boş başlığın "yok böyle bi$ii???" demesiyle canımı sıkan, "var, var, geldi işte" dedirten, özlenen, hasret kalınan, yolda bırakmaya meyilli, annesinden zeytin rica edeceğim, konuksever, uçaksavar, oda arkadaşı insan*.
gec gelmis, guc gelmemis, firindan yeni cikmis pek taze yazar. kendisi ben daha yaban ellere gitmeden aglamakta, yanindayken bile beni ozlemektedir. ** bu yuce erdeminin disinda besin biri, pek kiymetli dostum, vazgecemedigim ve de sabah uyandigimda ilk gordugum insan evladidir. *
hem oda arkim * hem bolumdasim olmasi munasebetiyle yanindan bi tek yatarken ayrildigim, serbest cagrisimlarimizin bile birbirine benzemesinden sora kendisinden biraz uzak durma karari verdigim ama asla uygulayamadigim, soledigim herseye gulerek bana kendimi cem yilmaz gibi hissettiren hayat arkadasim *
özlemişiz, ne o birşeylere ara mı verdik? eğer öyleyse de olmasın bir daha diyesi geliyor insanın. şaşırdın di mi espri yapan aynı çocuğu karşında görünce*
bugün saatlerin geri alınması nedeniyle "geri mi alınıyodu saatler, ay sözlükten bakayım, oleyyy saat daha 11 yatmayabilirim yani" sözleriyle beni onbirbinyediyüzyirmibeşinci kez güldürmüş olan; odada göremeyince kenarında sigara içtiğim camdan aşağı düştüğümü sanıp eğilip 3 kat aşağı bakıp rahatlayan; sonuna kadar paylaşımcı olan,zira her film ya da dizi izlediğinde biz de izlemiş kadar oluyoruz kendisi ile ne kadar kulaklık da kullansa; her daim yemek yemeğe hazır ama zapzayıf haliyle insanın sinirlerini bozan oda arkadaşı. 11-06-2005, bugün itibariyle öğrendik ki kendisi "merak eden araştıran bilimsel bir insan" imiş. siz regression ne demek biliyo musunuz, o biliyo.
hep orada olup, birbirimizden bihaber geçen yıllar sonrasında bir shuttle yolculuğunda kendisini ilk defa tanıdığım, kim olduğunu yeni öğrendiğim, geçen kayıp yıllarım için üzüldüğüm, 'parça parça ben' değil 'bütün ben'e nail olmuş, tanımış, anlamış ender insanlardan çok sevdiğim dost, arkadaş, kardeş. yeri doldurulmaz. ha bi de, güvenlik görevlisi ve köfteci eskortları olmadan şurdan şuraya gitmez!*
bugun hsbc standindan bizler**** icin onu ve arkasi ayni olan, konusma baloncugu cikintili kitap ayraci toplamis iyi niyetli insan. ancak ayraclardan birinin masanin ustunde ters durmasi sonucu cikintisi sol tarafa baktigi icin o ayracin solak insanlara ozel oldugunu sanip* dusunceli arkadas edalarinda onu da solak arkadasimiz* icin kaparak bizlere safligin sinirlarinin ne kadar zorlanabilecegini kanitlamis kisi.
"...if you could see yourself like others do you'd wish you were as beautiful as you, yeah and i wish i was a camera sometimes so i could take your picture with my mind i'd put it in a frame for you to see how beautiful you really are to me..."
bir gun gercekten bavul toplamak zorunda kaldigimda yanimda goturemedigim icin kalbimi acitacak olan, cocukken ayni yildiz haritasinda kayboldugumuz guzel havva kizi. o gun geldiginde sabah miziltilarini, heycanli cikislarini, bi de hep verdigimiz sozleri katlayip cebime koyup, en kisa zamanda donmek uzere ebedi yuvamizi terk edecegim. ama hayatimi arap sacina cevirdigim her seferde yine elim telefona gidicek, yine onu arayip ayni yerde bulacagim. ayrica o da biliyor, dunya uzerinde yalnizca iki kisi her bulent ortacgil dinlediginde ayni seyi dusunup hinzirca siritacak. bir daha hicbir sey eskisi gibi olmayacak.*
japonca da kan emici anlamina gelen, kan emerek beslenen bocek turlerine verilen ad. mecaz olarak otlakci anlaminda da kullanilir ayni turkce de oldugu gibi.
gerçekten çok farklı bir havasının olduğunu düşündüğüm, en garip durumlara bir sene gibi bir zamanda beraber tepki verdiğimiz, sıradışı şeylere şahit olup da onun komik yorumlarını hatırladığım- "aaa şu gördüğüm şey ufo mu" repliğine farklı bir anlam kazandırarak kopmamızı ve de unutulmazı sağlamış şahsiyettir. beraber esmerleştik, beraber açıldık, ve daha bir çok şeyleri de beraber yaparsak çok hoşuma gidecek süper bayandır. çok güzeldir ve de çok tatlıdır dikkat edin*.
simdi, su an otursak karsilikli, bi cay koymus olsak onceden. uzansa eli sigaraya, ben yine cakmagi arasam uzun uzun...sonra yaksak sigaralari, birer nefes ceksek, uflerken dumanini, daha dokulmeden sozcukler agzimizdan dagilsa butun dertler. kapatsak kapimizi, donsek bizi biz yapan gunlerimize de giremese o kapidan korkular, huzunler, yalanlar, kabuslar...
5i bir yerdenin bu aralar en habersiz kalmış olanı. biliyorum ki kol mesafesinde olan ona anlatmıştır bile herşeyi. paylaşıyım istedim onunla ama eğlenceli gelmedi bu sefer. yine de yazdım böle dolu dolu, bilmem kaç a4. sonra bilgisayarımın wormu geldi yedi. oehh dedim. parmaklarım ağrıdı dedim. özledim. birisi gelse de, sigarasını benim gözüme soksa "ohhhh mis mis, içsene sen de, içsene" dese. o birinin saçının yağını derecelendirsem, saflığı tuttuğunda gülmeden önce sabırla gözlerine bakıp beklesem anlayana kadar, bir bütün ekmek ortadan kaybolduğunda midesine doğru inanmaz bakışlar atsam, hatta yine aynı midesi dile gelip konuşmaya başladığında "besle beniiii" diye onunla konuşup sakinleştirmesini izlesem köşemden... köşemden... köşe mi kaldı ki? oda mı kaldı ki?
dip dibe geçen bunca senenin ardından, hayatımda midesindekine benzer koca bir delik bırakıp balıkesirler'e uçmuş kişidir. gönül ister ki yine yanıma, yamacıma gelsin. gelsin de sonra isterse bütün şarkıları yeni baştan bestelesin, filmleri tekrar yazsın, önümde 4 değil 10 tabak yemek yesin, üzerine 1 değil 5 profiterol götürsün... hiçbiri dert değil. yeter ki herşey eskisi gibi olsun. çok şey istedim ama galiba, efkar bastı. -barmen, bize iki nescafe. sek olsun*
ingilizce, almanca, yunanca, italyanca ve ispanyolca'dan sonra bu sefer de japonca'ya el atacağını öğrendiğim pekmez güzeli. ee bazıları dil konusunda yetenekli oluyor, değil mi kanka?
tv guide modundan cikip dizilerinden uzak kalma pahasina gironada egitim ve ogretim hayatina tekrar atilacak olan kisik bakisli l'auberge espagnole mustakbel subesi.