ince bir kar yağar fakirlerin üstüne neden felek inanmıyor fukaranın sözüne
öldük öldük biz açlıktan yapma ağam nolur nolur adam mı ölür? okul olunca yol yapılınca, çeşme olunca kendin bulunca, nolur nolur.
sen anadan ben babamdan ağa doğmadık dostum gel beraber yaşayalım sanma ki sana küstüm
yandık yandık, öldük öldük biz açlıktan yapma beyim nolur, nolur, nolur. adam mı ölür? yol yapılınca okul olunca, çeşme yapınca doktor gelince, mühendis gelince nolur nolur nolur nolur.
istanbul'un benzemiyor neden o urfa'lara bir de sizler gelin bakın şu çamurlu yollara acıdır ki bu yüzyılda düştük biz ne hallara işte durum, işte yorum kızma beyim nolur.
öldük öldük biz açlıktan yapma ağam nolur adam mı ölür? asfalt olunca yol düzelince sağlık gelince okul olunca insan gülünce dost sevinince nolur nolur nolur nolur.
mahzuni'yim duyun artık şu haykıran sesimi okuyun tarihi görün insanlığın hasını bir gün siz de görürsünüz dünyanın gidişini işte yaşam, işte insan, işte doğa gör bunu nolur
bizler gördük, yapma ağam nolur adam mı ölür? insan sevince karın doyunca sağlık olunca paylaşılınca doktor gelince yol yapılınca nolur nolur nolur.
edip akbayram ve dostlar'ın 1974 tarihli 45'liğinin a yüzü parçası olup, başındaki elektro gitar cümlesi yes'in roundabout'unun sonundaki o ünlü cümleden alıntıdır.
selda'nın* nefis bir "psychedelicfunk" tavırla yorumladığı aşık mahzuni şerif türküsü. yalnız bu yorumun sözleri orijinalinden biraz daha farklıdır; muhtemelen o delici ritmik yapıya uyum sağlamak amacıyla böyle bir değişikliğe gidilmiştir:
ince ince bir kar yağar fakirlerin üstüne, neden felek inanmıyor fukaranın sözüne, öldük öldük biz açlıktan, etme ağam n'olur.
kimi mebus kimi vali, bize tahsil haramdır, dayanamam artık senin bu yalancı pozuna, yandık yandık bize okul, bize yol, bize hayat, etme ağam, n'olur, n'olur, n'olur, n'olur, n'olur n'olur...
adam mı ölür yol yapılınca, okul olunca, hayat bulunca, n'olur, n'olur, n'olur, n'olur n'olur...
istanbul'un benzemiyor neden o urfalara, yoksul maraş, susuz urfa, ya diyarbakırların? yandık yandık, öldük öldük, bir yudum su, etme ağam, n'olur...
öldük öldük, bir mektup yaz, yapma ağam, n'olur, n'olur, n'olur, n'olur, n'olur n'olur...
adam mı ölür toprak verince, insan sevince, kendin bilince.
n'olur, n'olur, n'olur, n'olur n'olur...
sen anandan ben babamdan ağa doğmadık dostum, gel beraber yaşayalım, sanma ki sana küstüm, yandım yandım, ayrı gezme, etme gardaş, n'olur, n'olur, n'olur, n'olur, n'olur n'olur...
adam mı ölür toprak verince, borç ödeyince, kendin bilince, n'olur, n'olur, n'olur gardaş n'olur...
yürüyen baslarına, gitar riff'lerine gurban olduğum.
selda bağcan'ın adeta küçük ceylan tizliğinde kulak tırmalayarak yorumladığı, amma edip akbayram ve dostlar'dan dinlemeye de doyulamayan leziz mahzuni şerif şeysi. selda'nın türküye yaptığını "saykodelik" diye niteleyen bireylerin sözü geçen yorumunu da dinlemesini salık veririm. bir de herhangi birine bir şey yaptırmak istediğim zaman "nolur nolur" kısmını açarak istediğimi zorla elde edebiliyorum. ne mutlu bana.