yuzyilin basinda iskenderiye'de dogmus, anadolu'da da yasamis yunan sair. ithaka ve kent gibi olaganustu siirleriyle taninir.. kent dedin "bir başka ülkeye, bir başka denize gideceğim. bundan daha iyi başka br kent bulunur elbet. yazgıdır yakama yapışır neye kalkışsam; ve yüreğim gömülü bir ceset sanki. aklım daha nice kalacak bu çorak ülkede. nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam hayatımın kayıp yıkıntıları çıkıyor karşıma, yıllarıma kıydığım, boşa harcadığım."
yeni ülkeler bulamayacaksin, başka denizler bulamayacaksin. bu kent peşini birakmayacak. ayni sokaklarda dolaşacaksın. ayni mahallede yaşlanacaksın; ayni evlerde kır düşecek saçlarına. bu kenttir gidip göreceğin yer. bir başkasını umma - bir gemi yok, bir yol yok sana. değil mi ki, hayatına kıydın burada bu küçücük köşede, ona kıydın demektir bütün dünyada.
tramvay cumhuriyet meydani 'ndan donerken kleber 'e cikabilmek icin, bir el -bir buluttan bir parca cekercesine- cekiyor kentin bir parcasini tramvaydan, kavafis'in gune$'ten iskenderiyesi'ne...
1863'te hellenistik gecmisin yogun izlerini tasiyan bir kent olan iskenderiye'de dogmus yunan sair. babasi tuccar, annesi, istanbul'un koklu ailelerinden birine mensup. babasi olunce ingiltere'ye gidip 7 yil orada kaliyor. daha sonra tekrar iskenderiye, istanbul ve tekrar iskenderiye. siirleri 3 kategoriye ayrilmistir: felsefi, tarihi ve hedonist siirler. en karakteristik siirleri tarihi siirleridir ve buyuk bir cogunlugu hellenistik cag ile ilgilidir. universite egitimi gormemistir. ingilizce, fransizca ve italyanca'yi cok iyi konusmaktaydi. 1933'te girtlak kanserinden oldu. en onemli siirleri: barbarlari beklerken, ithaki, iskenderiyeli kral, mumlar, duvar, kent, ilk basamak, kral dimitrios ve adimlar'dir.
akdeniz'in dili olup konusan yunanli. siirleri insana yasamin daha once hep gozden kacmis bir yonununu gosteren sair.
tanri'nin antonius'i birakmasidir
birdenbire duyarsan geceyarısı gorunmeyen bir alayın gectigini essiz ezgilerle, seslerle- artık boyun egen yazgına basarısız yapıtlarına, tasarladıgın islere hepsi aldanıslarla biten- aglamayasın bos yere. coktan hazırmıs gibi bir yigit gibi hoscakal de ona, giden iskenderiye'ye. hele kendini aldatmayasın demeyesin: bu bir düstü, kulaklarım iyi duymadı; boyle bos umutlara egilmeyesin. coktan hazırmıs gibi bir yigit gibi boyle bir kente erismis sana yarasırcasına, kesin adımlarla yaklas pencereye, dinle duygulanarak, ama yanıp yıkılmalarıyla degil korkakların- son bir kez, dinle doya doya ezgileri, o gizli alayın eşsiz çalgılarını, hoscakal de ona, yitirdigin iskenderiye'ye.
bazilari icin bir gun gelir, o zaman soyler o buyuk evet'i ya da buyuk hayir'i. belli olur hemen icinde kendi evet'ini hazir bulunduran insan, ve onu soyledigi an
onuruna onur katar, yonelir inancina. pisman olmaz hayir diyen. hayir derdi yine bir daha sorsalar. ama yiyip bitirir onu iste o hayir - o dogru hayir - omur boyunca.
1996 yılında şairin hayatını anlatan "kavafis" biyografik filmini yunan yannis smaragdis çekti. http://www.imdb.com/title/tt0115849 filmin müziklerini yine yunanlı büyük üstad vangelis dede besteledi. hem de nasıl besteledi; yürek dağlayıcı. ee kolay değil; kendi vatandaşı, şairi... maalesef filmin müzikleri resmî albüm olarak yayınlanmadı. vangelis'in "odyssey: definitive collection" adlı toplama albümünde sâdece "main titles" bestesini sunmakla iktifâ edildi. oysa "closing titles"i de sunulmalıydı ki, herkes gözyaşlarını döksün. gözyaşları dökmek isteyenler edonkey/emule programları vasıtasıyla filmin gayrî resmi albümünü "vangelis cavafy" şeklinde aratarak zip formatıyla temin edebilirler.
kavafis in annesi hariklia, yenikoylu kürk tüccarı yorgo fotiyadisin kızıdır. 14 yasina gelmeden rum tüccarlardan 35 yasindaki petro kavafis ile evlendirilmiştir. bizim kavafis bu çiftin 7 çocuğundan biridir. babasi o 7 yasinda iken 1870 yılında 56 yaşında aniden ölünce anne hariklia yedi cocugu ile kocasından kalan pamuk şirketini yönetmek için ingiltere'ye gitmiş ve 1880 de iflas edince de iskenderiyeye dönmüşler ancak 1882 de ingiliz donanması kenti ablukaya alınca işleri iyice kötüye gitmiş ve istanbula baba evine dönmeye karar vermiş. evine aniden 8 kişinin doluşması yorgo efendiyi oldukça zora sokmuşsa da, 19 yaşlarında olan kavafis, hayatının en güzel günlerini burada yaşamış, çok sonralari araştırmacılar onun yenikoyde kendi sosyal sınıfının altındaki balıkçılara, kayıkçılara, bahçevanlara ve arabacılara gösterdiği ilgiyi değişik şekilde yorumlamışlardır. yenikoy deki ikameti 1882 den 1885 e kadar 3 yıl sürmüştür. to nihori* adli siir bu donemdendir.
to nihori
ey yabanci eger doganin sana gülümsediği ve her çınarın arkasinda bir gül kadar güzel bir genc kızın gizlendiği bir köy görürsen; orada dur. nihoriye ulaştın demektir.
eger akşamları yürüyüşe çıkarsan, onunde ceviz agaclarını bulursun artık yoluna devam etmene gerek yok nihoriden daha güzel olan nereyi arayacaksin.
" (...) unlu konusmacilarimiz nerde peki, neden her zamanki gibi soylev cekmiyorlar? cunku barbarlar geliyormuş bugun, onlar pek aldirmazmis guzel sozlere. nedir bu beklenmedik saskinlik, bu kargasa? (nasil da asildi yuzu herkesin!) neden boyle hizla bosaliyor sokaklarla alanlar, neden herkes dalgın donuyor evine? cunku hava karardi, barbarlar gelmedi. ve sinir boyundan donen habercilere gore, barbarlar diye kimseler yokmus artik. peki, biz ne yapacagiz simdi barbarlar olmadan? bir cesit cozumdu onlar sorunlarimiza."
ege'nin iki yakasindan baslayarak tum dunyada "barbarlari beklemek" durumunda birakilan insanlara ilham verecek enfes siirin sairi... (bkz: barbarlari beklerken)
ruhu güçlendirmek isteyen aşmalı bağlılık ve saygıyı kimi yasalara uysa da çoğu çiğneyecek yasayı ve alışılmışı çiğneyip geçecek yerleşik,dar kapıların ötesine tensel hazların öğreteceği çok şey var ona yıkıcı eylemden korkmamalı (evin yarısı yerle bir olacak elbet) bu yoldan erdemle boy verilir bilgeliğe.
şehir bir başka ülkeye, bir başka denize giderim, dedin bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet. her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya; -bir ceset gibi- gömülü kalbim. aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede? yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam, kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün, boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.
yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın. bu şehir arkandan gelecektir. sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın, aynı mahallede kocayacaksın; aynı evlerde kır düşecek saçlarına. dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. başka bir şey umma- ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte, öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.