kurtuluş savaşı *

/ 4 >>
orijinal ekşi sözlük görünümüne dönmek isteyenler için tarkan'dan geliyor:
başlık içinde ara
 fb  ie8  ws 
no kitty!
  1. birinci dünya savaşından yenik olarak ayrılıp,milli mücadele doğrultusunda yapılan antlaşmaların avrupa devletleri tarafından onaylanmasını sağlayan savaş,milli harekat.
    (easyaslife, 10.07.2000 00:53)
  2. attila ilhan diyor ki "bugun dunyanin hangi bilgisayarina kurtulus savasi verilerini girseniz, simulasyonda turkiye yuzde yuz maglup cikacaktir.turkiye ve turk milleti iste boyle irrasyonel bir tarihe ve karaktere sahiptir."
    (otisabi, 14.11.2000 21:29)
  3. türkiye'nin yabancı ülkelerin boyunduruğundan kurtulmak, onları topraklarından atmak, işgale son vermek ve özgürlüğüne kavuşmak için verdiği mücadelelerin 19-23 yılları arasına tekabül eden kısmına verilen isim.
    (dashersw, 03.08.2001 12:22 ~ 27.01.2006 17:22)
  4. (bkz: kurtuluş savaşı destanı)
    (feraye, 31.05.2002 12:36)
  5. yabancı ülkeler kadar kapitalizme de karşı yapılıp başarılı olunmuş savaş.
    (maniaque, 07.09.2002 13:41)
  6. istiklal harbi diye de isimlendirilir.
    (sirkencubin, 09.02.2003 15:17)
  7. turk halkinin sirtindaki paltosunu askere verdigi turkiyenin varolmasini saglayan savas
    (woodruff, 15.02.2003 00:15)
  8. turk toplumuna eger hala bazi insanlar guven besliyor ve inaniyorsa tamamen bu savasin carpisilma seklindendir. yasamamiz ve mumkun oldugunca ozgur kalmamiz bu savas sayesinde olmustur, cok kisi hayatini kaybetmis ama giderken de yaninda bi kac dusman goturmus, fedakarlik ve cesaret gostermistir. buradan cikartilabilecek goreceli bir sonuc sudur ki ustuste atom bombası yesek bile yine tamamen yok edilemeyiz.
    (grathanich, 21.02.2003 08:36)
  9. son zamanlarda irak'ta yasananlardan ve de irak halkinin tutumundan sonra daha da cok degerinin anlasilmasi gereken, millet olarak en buyuk gurur kaynaklarimizdan birisi
    (antihistaminik, 12.04.2003 07:20)
  10. onurun, sevginin ve turk halkinin zaferi...

    tek corabın yanına diğer tekini koyup cepheye yollayan, mermiyi işleyen, taşıyan türk kadınlarının zaferidir.

    cephede ailesinden uzakta ölen, isimsiz türk erkeklerinin zaferidir. hasan tahsinin zaferidir.

    şu günümüze bakıp utanmamızı gerektiren savaş ve zaferdir...

    "neden hâla mustafa kemal bekliyoruz?" sorusunu akıllara getiren zaferdir..
    (belethoriel, 16.06.2003 23:13 ~ 05.05.2007 00:55)
  11. icerigini basta yunanlilar ve ermeniler olmak üzere azinliklarin asimilasyonunu ve ortadan kaldirilmasini amaclayan bir görüs olan kemalist türk milliyetciliginin, ankara üzerine yürüme öküzlügünü gösteren yunan ordusu karsisinda celallenip ölümüne giristigi savas. savasin sonrasinda yunanlilardan tam olarak 'kurtulmak' icin yunanistan´da yasayan türklerle takas isine girisilmistir. bu olay o sirada bircok yeni kurulan devlete de ilham kaynagi olmus, asimilasyon politikasinin belkemigini olusturmustur. daha sonra imzalanan lozan antlasmasiyla kazanilan yerlerin izmir, bati trakya ve ermenistan bölgesinden ibaret olmasi ve yunanistan disindaki bütün devletlerle masa basinda anlasilmasi savasin 'ic düsmanlara' yönelik milliyetci karakterini aciga cikarmaktadir kanimca.
    (parmezan, 17.07.2003 10:44 ~ 19.07.2003 22:34)
  12. bu ulusun binlerce yillik tarihinde olan diger savaslar gibi fethetmek yada ganimet kazanmak icin degil sadece varolabilmek icin gerceklestirdigi onurlu mucadele.

    oyle ki uc kitaya yayilan milyonlarca kilometre karelik osmanli topragini mantik disi bir sekilde yeniden kazanma istegi bir tarafa konmus ve sadece ulusal devletin kurulacagi misak-i milli sinirlari vatan olarak kabul edilmistir ki, osmanli imparatorlugunun yetistirdigi komutanlar, devlet adamlari ve toplumun ileri gelenleri icin bu cok onemli bir adimdir. bir ulusun varligi ve onuru bu savasla korunmus, onu yeryuzunden silmeye and icmis olan emperyalist guclerin sevr dayatmasi da burusturulup suratlarina carpilmistir. ayrica sadece yunanlilarin degil, ingiliz, fransiz ve italyanlarin planlari da gerek meydanda gerekse masa basinda savasarak bozulmustur.

    ayrica kurtulus savasi sonunda izmirden goc eden bir yunanli bir kadinin kizi 2001 yazinda atina'da evlerinde yemek yerken bana, annesinin anadoluda evini birakmasina ragmen, yunanli politikacilarin televizyonda turkiye aleyhine yaptiklari her konusmada, tum ailesine donup "bu adamlar yalanci, turkler boyle seyler yapmaz" dedigini anlatmasi ve cok yakin arkadasim olan torunu olan sophia'nin turkiyeye ve turklere hayranlik duymasi ise benim icin bu savasin ne kadar onurlu yapildigini gostermesi acisindan tum tarih kitaplarindan daha buyuk bir kanittir.

    (bkz: tarihe kufretmek)
    edit>>(bkz: saymayi yeni ogrendim)
    (volcano, 30.08.2003 12:48 ~ 13.07.2006 21:29)
  13. islam coğrafyasında emperyalizm batağına batmamış yani müstemleke olmamış, yani bir hindistan, libya güney afrika ya da cezayir gibi sömürülmemiş nadir ülkelerden birinin türkiye olmasından ötürü aslında soğukkanlı bir ifadeyle millî mücadele denmesi gereken, bu ülkenin en görkemli mücadelesi.

    kurtuluş deyince birşeyden kurtulmak akla geliyor. oysa bu ülke zaten hiç esir olmamıştı ki fiilen. gerçi şimdi durum biraz (mı acaba) farklı ama ne diyelim... o zamanlar da olsa bu devir millî mücadele devridir. hatta yunanlılar dışında büyük çaplı bir cephemiz olmamıştır, yani düzenli ordu bağlamında.

    yoksa teğmen şahinler, sütçü imamlar, demirci mehmet efeler... hepsi bu mücadelede ön saftaydılar. idris küçükömer yanılmıyorsam bu durumdan ötürü kurtuluş savaşı yerine "türk-yunan harbi" de denilebileceğini söyler. ingilizlerle, italyanlarla çarpışmadık zira. oysa yunanlarla 1. ve 2. inönü savaşları, sakarya, başkomutanlık meydan muharebesi ve büyük taaruz savaşları yapılmıştı.

    bu mücadele devrinde ve sonrasında, her günü acılarla ve gururla ve ümidle dolu geçen bu yıllarda, bu cumhuriyeti kuranlara selam olsun.
    (itaatsiz, 03.09.2003 01:31 ~ 28.01.2007 19:34)
  14. küçüklüğümden beri birinci dünya savaşından sonra türk milletinin atatürk önderliğinde bağımsızlığı için verdiği mücadele olarak anlatılan savaş. yuvadayken ilk anlatıldığında atatürk'ün bütün ingiliz, fransız ve yunan ordusuna tek başına sille tokat girdiğini ve de hızını alamayıp bütün yunanlıları kovalara doldurup izmir'e götürüp oradan deniz döktüğünü düşünmüştüm. sonra ilkokulda atatürkün bir orduya sahip olduğunu uzun süre kabullenemedim. "ordu olduktan sonra babam da yener" düşüncesinden uzun süre çıkamadım. bir orduya sahip olması atatürkün gözümdeki imajımı sarsmıştı. o yeşil dev hulk gibi bir şeydi benim için. bütün savaşı tek başına kazanmıştı.
    (damaged, 20.12.2003 15:03)
  15. lisede tarih imtihani yapildiginda, hakkinda farkli yazdigimiz,
    zamanin amerikan basini tarafindan "bolsevik saldirilari", "kizillarin saldirilari" olarak nitelenen tarihi surec.
    mondoros anlasmasi cercevesinde isgal gerceklestiren italyan, fransiz ve ingilizlerle yerel halk savasmis,
    hukumet birlikleri sadece yunan isgaliyle bazi muharebeler yapmislardir.
    yunan birlikleri, aldiklari bazi yenilgilere ragmen, asil olarak ingiltere'nin direktifiyle cekilmis, arkalarindan turk birlikleri yurumustur.
    izmir'e turk birlikleri geldigi zaman yunan askerleri coktan sehri terketmislerdi.
    trt belgesellerinde kurgu oyunuyla, olmayan bir kurtarma harekati izlenimi verilmeye calisilir.
    izmir'de cikarilan yangin goruntuleri de cogunlukla, sehri terkeden rumlarin atese verdikleri kendi evlerine aittir.
    (muallak, 25.05.2004 01:09)
  16. her turk insaninin beyninde bir yer ayirmasi gereken, derslerle dolu bir varolus destani...baska bir deyisle "nasil yoktan varolunur?"un cevabi...
    (homeros, 30.05.2004 18:34 ~ 18:34)
  17. kurtuluş savaşı, yorgun ve bitkin düşmüş vatanın her köşesinde, her kasabasında, her köyünde çakan kıvılcımların yaktığı bir ateştir. vatanın izzetini düşman çizmeleri altında çiğnetmemek için türk, kürt, boşnak, gürcü, laz, arnavut, çerkez demeden bütün vatan evlatlarının omuz omuza, insan-üstü, gerçek-üstü bir gayretle şahlanmalarının, "bu topraklar için seve seve hep birlikte toprağa düşmeyi göze almalarının" destanıdır... bizleri kurtarmak için tatlı canlarını veren, sıcak kanlarını toprağa döken kurtuluş savaşı mücahitlerinin en büyük emaneti, türkiye büyük millet meclisidir, demokrasidir, hakimiyet-i milliyedir. bu büyük mücadeleyi en iyi anlatan eser de şüphesiz istiklal marşıdır...
    (avicenna, 30.05.2004 19:08)
  18. osmanli imparatorlugu'nu isgal altinda tutan ulkelere karsi yapilmis ozgurluk savasi..

    hepimizin bildigi uzere, bu savas turkiye cumhuriyeti'ni kurmak ya da kurtarmak uzere baslamadi, yapilmadi. ataturk ulkenin ve milletin nasil daha iyi bir yonetime sahip olabilecegini kendi kafasi icinde dusunmus olsa ve osmanli yonetimi bu savasa karsi cikmis olsa bile (ki padisah'in* bu mucadeleyi aslinda destekledigini gosteren bir takim kaynaklar da var) fiili anlamda osmanli ordusu ile ciddi bir savas olmamistir.

    askeri, stratejik ve liderlik acisindan cok ust duzey becerilere sahip olan ataturk'un bu savastaki birlestirici ozelligini, savasin kazanilmasindaki en onemli unsurlardan biri olmus olsa gerek.

    nitekim, tarih boyunca yapilan isgal, somurge, ozgurlestirme(!) girisimlerine bakarsak, ki orneklerini gunumuzde de goruyoruz, kendi kurtuluslari icin savasan bir cok milletin aslinda yine kendi milletlerinden dusmanlarla carpistiklarini gormek mumkun.

    bol ve yonet yonteminin temel direklerinden olarak, isgalci ulkeler oncelikle kendi amaclari icin savasarak gerektiginde kendi hayatini verebilecek kisileri, kandirarak, rusvet vererek, tehdit ederek, zorlayarak yine kendi halklarina karsi savasmak uzere orgutlemistir.

    oysa ki turk kurtulus savasi'nda parca parca olan ceteler ve dahi imparatorluk ordusu ustalikla birlestirilmis ve odagin kaymasi ve gucun azalmasi boylece engellenmistir.

    tabi olaya tek yonlu bakmamak gerekir. bir yandan da kendi ic politikalari ve dunyanin diger bolgelerindeki dengelerin degismeye baslamasi sebebiyle onceden gaz verilen yunanlilarin, daha sonradan ortada birakilmasi ve zamaninin buyuk gucleri ile uzun soluklu carpismalarin yapilmamasi zaferin kazanilmasinda etkilidir, fakat bu baska bir entry konusu olur.
    (kal ho naa ho, 01.12.2004 05:14 ~ 30.10.2005 23:53)
  19. nutuk'tan..
    "...

    bu tarihlerde ingiliz muhipler cemiyeti'nin isteğine katılarak bütün milletçe ingiltere himayesinin istenmesi, bu dernek adına, sait molla imzasıyla bütün belediye başkanlıklarına bir telgrafla bildirildiği ve bu telgrafın etkisini hükümsüz kılmak için milleti gerektiği gibi aydınlatmakla birlikte hükûmet nezdinde teşebbüslerde bulunduğum da sizce bilinmektedir. bundan başka 27 mayıs 1919 tarihinde türkiye - havas - reuter (royter) adındaki ajansın, toplanan saltanat şûrâsı ile ilgili açıklamaları arasında şûrâyı oluşturan bütün üyelerin düşüncesí, türkiye'nin büyük devletlerden birinin himâyesini sağlama noktasında birleşiyor haberini yayması üzerine, sadrazama, milletin, millî bağımsızlığını korumaya kararlı oldugunu ve doğabilecek bütün kötü sonuçlara karşı her türlü fedakârlığı göze aldığını ve millî vicdanı temsil etmeyen haberlerin endişe verici tepkiler yarattığını yaymakla birlikte, bütün milleti de bu durumdan nasıl haberdar ettiğimi başka bir açıklama dolayısıyla belirtmiştim.

    sadrazam ferit paşa 'nın, paris e bilinen daveti üzerine, birinci türkiye büyük millet meclisi'nin ilk toplantısını yaptığn günlerde bazı demeçler vermiştim. bu konudaki görüş ve davranış tarzımın ne oldugunu açıklamak üzere şu bölgeyi olduğu gibi bilginize sunacağım.

    şifre
    ivedi havza, 3.6.1919
    kişiye özel

    samsun'da 3'üncü kolordu komutanı refet beyefendi'ye
    erzurum'da 15'inci kolordu komutanı kâzım paşa hazretleri'ne,
    erzurum valisi münir beyefendi'ye,
    canik mutasarrıfi hâmit beyefendi'ye,
    sıvas vali vekili hâkim hasbi efendi hazretleri'ne,
    kastamonu valisi ibrahim beyefendi'ye
    ankara'da 20'nci kolordu komutanı ali fuad paşa hazretleri'ne,
    konya'da yıldırım kıt'alan müfettişi cemal paşa hazretleri'ne,
    diyarbakır'da 13'üncü kolordu komutanı vekili cevdet beyefendi'ye,
    van valisi haydar beyefendi'ye.

    fransız siyasî temsilcisi mösyö defrance (döfrans)'ın sadrazamlık yüksek makamına gelerek osmanlı devleti'nin haklarını konferans huzurunda savunmak için paris'e gidebileceklerini bildirdiği, dahiliye nezareti'nin resmî tebliğlerinden ve ajans yayınlarından anlaşılmıştır. izmir olayı üzerine milletimizin gösterdiği şiddetli tepki ve böylece bağımsızlığını koruma konusunda beliren kesin kararlılığının sonucu olan bu başarı şükranla karşılanmaya değer. ancak, buna rağmen, yunanlılar'ın izmir ilini işgali önlenebilmiş değildir. herhalde milletin, kendi haklarının bilincinde ve onları çiğnetmemek için tek bir vücut halinde fedakârca harekete hazır olduğu, itilâf devletleri'ne karşı gösterilmeye ve ispata devam edildikçe, bu devletlerin milletimize ve onun haklarına saygılı olacağına şüphe yoktur.

    sadrazam paşa hazretleri'nin konferans huzurunda osmanlı devleti'nin haklarını savunmak için ellerinden geleni yapacakları tabiîdir. ancak, milletçe kesin bir şekilde savunulması istenen ve gerekli görülen haklar özellikle iki noktada önem kazanır. birincisi, devlet ve milletin mutlak olarak tam bağımsızlığı, ikincisi de vatanın ana topraklarında çoğunluğun azınlıklara feda edilmemesidir. bu konuda paris'e harekete hazırlanan hey'etin görüşü ile millî vicdanın kesin istekleri arasında tam bir uygunluğun bulunması şarttır. aksi halde, millet, pek güç bir durumda ve giderilmesi imkansız oldu bittiler karşısında kalabilir. bu endişeyi doğuran sebepler şunlardır : sadrazam paşa hazretleri, duyulan demecinde, bir ermeni muhtariyeti ilkesini kabul etmiş olduğunu bildirdi. bunun sınırını belirtmedi, bundan doğu illerinin halkı elbette üzüntü duydu ve durumun açıklanmasını istemeye mecbur oldu. toplanmış olan saltanat şûrâsı'nda da üyelerin hemen hepsi, millî bağımsızlığın korunmasını ve millet mukadderatının bir millî şûrânın yetkisine bırakılmasını istedikleri halde, yalnız, hükûmetin dayandığı ltilâf ve hürriyet fırkası adına bakan sadık bey tarafından yazılı olarak ingiltere'nin himâyesi teklif edildi. geniş bir ermenistan muhtariyetini ve devletin bir yabancı himayesini kabul konularında, milletin isteği ile şimdiki hükümetin görüşü arasında bir uygunluk olmadığı anlaşılıyor. sadrazam paşa hazretleri ile birlikte hareket edecek olan hey'etin, milletin haklarını savunmada uyacağı ilkeler ve program milletçe bilinmedikçe, arzedilen noktalarda endişeye kapılmamak mümkün değildir. bu suretle illerdeki ve onlara bağlı yerlerdeki müdafaa-i hukuk-ı mılliye ve redd-i ilhak cemiyetleri'nin temsilcileri ve daha teşkilâtı tamamlanamayan yerlerde de belediye hey'etleri, sadrazam paşa hazretleri'ne ve doğrudan doğruya zât-ı şâhâne'ye telgraflar çekerek, millî bağımsızlığın mutlak dokunulmazlığının ve millet çoğunluğunun haklarının korunmasının milletin temel şartı olduğu belirtilmeli ve gidecek hey'etin yapacağı savunmanın esaslarını millete resmen ve açıkça bildirmesi istenmelidir. milletin bu şekildeki hareketi ile, gidecek hey'etin savunmaya çalışacağı ilkelerin gerçekten milletin isteği olduğu, itilâf devletleri'nce anlaşılacak ve şüphesiz daha fazla bir önemle dikkate alınarak hey'etin görevini kolaylaştıracaktır. bu düşüncelerin gerekenlere sür'atle ulaştırılmasını ve duyrulmasını, vatanımızın mukadderatı adına vatansever yüksek şahsiyetinizden özellikle istirham ederim. bu telgrafın alındığı zamanın bildirilmesini de rica ederim.

    mustafa kemal

    ..."
    (kal ho naa ho, 26.05.2005 08:54)
  20. (bkz: anıtkabir atatürk ve kurtuluş savaşı müzesi)
    (anoktale, 26.08.2005 17:20)
  21. call of duty yada age of empires gibi bir oyununun yapildigini gormeyi hayal ettigim savas, milli mucadele.
    (groundctrl, 30.10.2005 23:21 ~ 23:21)
  22. (bkz: şu çılgın türkler)
    (brainfour, 08.11.2005 13:59)
  23. (bkz: #8513483)
    (artanis, 11.11.2005 01:44)
  24. birinci dünya savasında bir grup asker esir düşer düşman ellere. hatıralarında antep’ten mısır’a esaret yolculuğunun son kısmını beş müslüman hintli nöbetçinin nezaretinde yaptıklarını yazan eyüp sabri bey, bir ara kaçma fırsatı buldukları halde “bu müslüman askerlere ingilizler zulmeder” düşüncesi ile kaçmadıklarını yazar. galiba kurtulus savasının altında yatan imkansız görünen mücadele de bu insaniyetten, civanmertlikten kaynaklanıyordu...
    (daha, 14.12.2005 19:17)
  25. kurtuluş savaşı bir nefs-i müdaafadır.

    kimsenin savaş çığlığı attığı yok. kimsenin çığlık atmaya tenezzül ettiği bile yok. insanlar o kadar "makul" ve "mantıklı" ve "rasyonel"ler ki; artık, savaşmayı strateji oyunlarının bir parçası sanarak, ölümü ve öldürmeyi yaşamlarına katıyorlar.

    kurtuluş savaşı, hiç kimsenin savaş düşünü ve işgal şüphesini dayandırarak, savaşla kirletebileceği bir tarih hikayesi değildir. o "şanlı tarih", ölümün ve öldürmenin değil, öldürülmeye karşı duruşun tarihi olduğu için şanlıdır ve değerlidir.

    kurtuluş savaşı daha başka ne değildir? bir intikam operasyonu değildir. bir öc alma mücadelesi de değildir.

    bir gün, herhangi biri, alnıma silah dayarsa ve elimde bir tabanca varsa, onu tam karnından hiç düşünmeden vururum. ...ama, biri beni takip ediyor diye, gözetliyor diye, çeşitli şekillerde bana ultimatomlar veriyor diye hiç kimseyi vurmam. onu düşmanım ilan etmem. edersem, bir takım kişiler tarafından teşhis ve tedavi edilmeye yollanırım. üzerimde baskı kurmaya çalışan kişiyi öldürmeyi düşünmem. onunla iletişim kurmayı denerim. elini üzerimden çekmesi gerektiğini anlamasını sağlarım. biri bir diğerini ancak zamanı gelinceye dek susturabilir. kimse kimsenin üzerinde iktidar falan kuramaz. sahip olacağı şey iktidar falan değil, zavallı bir yalandır. ve günün birinde, çok daha büyük yıkımlar getirerek o yalan da çöker. her su, akması gereken yatağa doğru akar. (bkz: cezayir kurtuluş savaşı)

    türkiye kurtuluş savaşı; evine girilmiş, en "iyi" ihtimalle ölene dek esirlikle tehdit edilmiş; en kötü ihtimalle öldürülmekle burun buruna gelmiş bir insanın kendini savunmasıdır. bir başkasının evine girmek değildir. "evime girerler" paranoyasıyla silahlanmak demek değildir. dünya barışını ön plana almayacak kadar sığlaşmak değildir. komşularından tedirginlik duymak ve onlarla sürekli çıkar ilişkisi kurmak değildir. savaşı kutsamak değildir. savaş aşkıyla yanmak ve çevresindeki değerleri tutuşturmak değildir. savaşmayı meşru kılan bir savaş değildir. varoluşundan vazgeçmeyişin tarihidir. ...kimse size saldırmazken, savaşmayı düşünmek, savaşı düşlemek bir varolma biçimi değildir. yoketmek aşkıdır. esaret altında değilken, barış için çalışmak varoluşu sağlamlaştırmanın tek geçerli yoludur.

    herhangi bir öldürmeyi, saldırmayı, intikam operasyonunu "haklı" gören birinin, mustafa kemal atatürk'ten ne anladığını bilmiyorum. bir insan, "yurtta barış dünyada barış" derken, sanıyorum savaşmaktan çok barışmayı üstün tutmuştur. ama kimin umrunda ki? bugün, "barışmak" çocukça bir eylem.
    sözcüğün kendisini bile, yaşadığımız dünyanın ruhsuz politikasında barındırmayan düşünce adamları ve kadınları... sevmiyorum onları. "savaşmak" hala "erdemli" ve gayet ciddi masaların ülke kurtaran sohbetlerinin konusu olabiliyor..... tiksiniyorum bundan. keşke sahiden kusacak kadar tiksinsem ve her "savaş" lafını duyduğumda masanın ortasına kusabilsem.

    insanlar birbirini öldürürken nasıl daha fazla insanın ölmesi için stratejiler geliştirilebilir, kurgular yapılabilir; neden tüm bu zihinler tam tersine çabalamaz, kendine bir yol aramaz... ne dünyayı ne de ülkeyi anlamıyorum.

    bir tek, kurtuluş savaşı'nı anlıyorum. savaştan kurtulmaya, o dönemki seferberlikte olduğu gibi, canla başla dört koldan çabalamayışımızı... canımızı barış için dişimize takıp kendimizi barışa adamayışımızı asla anlamıyorum.

    tarih bilgim genelde belgelere dayanmaz. insanların, özellikle yaşlıların anlattıklarını kağıt üzerindekilere yeğliyorum. çünkü yüzleri var. sesleri var. nerelerde incindiklerini, nerelerde çocuk gibi heyecanlandıklarını gösteren gözleri var. bildiğim kadarıyla kurtuluş savaşı yılları büyük yokluk ve kıtlık yıllarıydı. şu an ise, gördüğüm kadarıyla, torunlarımıza anlatacağımız hikayeler şöyle başlayacak "bizim zamanımız yokluk ve kıtlık yıllarıydı. his kıtlığı vardı. sezgi yoksunuyduk hepimiz. savaşmayı bir bok sanıyorduk. intikamı peşin alıyorduk."

    saygılar ya da sevgiler... bilmiyorum. nefes alıp veren birinin, herhangi biri tarafından öldürülmesine bile üzülen bir insana, çirkin sıfatlar yakıştıran bir dünyaya dair ne hissedeceğime karar veremedim.
    (lacivert kadife ve kirmizi visne, 05.02.2006 14:08)
/ 4 >>


copyright © 1999-2012 sourtimes entertainment