bazı insanlar bir adım geriden başlar hayata. taşıdıkları kandır sebebi. bazı insanlar doğduklarından itibaren açlık hissi nedir bilmez ve bunu hiç tatmadan ölür. bazı insanlarsa aşık olduğu insanla aşk yaşayamaz, hasta olamaz, hatta intihar etmek gibi bir hakkı bile yoktur. üzülemez, darılamaz ve mutsuz olamaz. yani bir insan istediği zaman intihar edebilyorsa, özgür doğmuş ya da özgür olamadığı için hayatında ilk ve son kez bir özgürlük yapmış demektir.
"bir insan bir baba kızabilir mi_? hiç beklenilmediği bir anda yanına dönen oğlu boynuna sarılsa ve haykırsa: döndüm baba! senin öngörmüş olduğun süre kadar dayanamadığım ve bu yolculuğu yarıda bıraktığım için kızma bana. ... ben, yalnızca senin olduğun yerde huzur bulabilirim, yalnızca senin huzurunda acı çekmek ve sevinmek isterim. ey gökyüzündeki babam! gelsem beni kovar mısın_?"
şimdi x kişisi şu eylemleri ardarda gerçekleştirirse; -elindeki jileti omzundan aşağı kaydırmak. -jiletin vücudunu değil ruhunu kesmesi. -vücudunun acımaması ama ruhunun parçalanması. - sabaha kadar içmiş ama unutmamış belkide unutamamışsa. -kolundan aşağı bir yol çizmiş ve bu çok kolay olmuşsa -kanın sıcak ve akışkan hali hoşuna gitmişde. -kolu uyuşmaya başlamışsa. -biraz sonra kendinden geçip bilincini yitirmeye başlayacaksa büyük bir ihtimalle. -yüzünde acı bir gülümseme varsa, isyansa belkide. -koluna jiletle çizdiği kadar kolay değilse hayattaki yolunu çizmesi. -beyninde bir yerlerde yarım kalmış bir hayat özlüyorsa. -kendinden geçmeden biraz önce sigarasından uzun bir duman kümesi çekip içine ve kolundan akan hayati sıvıya üflediyse. -yatağına uzanıp son bir kez olsun bir şeyin sonunu düşünmemek isteyip beyni izin vermediyse. -ertesi gün onu bulacak olan sevgilisinin yüzünü düşünmeden edemediyse. -bedeni eskisi kadar çekici değilse artık, ruhu dışarı çıkmak için acan atıyorsa. -beyni ona son birkez oyun oynuyorsa,içindeki acıyı dışavurumsa, karşısında hayalindeki sevgiliyi görüyorsa... gülümsemeye devam edip göz kapakları üzerlerinde bir tonluk ağırlık varmışçasına kapanıyorsa bir daha açılmamak üzere.. ruhu bedenden ayrılıyorsa....
bir açıdan; kişinin herkesten nefret etmesi, tüm insanlığı yok etmek istemesi sonucu, daha az çaba gerektiren ve kendisi için görece aynı anlama gelen eyleme* yönelmesidir.
çoğu insanın "ben burdayım" demek için gerçekleştirdiği eylemdir..önce hayal etmekle başlar sonra giderek saplantı haline gelir..nihayetinde ufak bir kıvılcımla herşey sona erer yada ermez..
ne varki çok az insan bukowski'nin tanımını yaptığı "en iyiler" grubundandır..onlar gerçekten iyi oldukları için giderler yanımızdan ve ölümleriyle kelimenin barındırdığı soyluluğu ispatlarlar..
kaybolmuşluk ve boşluk içinde sahipsizlik hissiyle tek bir şeye takılı kalıp , takıntı yapılan şeye ve göz ardı edilen birçok şeye çözüm bulamamaktan derde düşüp, üzüntü labirentlerinden çıkamayıp ölümü yok oluş ve dertlerin biteceği inancına bağlayarak gelecekten gelecek bütün umutlara hüküm giydirip hayat sahnesinden çekilme isteğidir. ben de bu sene 2 kez kıyısından dönmüştüm, hatta birinde denedim, biraz ilerledim,sonra durduruldum. ne tarafından bilmiyorum; ama sebepleri arasında sosyal çöküntü, aile yapısının kötüleşmesi ve insanın kendini çok yalnız hissetmesi sayılabilir. ilk önce asosyalleşmeyle başlar, sonra sorunlara çözüm üretme mekanizması umutsuzluktan ötürü bahane üretme mekanizmasına dönüşüverir. velhasılıkelam yalnız kişi akıllı biriyse ve intiharı düşünüyorsa yakınlarının büyük hatası vardır. sudan sebeptense ona yanlışını anlatın. kimseyi yalnız bırakmamak gerekir; yoksa intihar vakaları ciddi manada yükselişe geçecektir çağımızın direttikleri yüzünden.
her beş manik depresif nam ı diger bipolardan birinin yaşamdan ayrılma biçimi. yaşamak o kadar zor yollar o kadar karanlık gelir ki hasta bireye intihar bir kaçıştan çok bir çıkış planıdır bipoların hep yanında taşıdığı. beşte birinin başarıyla uyguladıgı bu planlara tüm bipolarlar haizdir ve bu nedenle sıkı gözlem altındadırlar. yalnız kalmamaları şiddetle tavsiye edilir uzmanlar tarafından.
uzun zamandır aklımda. bir çoğumuz düşünür intiharı ama cesaret edemez ya da nasıl edeceğine, hangi yöntemi kullanacağına karar veremez. sinyaller verir kişi ama etrafı görmez, duymaz belki de duymak istemez, görmezden gelir, umursamaz. kişi iyice bağlanır hedefine. araştırır sağda solda. silah nasıl satın alırım, yoksa eroin mi enjekte edeyim yüklü miktarda, köprüden atlayayım, yok o olmaz, ya silahta elim titrerse, ya eroini yeteri kadar veremezsem...
insan rahata kavuşacağı günü bekler ama bilmez ki şu anına kadar hiç rahat olmamışsa asla rahat olmayacaktır, sorun kendisidir.
bugün büyük büyük bir akrabamın mailine girdim. 72 yaşında kendisi. vaktinde güvenip vermiş mailinin şifresini ve ben kalleşce girip yazdıklarını okudum bugün. onun haberi yok, olmayacak da. amerikadaki arkadaşına mail yazmış, ben de eşim de başa çıkamıyoruz, türkiye'de üretilmiyor acaba amerikada bellergal var mıdır, varsa 3-4 kutu yollar mısın bana diye. yaş 72. o kadar yaşanmışlık var ama yine de antidepresyana ihtiyaç var. yok yok çözüm değil hiç bir şey dedirten. süreci uzatmanın alemini sorgulatan.
2 tane intihar görmüş şu kısa hayatımda söyleyebilirim:
arkada kalanlara yapılabilecek en büyük adiliktir. başka bir şekilde ölüp git katlanılır bir acıdır ama intihar eden birinin acısı arkadaki için olabilecek en iğrenç duygudur.
bazen tek çare,tek çözüm yolu her nekadar aptalca olsada...korkaklık ve cesaretsizlik denilsede hayatta tüm cesaretini toplayıp vazgeçmektir herşeyden.hayata tüm istediklerini dürüstçe söylediğin ve karar verip uyguladığın tek zaman parçası...arkana dönüp bakma ihtiyacı duymadığın,kendini geç kalmış hissettiğin,gözlerini kapattığında ii birşey hatırlamadığın,gözlerini açtığındaysa hep haksızlıkları hatırlayıp gözlerinden yaşların süzüldüğü,hiçbirşeyin senin istediğin biçimde olmadığı ve olmayacağını anladığın,artık kaçıcak gidicek hiçbiryerin olmadığını bildiğinde,gidicek bi yerin olsada heryerin aynı olduğunu hissettiğin,o berbat ama kurtulmanın tek çare olduğunu anladığın an ve''işte bağırıyorum sana hayat,bende eskittiğin herşeye inat''diye sessizce çığlık atmaktır...
insanın çektiği acıları sonlandıracağı düşüncesiyle hayattan ümidini kesip çoktan koptuğu hayallerine sonsuza kadar elveda demesiyle gerçekleşecek eylem.17. yüzyılda avrupa'da imparatorlar idam cezasını kaldırmış ve onun yerine suçlulara intihar etme cezası vererek idam ile intiharı ikame etmişlerdir.
hayatta zaten bissürü kötü olayın gelebileceğinin bilindiği taktirde kendisinin psikolojisini bozan bir olay karşısında dayanamayıp ölümü tek çare gibi gören insanların yaptıkları bir nevi salaklık*
bi çoğu yptıktan sonra pişman olur orası ayrı (eğer ölmezse)
bir ruh halinden öte, kışkırtıcı girişimdir. intiharla yaşanmaz, yaşama kafa tutmaya başladığımızda belirir kendisi. sayısız nedeni olabilir... ama intihar etmek haktır, tıpkı yaşama hakkı gibi!
baskalarinininkini anlamaya calismak yersizdir. kabul edip saygi duymak gerekir. ille de somut nedenler aramak kadar beteri yoktur. isten kovuldu. kredi karti borcu vardi. sevdi kavusamadi. ve bilimum sacma sapan nedenler...
nedenlerden azade dusunemez insan beyni, herseye bir aciklama getirmeden de yasayamaz! niyeyse, yanit bulacaktir ki, kendini bu nedene gore uzay zaman koordinatinda konumlandirsin ve intihara olan mesafenin acikligiyla teselli bulsun!! oysa izlemekten sikilinan bir filmden çikip gitmek gibidir cogu kez, yuf borusunu otturup sifonu cekip, basi cekip gitmek gibidir. kimse duymadiginda, kimse anlamadiginda, anlatmaktan vazgecmek gibidir cogu kez...
"sessiz cigliklar atiyorum her gece, kendimin bile duymadigi. aydinlik bir hol muydu ki yurudugum, karanlik bir odaya girmis gibiyim simdi? tokezliyorum. lambanin dugmesini bulamiyorum ve bir turlu karanliga alismiyor gozlerim. sersem sarsak ilerliyorum karanlikta bir yerlere carparak. canim aciyor, “yanginda ilk kurtarilacak”lar dokulup kiriliyor bir yerlerimi keserek. ne de cok kirilacak cin isi vazo varmis etrafta! kanim akiyor, canim tukeniyor. olesiye yardim dileniyorum kimse duymuyor. kiriliyor, ufalaniyorum. yaralarimi yalayarak iyilestirmeye calisiyorum geceleri, kediler gibi. ama yuzumde her sabah yeni bir faca, “gunaydin” diyorum otuz iki disimle. sabah mi oluyor? oysa, zifiri karanlik ve kirilacak bir yigin esya... …. bir saniye, bir saniye daha geciyor ve alisirken karanliga gozlerim, karanlik, gitgide uzayan gecelerde, gitgide yogunlasip yutarak tum renkleri, dugumleniyor avuclarimda. gormuyorum."
yaşamın farklılığını, belki de farksızlığını anlayan bireylerin anlık bile olsa aklından geçirdikleri kelimedir... bazıları deneyimler, belki de son nefes alışlarında; ilk kez alıyormuş gibi hissederler.
nefes bu, biter. aslında biten geride bıraktıkları, kendilerini yıllarca suçlayan yakınlarıdır.
elbette hayatta mutlu ve mutsuz anlar hep beraber vardir, ancak intihar, bir yerde, mutluluk ve mutsuzluk arasinda gidip gelmekten yorulmus bunyelerindir, artik mutlu da olmak istemeyenler icindir, cunku ardindan mutsuzluga yelken acilacaktir.
denedim ben intiharı. olmadı. zamanında hakkında çok beylik laflar da ettim. duygularımı çok yoğun yaşadığım, bir damla daha acıya dayanamayacağım günlerdi. günler değil, yıllardı hatta. kurtarıldım. o zaman lanet etmiştim, sonlandıramadığım için. ama şimdi düşününce...
sizi intiharın eşiğine getiren duygular (olaylar değil) geçici. dayanamayacağım düşüncesi de öyle, anlamsızlık hissi de. 2 yıl sonra dönüp baktığınızda o duygunun külü kalıyor sadece. hayatınızdan çıkan bir anlamın yerine başka bir anlam geliyor. ya da gelmiyor da hiç bir şey, artık siz başka biri oluyorsunuz.
olgunlaşmak, büyümek... değil bu. herkes acılar çekiyor, herkes dayanacağından fazlasını yükleniyor ve evet hayat bazılarına daha acımasız. ama bu intiharı yüceltmeyi gerektirmiyor. intihar etmeyi de gerektirmiyor.