16 yaşındaki deborah şizofren bir genç kızımızdır, ailesinin onu bir akıl hastanesine yatırmasıyla (bkz: olaylar gelisir) kitabın yazarı joanne greenbergin kendi yaşam hikayesidir aslında, türkçeye sana gül bahçesi vaadetmedim ismiyle çevrilmiştir.
ilk okuduğumda bende ciddi sorunlar yaratan kitap. kitaptaki karakter gibi, kendi dünyamda, kendi yarattığım şeylerle yaşadım bi süre. kafa daha sakinken okunduğunda büyüleyici bi yanı olduğunu düşünmemek elde değil.
zekice ve duyarlılıkla yazılmış olmasının yanısıra, akıl hastalığının, hele hele şizofreninin hiç de öyle romantize edilecek, özenilecek, "cool" bir şey olmadığını, cehennemi dünyada yaşamaktan farksız olduğunu netlikle gösteren bir kitap. başlık da sonlara doğru psikiyatristinin deborah'a söylediği bir cümle. hayatın onun için hiçbir zaman güllük gülistanlık olmayacağına, asla yüzde yüz iyileşemeyeceğine, ama yine de güzel günler göreceğine istinaden...
15 yasındayken okuduum, bende belki de 96.2 etkisi yaratan prozac toplumu ya da familyası türünden romanları ardarda okunması tehlikeli olabilecek karanlık kitap
sözleri ve müziği, country müziğin divalarından sayılan lynn anderson'a ait olan ve ırmak şırıltısını andıran sesli, melek yüzlü şarkıcının şubat 1971'de piyasaya çıkan ve altın plak dışında amerika'da platin plak ödülü alan "rose garden" isimli albümünün çıkış şarkısı. lynn, aynı yıl bu şarkı ile "en iyi bayan vokal" dalında grammy ödülüne layık görülmüştü. ayrıca, yine aynı yıl country müzik akademisi tarafından verilen "yılın bayan vokalisti" ve country müzik derneği'nin "plak dünyasının en iyi bayan sanatçısı" ödüllerini aldı.
şizofren insanların iç dünyalarına hayran kalmama sebep olan kitap. insana gerçekten şizofren olabileceğini hissettiriyor. okurken "aa bunu ben de yapmıştım, acaba şizofren miyim" dediğim çok olmuştur. ama değilim.
kutuphanecimize 'psikolojiyle ilgili bişeyler okumak istiyorum' dedigimde elime tutusturdugu, en kısa zamanda baslamak istedigim kitap... veronika ölmek istiyor tarzı gibi geldi bana ilk göz attığımda
şizofreniden muzdarip deborah'in kendine kurdugu dunyasi ile dis dunyanin carpismasini anlatan yari otobiyografik kitabin adi. antabbeare ve yr gibi kelimeleri hala aklimdadir. raylar gibi boyun egmek gibilerinden benzetmeleri vardi. yazari joanne greenbergdir.
insani haline sukretmek icin bahane bulmasina yarayan kitaplardan biri... ancak gercekten bir sizofrenle ozlesebilmenizi saglamasi bakimindan degerli bir kitaptir...
90 larda baslayan psikoloji, psikiyatri, psikanaliz firtinasi icinde (bkz: trend treni) hemencecik one cikan, genc beyinlerimize sanki sizofren olmak bir ucuk* bir hareketmis kanisi uyandiran, nesnel olarak ele alindiginda, insanin eline koluna sigara basmasinin pek de saglikli ve egenceli bir sey olmadiginin hatirlanmasi gerektigi kitap. (bkz: fight fire with fire). bu kitabi okuyanlarin kitapliklarinda bu kitabin yaninda, freud'dan totem ve tabu, gorulebilme ihtimali yuksek oldugu gibi, erich fromm'dan sevme sanati'ni gormek ihtimali ise, neredeyse yuzde yuzdur. mutlaka ve mutlaka (bkz: sizofreni)
kitabında arka sunumunda yazan şöyle: içine doğduğu dünyanın kurumlarıyla bağdaşmayı öğrenemeyen,iletişimsizliğin karanlığında yaşayan on altı yaşındaki bir genç kızın öyküsü... sana gül bahçesi vadetmedim, deliliğin,resmi tanımıyla akıl hastalığının öyküsüdür.deborach kimlik kavramını yitirip içine kapanmış, zengin düşlerini ve mizah duygusuyla yarattığı kendi içsel dünyasına sığınmıştır.iki dünyanın çatışmaya başlaması,deborah'ın akıl hastanesine 'düşme'sine neden olur.bundan sonra hastanedeki,doktorları vb. kurumlarıyla toplumun 'kurtarma operasyonu' başlar. greenberg'in kendi yaşamından yola çıkarak yazdığı bir kitaptır. ingilizce den çeviren: nesrin kasap dizgi:metis yayıncılık baskı:yaylacık matbaası
laf olsun diye elime aldığım okurken, resmen adamın kafasını siken kitap. o ne biçim çeviridir ne biçim kelimelerdir onlar. zaten gerçekdışı olaylar anlatılıyor, bir de o garip kelimeler eklenince kitaptan kopup gitmiştim okurken.
orijinali country olan güzel bir şarkının adı... ve buyrun, meraklısına sözleri aşağıda :
i beg your pardon i never promised you a rose garden along with the sunshine there's gotta be a little rain sometime
when you take you gotta give so live and let live and let go oh oh oh oh i beg your pardon i never promised you a rose garden
i could promise you things like big diamond rings but you don't find roses growin' on stalks of clover so you better think it over
well, if sweet talking you could make it come true i would give you the world right now on a silver platter but what would it matter
so smile for a while and let's be jolly love shouldn't be so melancholy come along and share the good times while we can
i beg your pardon i never promised you a rose garden along with the sunshine there's gotta be a little rain sometime
i beg your pardon i never promised you a rose garden
i could sing you a tune and promise you the moon but if that's what it takes to hold you i'd just as soon let you go but there's one thing i want you to know
you'd better look before you leap still waters run deep and there won't always be someone there to pull you out
and you know what i'm talking about so smile for a while and let's be jolly love shouldn't be so melancholy come along and share the good times while we can
i beg your pardon i never promised you a rose garden along with the sunshine there's gotta be a little rain sometime.....
tesadüfen 16 yaşındayken okuduğum, 16 yaşındaki deborah isimli şizofren karakterin konu edildiği kitap. özellikle kafanızın karışık olduğu bir döneme denk geldiyse neredeyse yutarcasına, sindire sindire okunan kitap. insanın gözlerinin dalıp dalıp gitmesine ve işlediği karakterin ve daha ilginci iç dünyasıyla ilgili garip ayrıntıların rüyasına girmesine neden olan kitap.
eleştirmenlerin kurgusu zayıf olduğu için roman olarak kabul etmedikleri kitap. ilk yayınlandığı yoıllarda hak ettiği ilgiyi görmese de sonra kütüphanelerin değişmez kitaplarından birisi olmuş. akıl hastanesine yatmayı istememi kimi zaman sağlamış kitap, ne de olsa herkesin dünyası kendine.
joanne greenberg adlı yazarın, kendi hayal dünyasında yaşayan, kimlik kavramını kaybetmiş on altı yaşındaki deborah isimli bi kızın öyküsünü anlattığı romanı. sürekli okumak isteyip nedense bi türlü başlayamadığım, şu an da yanımda durmakta olan kitap.