüğü gün ilk defa babamı ağlarken gördüğümde yaşamıştım.. babamın direnip direnip en son ben ona sarıldığımda hıçkıra hıçkıra ağladığına tanık olduğumda.. babam biz küçükken ve maddi durumumuz ortalamanın altındayken bizi yemeğe götürüp, istediğimizi yememizi sağlayıp kendisi sadece sadece çay söylerken içimde koptu fırtınalar, yiyemedim o yemediğinde..
hal böyleyken, ben hrant dink'in bu fotoğrafında tüm gün yaşadığım üzüntünün bin beterini yaşamışken, ben asla tahayyül edemezken babamı böyle görüp de nasıl davranacağımı.. delal dink'in bu fotoğrafı gördüğünü , gördüğü anı da asla tahayyül edemiyorum, etmek istemiyorum.. herşey bir yana bir baba yerde yatıyor, babanın ayakkabısı delik... babanın ayakkabısının delik olması kimi zaman gurur vericidir, hele ki böyle bir kişiysen, hele ki işine geldiği gibi atıp tutanlar maddi durumla iligili de atıp tutmuşken.. ama bir kız çocuğu bazen bir ömür rüyalarında görür babayı, babasının ayakkabısını.. bir ömrü çok erken tamamlamış bir baba ve öldüğünde bırak hayatını rahat ve zengin tamamlamayı, ayakkabısı delik... bir baba ki ömrü zindan haline getirilmiş zaten, kendi hayatından geçmiş sevdiklerinin hayatının tasasını tutmuş.. bir baba ki, hayatına hatta ailesinin hayatına mal olabileceğini göre göre kalacak kadar severken vatanını, vatan haini ilan edilmiş.. ürkek bir güvercin olmuş.. bir baba ki kimbilir nasıl öper koklardı çocuklarını.. karısını..
umarım bu fotoğrafı görmezsin delal kız. ama oldu ki gördün yine de için sızlamasın.. bu ülkede bazı babalar ayakkabıları delik ölür bazen, bir ömrü delik ayakkabılarla tamamlar da yürekleri, beyinleri en ufak bir çizik barındırmaz... bu ülkede yanan ciğerleri görmez çoğu gözler, bir ananın, yarin, evladın çığılığını duymaz.. işte o ayakkabısı delik babalar ömürlerini koyarlar o görmeyen gözleri, duymayan kulakları açmak uğruna.. o babalar en güzel mirası onurlarını bırakırlar banka hesapları yerine.
sen ağla, ağla ama asla yıkılma delal kız... bu babanın kızına dik durmak yaraşır...
insanın yüreğini sızlata sızlata hafızalara kazınan ayakkabıdır. bu denli trajik bir olayın akabindeki bu kare, aslında o kadar çok şey anlatmaktadır ki...
hrant dink, askerliğini yaptığı dönemde, tüm arkadaşları askerliğini çavuş olarak tamamlamışken, ermeni olduğu için kendisi çavuş yapılmaz ve er olarak tamamlar. bundan çok derinlemesine etkilenmiş, çok ağlamış bir insanın ayakkabısıdır işte bu. senin, benim ayakkabımdır bu yüzden. plazalarda ahkam kesenlerin, sömürüyle beslenenlerin, her yeni gelen yöneticiyi yalayanların, höt deyince susanların değil.
yaşam hikayesinin resmidir. malatyadan gelip bir yetimhane de büyümüş birinin ölürken de, o kadar göz önünde iken ne kadar bizden olduğunun resmidir. televizyonun soğuk camın gerisinden çoğu kimsenin tanıdığı, bildiği, yanı başındaki birisi etmiştir. kızı ne düşünür, aklında nasıl yer eder bilmiyorum ama hrant dink katl edilirken de nasıl dimdik öldüğünün resmidir.
gun icinde televizyonda gordugumde once delik olduguna inanmak istemedigim ayakkabilardir. sonra, hem yirtiksa yirtik, bu olayla bir alakasi yok, alakasiz seylere takilip sapla samani karistirmamaliyim dedim kendi kendime. ama olmadi. aylardir yillardir vatan haini, satilmis adam ve soros'un cocugu gibi turlu sekillere sokularak ne kadar haksizlik edildigini, ne kadar yazik edildigini hatirladim. ayakkabidaki deligin nedeni tabikide haksizlik degildi. ama bu delik bana bu haksizligi nedense tekrar hatirlatti. sacma olabilir ama tabani delik ayakkabiyla gezen adamin irkcilik ve satilmislik yapmayacagina, bunlari yapabilecek insanin egosundaki deligi tikamak icin delik ayakkabiyla gezmeyecegine inandim. o delik o anda hrant dink'in guvercinliginin kaniti oldu benim icin.
evet ic acitici bir kare , resmi ceken arkadasi yakaladigi bu kareden oturu tebrik ediyorum, bir omur boyunca kendi kendime dalip gittigimde aklima gelecek bir kare olmus. fakat ne kadar dogrudur , bu zaten ic burkan olayi bu sekilde dramatize etmek. elinden gelse o ayakkabiyi yenisiyle degistirecek binlerce insan agladi o ayakkabinin sahibi icin bugun. ama yarin ne olacak , aglayan insanlarin aklinda bir bu ayakkabi kalacak . ne aci bir olay oyle degil mi diye muhabbet malzemesi yapilacak.bu resmin baska bir getirisi olmayacak.. icim benim ayni zamanda buna da aciyor..
3 kez deneyip hiçbir seferinde 1 saniyeden daha uzun süre bakamadığım - bakmaya yüreğimin, zihnimin el vermediği portre. bu kare, bir fotoğraf ne kadar ifade dolu olabilir sorusunun yanıtı, gözlerimdeki yaşların sebebi, gecenin bir yarısı aniden boğaza oturan bir yumruk. daha bin türlü ifade edebilirim bu görüntüyü.
ama kimse "neden, beyinsiz asker nedennn !!!" sorusunun cevabını veremeyecek, acıyan onca kalbin telafisi olmayacak.. bunu yapan eller, bedenler, zihinler hiç tanımadığım bir insanın ölümüyle çektiğim acıyı anlayamayacak. varoluşsal ümitsizlik böyle birşey olsa gerek...
insanın içini acıtan bir görüntünün nesnesidir. tamam.
ama başka bir sorun var.
bugün okuldan eve dönerken bakkala uğradım. niyetim sigara almaktı. anneme telefon açıp bir şey lazım mı diye soracaktım bir de. bakkala girdim. annem telefonu açtığı anda gözüm televizyona takıldı. bir şey lazım mı diye soracakken, dink'in öldürüldüğünü okudum televizyondan. aklım karıştı. "anne dink'i öldürmüşler sigara lazım mı?" gibi saçma sapan sözler çıktı ağzımdan. annem ne demeye çalıştığımı anlamadı tabi. benim de aklım başıma geldi bu arada ve "anne bakkaldayım bir şey lazım mı eve diye soracaktım" dedim.
bütün akşam görsel, işitsel ve yazılı medyada dink cinayeti ile ilgili neler düşünülüyor, neler söyleniyor, bunları takip etmeye çalıştım.
tüm resmi makamlar cinayetin melun ve mefur bir saldırı olduğunda mutabık; bu cinayet toplumsal barış ve huzurumuzu bozmaya ve ülkemizin itibarını yerle bir etmeye yönelikmiş. yazılı basınımızın seçkin köşe kadıları hrant dink'in ermeni diasporasıyla nasıl da kavgalı olduğunu, vatanını terk etmemek uğruna ölümü nasıl da göze aldığını anlattı durdu tüm gece. çok agresif ve bir o kadar gençlerin sevgilisi yüce düşünürümüz nihat genç, "yiğit çocuktu; arkadan iş yapmadı, çok kavga ettik ama mertti" gibisinden beyanatta bulundu.
hani söylenecek her şey zaten söylenmiş, ben tekrar etmeyeyim demişken, iç sesle kavgayı başlatan ayakkabı, fotoğraf, her neyse.
itirazım var kardeşim! neden bu memlekete sevgisi destan olmuş adamlar, diline, edebiyatına, insanına en çok katkı yapmış adamlar vatan haini ilan edilmiştir? neden bu adamlar mapuslarda sürünmüştür, neden bu adamların hepsi ayağında delik iskarpinlerle ölür?
neden bu adamların hepsi kendilerine cimri, başka herkese eli açıktır?
hayatı boyunca kendi lüksüne tek kuruş harcamamış bir aziz nesin, bu insanlara ne borçludur da vakıf kurmuştur... ? o vakfın ırzına geçmek için neden mümkün olan her şey yapılır...?
içinde soykırımsız ermeni, terörsüz kürt lafının geçmediği cümlelerle yaşayan bir toplumda hangi barış canım kardeşim? bu ülke insanlara ne vermiş ki, ne alır, ne hakla neyi ister?
boyun kadar kitap yazdığın ülkede it kadar değerin yok, teşekkür edeceklerine benzin döküp yakıyorlar, kafana kurşun sıkıyorlar...
memleketseverlik itlerin tekelinde kalmış, cesur adamların gömleği kanlı, itlerin de elleri...
bazı ana haber bültenlerinde acıklı bir olay olduğunda arkadan verilen requiem for a dream soundtrack'i var ya, onun gibi bir ayakkabıdır.
bir ölüm başlı başına bir dramdır. kim olursa olsun, ne şekilde ölmüş olursa olsun. üstüne üstlük bu ölüm bir cinayet ve bu cinayetin sebebi de mide bulandırıcı bir sebep ise bu daha da acıklı bir durumdur. tamam daha ne? daha niye olayı acındırma boyutunda en üst seviyelere çıkarmaya çalışıyoruz ki? yok ayakkabısıydı, yok pantolonun paçasıydı. ırkçılık, milliyetçilik, ermenilerle aramızda yaşanan sorunlar, düşünce özgürlüğü... bunlar üzerine birşeyler konuşmak için ölü adamın ayakkabası üzerinden edebiyat yapıp salya sümük mü akıtmak gerekiyor?
seyirlik nesne degildir, bakilmamasi gereken bir fotograftadir. ve hatta pornodur bu. ben kendi babamin oyle bir fotografinin yayinlanmasini istemezdim siz ister miydiniz kendi babanizi oyle gormeyi. gormesin kimseler o ayakkabilari hele ki hemen yani basinda "hollywoodun en guzel bacaklari", yapmayin etmeyin gozunuzu seveyim. yuzlesmek dedigimiz sey bu tur resimlere bakarak hislenmekle degil, birlikte yasayabilmek icin tarihin katliamlariylariyla zulumlerini konusmakla, tartismakla olacak seydir. hrant dink'in kendisi de istemezdi sanirim bunlara bakilmasini..
ülkesinde ağzı olan konuşuyorlarca , ortamı germek adına milliyetçilik tamtamları çalanlarca satılmışlıkla suçlanan bir aydına aittir ama sahibinin satılmış olmadığını kanıtlarcasına orada öylece gördüğümüz ayakkabıdır. burda sayfalarca yazı yazsak o karedeki gerçekliği yakayabilir miydik , bilmiyorum. şimdi "301 , 301 "diye diye adamcağızı hedef yapanlar kına yakar artık.. rahmetlinin 10 ocak tarihlli iç burkan , ağlatan son yazısı gibi kapak olmuştur birçok beş para etmezin suratına..
hrant dink'in ayakkabası ('nın altındaki delik) ne anlatır?
1- ölen insandır. hissettirdikleri önemlidir. fakat ayakkabının altındaki delik, ancak belli bir ideoloji içselleştirilmişse anlam kazanır. itiraz ettiğim tam da budur.
hangi pratikler üzerinden düşünüyoruz- ve daha önemlisi.. hissediyoruz?
düşünce özgürlüğü için mücadele etmiş dink ile ayakkabısının altındaki delik üzerinden sempati kurmak, dink'in ülkeyi yurt dışında nasıl da savunduğu üzerinden kendisiyle sempati kurmaya çalışmaktan ne kadar farklı? üstün/egemen paradigma üzerinden düşündüğümüz müddetçe duyduğumuz sempati öfke ve nefrete kolaylıkla dönüşebilir. uyarımın tek anlamı budur.
her şeyden evvel, insanın içini acıtan bir görüntünün nesnesidir o,, dink'in ayakabısının altındaki delik. ama dediğim gibi- asıl mesele o değildir.
bu dediklerim ne anlama gelir?
2- basit bir soru soralım:
altı delik bir ayakkabı hangi şartlar altında anlam kazanır?
babanız sizden bir evvelki nesli temsil eder. biraz daha geriye gidin yahut başka bir coğrafyaya. bunu anlatmanın zor olduğunu biliyorum ama. 13.yy'da şiraz'da yaşıyorsunuz diyelim. bakın bakalım altı delik ayakkabı sizin için aynı şeyi mi ifade edecek?
buna karşılık şu soru sorulabilir:
"insan olmak altı delik ayakkabıyla gezene her koşulda aynı şekilde hissetmeyi gerektirmez mi?"
hayır efendim.
3- önce ayakkabı diye bir şeyi biliyor olmanız gerekir. sonra bunu insanların kullandığını biliyor olmanız gerekir. sonra bunu, sizin de, yahut size yakın birinin de kullanıyor olduğunu yahut kullanabilecek olduğunu düşünmeniz gerekir. ve sonra sizin kullandığınız ayakkabı ile başkalarının kullandığı ayakkabı arasında fark olduğunu biliyor olmanız gerekir. ve sonra bu farkın ayakkabıyı kullanan kişiyle ilişkili olduğu anlıyor olmanız gerekir. ve sonra kullanılan ayakkabı ile o ayakkabıyı kullanan kişi arasında bağ kurmanız gerekir.
meta fetişizmi derler, bir kavramı anlatıyorum aslında. farkında mısınız?
.....................
dink'in ayakkabısının altındaki delik, bir isyanı teşvik ettiği için önemlidir- çok önemli bir simgedir. ama simgenin ardında bir ideolojinin maddi ve edimsel (pratik) yansımaları olduğu gerçeğini de ıskalamamak gerekir.
spesyal not: bu entari, sözlük içi ileti vasıtasıyla birisiyle konuştuklarım esas alınarak dikilmiştir.