k dergisi ,çok yeni bir edebiyat dergisidir.enis batur'la ,sanem altan'ı aynı yerde buluşturan dergi. çok çabuk okunan bir edebiyat dergisi olma özelliği taşıyor. güzel derlemeler yer alıyor. yüzbin basılması , çok satacağına işarettir. ilk sayısında yeni başlayanlar için casanova: 'sahtekarlığın ve şehvetin korkunç bileşimi' adlı yazıyı okumalarını tavsiye ediyorum. uzun süreli olmasını istediğim edebiyat dergisi.
popüler i fazla edebiyatı az kacmış edebiyat dergisi. edebiyata dair merak ettikleriniz hayati ve eserleri ile sınırlı ise alıp okuyabileceginiz dergi bu olabilir ama cumhuriyet kitap/radikal kitap daha cok emek ve ozenle hazirlaniyor gibi geldi bana.
ilk sayısı 6 ekim 2006 tarihinde çıkmış dergi olmakla beraber; sayfalarda oraya buraya küçük mottolar yerleştirmesiyle ünlenecek veyahut bir daha basılamayacak dergidir; efendim üzerine uzun uzun yazılacak bir şeyler bulamadım, ilk sayısı zira bana çok yavan geldi; türk medyasında taş kadın (yanlış anlaşılmasın taş bebek manasında) dendiğinde akla ilk gelen isimlerden olan sanem altan 'ın artık futbol magazininden jübilesini yapıp kendini aşka, şiire, edebiyata verdiğinin ilk büyük emaresi bu dergidir hatta alain de botton röportajıdır. efendim; gece yatağa girerken de diri kot pantolon ve deri çizme giydiğinden şüphelendiğim güzel hanımefendi (yanlış anlaşılmasın güzel kadın manasında; ne diyorum lan ben) sanem altan 'ın bay botton 'a ilk sorusu şu olmuş;
"bir röportajınızda (uyuz olurum başka röportajdan konuya girenlere ya neyse) 'bulmak istediğiniz ama bulamadığınız bir kitap var mı?' diye sorduklarında 'evet yazmak istediğim ama asla başaramadığım mükemmel kitap' diye cevap veriyorsunuz. çok gençsiniz, çok ünlüsünüz, çok başarılısınız ama bu cevabınızın tonunda istediğine henüz ulaşamamış birinin kırgınlığı ve üzüntüsü var sanki. ben mi yanlış algıladım yoksa gerçekten gizli bir üzüntü mü var içinizde kuzum?"
hah sonunda 'kuzum' kısmını ben ekledim, değişik bir hava kattı değil mi soruya? neyse enis batur 'un güdük modernite-postmodernite veya sırf sayfa dolsun diye üstünden geçilmiş tevfik fikret 'i anlatan sayfalar, sanki çok manidar casanova çalışması vs. sonuç olarak ilk sayıdan çok derin bir haz duymamakla beraber, sonraki sayılarda başarılı olmalarını diliyorum; son bir uyarı; oraya buraya goethe den, guth tan motto yerleştirmyin ya, fazla itici görünüyor, benden uyarması.
ilk sayısını çıktığı gün arayıp bulamadığım, sonra da unuttuğum dergi. ancak bugün ikinci sayısına rast gelebildim. popüler olduğu eleştirilerine kesinlikle katılıyorum. neredeyse hakkında yazı kaleme alınmış bütün yazarların hayatlarının okura en ilginç geleceği düşünülen ayrıntıları öne çıkarılmış diye düşünüyorum: rimbaud'un homosesüelliği, tecavüze uğraması ve verlaine ile yaşadığı aşk; romain gary'nin kendisini aldatan eşi jean seberg'in kuşkulu ölümünden sonra intihar etmesi; kafka ve halide edip'in ilginç hayatları; agatha christie'nin pera palas'taki odası 411 numaranın esrarı; cevat şakir'in baba katili olması; victor hugo ile auguste biard'ın eşi léonie biard'ın aşk-ı memnûsu gibi. bunların dışında sansasyonel olmayan çok az metin var dergide. sanki enis batur bunların arasında sıkışmış ve sıkılıyormuş gibi geldi bana. has edebiyat okuru zaten bu meseleleri bilir ama yazarları değerlendirirken onların yazdıklarına önem verir öncelikle. demek ki "has" edebiyat okurunu değil, henüz kanaatleri oluşmamış meraklıları hedef almışlar. yani çok uzun soluklu olacağını sanmıyorum ama varlığını devam ettiredebilir tabii.
ilk sayısındaki uzun ve hoş truman capote dosyasına, arka kapakta, capote'yi sinemada canlandıran oyuncunun resmiyle davet etmesiyle, davetkarlığını iticilikle yaralamış dergi.
ilk sayısında yaptığı sevimsizliği daha da öteye götürmüş dergi. 3.sayısında bir virginia woolf dosyası mevcut. ne kadar hoş. dergini kapağını da ona ayırmışlar. gel gör ki kapakta woolf yerine nichole kidman yer almakta. anlamlı.
2. sayısını edinip okuduktan sonra "ne ki şimdi bu" diye hayıflandığım dergi. edebiyatın eğlenceli olabilmesi için derginin kolay okunabilir olması ve edebiyatçıların hayat hikayelerinden izler taşınmasının yeterli olduğu düşünülmüş herhalde. sanırım çıkaranlarının kendilerine has bir "eğlence" anlayışı var.
bir edebiyat dergisi olmayan veya illa içinde edebiyat lafı geçicekse başına edebiyat kelimesinden çok çok büyük, koccaman bi popüler lafını alması gereken dergi.
k dergi truman capote ve virginia woolfe 2. ve 3. sayısında bayağı ayıp etti. bu bile derginin adının kenarına edebiyat lafını almasını zor duruma düşürmekte. belki günümüzde tabana ulaşmayı capote ve the hours filmleri yayılan popülerliklerinden yararlanmaya çalışmışlardır ama bunun yöntemi bu asla değildir, yapılan düpedüz saygısızlıktır.
ayrıca dergi her sayısında aşkları, cinselliği edebiyatçı kimliği önplana çıkan bir yazarın özyaşam öyküsünü dile almaya çalışarak popüler olmaya çalışır bir imaj sağlamıştır nezdimde.
ama bu eleştirilerin yanı sıra gene de okumaktan keyf aldığım bir dergi. özellikle, cansu yılmazçelik'in anlatımını seviyorum. hani sevdiğiniz, merak ettiğiniz yazarları adeta öykü kıvamında anlatıyor, sevdiğim yazarların hayat öyküsü değil ama onların kahramı oldukları bir hikayeyi okur gibi hissediyorum kendimi. zaten alkım da daha fazlası için çok iddialı değil.
philip seymour hoffman'ı truman capote, nicole kidman'ı virginia woolf zanneden güdük dergi. alkım yayınları'ndan bundan sonra beklediğimiz aşama, sinemaya uyarlanmış kitapları raflardan kaldırıp yerlerine dvdlerini koymaları. size yalan söylediler! edebiyat sinema değildir!
edit: bir sonraki kapağına yetkin dikinciler'i bekliyorum nazım hikmet olarak.
3. sayıyı da göremedim ama 4 elime geçti, bir dahaki sayılarda olacak mı bilmiyorum ama enis batur bu sefer yoktu, umarım bulunmasının yersizliğinin farkındadır. bu bir edebiyat dergisi değil, edebiyatçıların hayatlarının magazinel taraflarını sunan bir magazindir, o zaman enis'in bile hayatını okumak mümkün olur, tıpkı ahmed haşim gibi...
son 3 sayıyı iyice didikledikten sonra 5. sayısını almamaya karar verdiğim dergi. ilk başta sevdiğiniz yazarların bambaşka yönlerini okumaktan keyif alsanız dahi, bir süre sonra farklı yazarların üzerinde cinsellik bazlı yazılar yazması size bıkkınlık getiriyor.
yok mu kardeşim bu adamların başka yönü yok diyor ve elinizdeki her şeye cinsellik bazlı bakan ve sizi adeta röntgenci hissettiren dergiyi elinizden bırakıyorsunuz. evet keyifle okuduğunuz bir çok yazar aslında cinsellikte sorunlar yaşayan kişilermiş, ben bunu gördüm bugün ve açıkcası bu beni hiç ilgilendirmiyor. ve edebi kişilikleri ile tanıdığım yazarların özel yaşamları beni ilgilendirmiyor.
fiyati ve icerigi karsilastirildiginda gayet basarili buldugum haftalik bir dergi. bilhassa edebiyata ilgi duyan, yeni nesil, yeni yetmeler icin kurgulandigini dusunuyorum; bundandir ki, populer kultur ve magazin pezevenkligi yapiyor diyebilmek de mumkun.
yalniz son sayisinda ilgiye sayan bir dizgi hatasi hasil olmus: sabahattin ali konulu metinlerin birinde kurt mantolu madonna tirnagi acilmis; maa'tteessuf...
kubalı yazar italo calvino ve orta dunya illetini ba$ımıza musallat eden tolkien'i konu alan son sayısında yayin yayim ikilisine dikkat etmediklerini gorunce aniden sogudugum sozum ona edebiyat dergisi.. oysa ne umutla almı$tım dergiyi elime..
alkım yayınları'ndan çıkan bir edebiyat dergisi, edebiyat tarihi dergisi desek daha yerinde olur belki. edebiyatın gelişim süreciyle filan ilgili bir tarih değil; edebiyatçıların hayatlarından, romanlarından kesitler...
tüm sayıları edinilebilir alkım'dan. öyle çok dolu dolu demeyelim de hakikaten ilginç ayrıntılar içeriyor ve beraberinde biraz imla hatası gördüm sanki, yakıştıramadım. yine de okunabilir. ha bir de sanki tekrar eden birkaç yazı var, eski sayıları yanlış hatırlamıyorsam.
ilk sayısındaki alain de botton söyleşisinin uyandırdığı heyecanla bir süre daha takip edilen lakin -maalesef- hayal kırıklığı yaratan ve "edebiyatın böyle yüzeysel yollarla sevdirilmeye hiç mi hiç ihtiyacı yok" diye düşündüren dergi. ayrıca yazın sanatının eğlencesini yazarların sansasyonel yaşamlarında yahut yatak odası sırlarında aramakta anlamsızca ısrar eden gayet "renkli" bir oluşum.
son sayısından önce hiç okumadığım, son sayısı ise hoşuma gitmiş dergi. edebiyat dergisimi bilemeyeceğim ama okuması rahat, fiyatı ucuz, boş zaman doldurma dergisi olduğu aşikar. bu sayısında irvine welsh den, mevlana dan bahsetmişler. bir nevi alışveriş dergisi gibi. ön bilgi dergisi belki de...
ilk olarak sade sayfa tasarımı, sayfa boyutları ve kağıdının dokusu bana çok güzel geldi. yayımlanan yazılar ise kulağa hoş geliyor. okurken büyük bir iştah uyandırıyor. bir kahve molasında veya şehiriçi otobüs yolculuğunda ham diye zevkli bir biçimde yutulabiliyor.
ayrıca fiyatı 1ytl oldugundan herkes tarafından rahatlıkla alınabilir...
evet, bu hafta o sevdiğim sin city'nin, her seferinde hayranlıkla okuduğum, dinlediğim kısa hikayelerini görebildim diye bu kadar olumlu yazıyorum.
son sayısında yenir yutulur gibi olmayan bir hataya yelken açmış dergi. hazal yılmaz imzalı guillermo arriaga makalesinin spotundan alıntılayarak : "meksikalı senaryo yazarı guillermo arriaga, hem senaristliğini yapıp hem yönettiği amores perros..." höst.
bu kadar dev bir bilgi yanlışı nasıl yapılır? spottan yara alan okurun yazının gerisine itimadı, hevesi kalmıyor normal olarak. hazal yılmaz kişisi arriaga hakkında makale yazıyor ama tamamen bihaber (sadece arriaga değil; amores perros ve alejandro gonzalez inarritu'dan da bihaber). peki editör yok mu bu dergide?
hitchikers guide to galaxy yazisiyla hos dakikalar gecirtmis; heidegger, kierkegaard ve spinoza yazilari yayinlayarak "helal lan" dedirtmis dergi. arada-derede cikan yazim yanlislari can sikmiyor degil...
tarafımdan yeni keşfedilmiş. fiyatının uygun oluşunu göz ardı edemeyeceğim. bu fiyata genelde çocuklar için posterli ekler veriliyor.elde dolaştırılabilen kolay adapte olabildiğim okuyacak bir şeyler ararken imdada yetişmiş dergi. bugun öğrendim ki cumaları alabilecekmişim her yeni sayısını.