bilgi mba'de marketing communications, brand management ve consumer behaviour dersleri veren, ders esnasında masada bağdaş kurup oturan, sigara içen sağlam argo konuşan müthiş komik, birçok seyi asmis, saygi gösterilmesi gereken sahsiyet
... zehir gibi fikirler fabrikasidir, pazarlama iletisimi canavaridir. bu adami cok iyi dinleyin, harika hikayeleri vardir; cok sey ogrenirsiniz ve bircok seye bakis aciniz degisir. ama sakin sidik yaristirmaya kalkismayin; agziniza sicarsa uzulursunuz.
işletme bölümüne sahip okula konuşmacı diye getirilen palavracı adamların yerine, hayatı boyunca reklam işiyle ugrasmıs, yaratıcı, kendine guvenen ve koca kafalı biri olması nedeniyle tercih edilebilecek insan.. ayrıca kendisi "klan euro rscg yönetim kurulu başkanı" olma gibi bir sıfata da sahiptir..ama hergözü doymaz insan gibi hala az kazanmaktan yakınır.. konuşurken çokca ingilizce kullnaması ise ahengini bozar levent beyin..laf yetiştirme konusunda da hiç geride kalmaz kendisi.. bu yuzden ikinci sınıf reklam analizleri ile karşısına dikilip artislik yapılmamalıdır..
edit: biz çok bir şey değiliz, bizden önceki akıllı adamları 12 eylül darbesi aldı götürdü, meydan bize kaldı.. diyebilecek kadar da delikanlı adamdır.
herhangi bir şekilde yanına yerleşen, yerleşmeye çalışan insanların eğer korkuyorlarsa allah'tan sonra en çok korktukları ikinci şey oluyormuş kendisi. bu durumda yanında pişmeye hazırlanan herkesin en çok korktuğu şey olacak gibi görünüyor. malum allahtan korkanın sayısı iki elin parmaklarını geçmediğinden....
pazarlama gurusu demenin hafif kaçtığı pazarlama ilahı. türkiye'nin değişen ekonomik ve politik durumu sebebiyle yeni yetişen, yeni mezun olanların pazarlama alanında tecrübeliler kadar, hatta onlardan çok daha fazla şansı olduğunu söyleyen patron.
organik pazarlama iletişimi gurusu. hayat maximum'da ile pazarlama iletişiminde yeni bir çağ başlatmış ve bu konsepti en çok esinlenenler arasında sokmayı başarmıştır. insan için iletişim ustası.
'turkcell'le bağlan hayat'a', 'hayat'a fox'lan' vs gibi sloganların hepsi levent erden'in oluşturduğu konseptten esinlenmedir.
bir de sansürsüz dinlemek, gözlemek istediğim adamdır. bu kadar abartılı bir sektör için bir insan kendini bu kadar aşarak ve indirgeyerek konuşabilir. sokakta görsem kendisine balıkçılığı bile yakıştırabileceğim kadar çeşitlilik ve zenginlik var edasında. sevdim kendisini. böyle şıngırtılı bir sektörde nasıl da sakin sakin konuşuyor. şu özenti kadın ve adam konuşmalarından bıktığım bir zamanda sadeliğinden içim açıldı
babamin en eski arkadaslarindan biri olmasi sebebiyle tanidigim, kücükken maclarda omzuna basip saclarini cektigim, dinlemekten inanilmaz zevk aldigim, fikirlerine cok saygi duydugum, komik, muhtesem coraplari olan mağara abim.
okan bayülgen'in programında kendisine yöneltilen ve evliliğin şu sıra yapılacak bir yatırım olup olmadığı ile ilgili soruya "ne zaman yapsan kaybedeceksin kardeşim" diyerek sorunun ne kadar anlamsız olduğunu da kendinin böyle sorular için yanlış insan olduğunu da evlilik konusundaki fikrini de sadece bir cümle ile son derece güzel özetlemiş adamdır.
"okan bayülgen sade vatandaş" programında her perşembe gece yarısından sonra gösterdiği performans çok başarılıdır... yorum, çözümleme ve değerlendirmeleri hayran olunası... evlilikle ilgili çıkarımları da aynı şekilde...* çeşitli kaynaklardan duyumlarımla "çok zeki bi adam" ön fikriyle kendisini takip etmeye başlamış ve yavaş yavaş bu yorumu fikr-i sabitime yerleştirmek üzre yoluma devam etmekteyim...
seneler önce ismi lazım olmayan bir reklam ajansında stajerlik yaptığım sırada, beni hayatında ilk kez görmesine rağmen bütün ajansın toplandığı bir yemek masasında bana monica lewinsky diye seslenebilecek densizlikteki reklamcı.
bilgi üniversitesi'nde verdiği pazarlama iletişimi derslerinden birinde "bugün farklı bir şey yapacağız, hem de bitirme projeniz ile ilgili" diyerek sınıfa wag the dog filmini izlettirmiş olan hoca.
sade vatandaş'ta izlerken söylediği her sözün büyüleyici bir etkisi varmış gibi hissedilen, taksiciye verilecek euro-rupin örneğinden nepal'e gidip ılık rüzgarlar estiren reklamcı hoca.
marketing communications dersinde kadınların neden iç çamaşırlarına çok para verdiklerini şöyle açıklamıştır; kadınlar iç çamaşırlarını başka kadınlara gösteremezler, erkeklere göstermek için olsa e bir erkek zaten oraya kadar geldikten sonra iç çamaşırıyla ilgilenmez. sonuç: kadınlar bu kadar parayı yalnızca kendilerini tatmin etmek için verirler. (şimdi araya self satisfaction gibilerinden birkaç ingilizce kelime ve 3-5 tane küfür serpiştirin tam da levent erden'in anlattığı gibi oluyor.)
çok bilen adam. genelde pazarlama konusu olabilecek herşeyle ilgili detaylı bilgisinin olduğuna inandığım ve de okan bayülgen sayesinde tanıdığım saygı duyulası insandır. bu tip adamlarla sohbet etmek istiyor insan. bi rakı muhabbetinin tadından yenmez bu adamla sanki. karı kız muhabbetine kadar derinlikli muhabbet döner gibi geldi bana...
dün akşam ilk defa kendisini "brand management" dersi sayesinde dinlediğim, ders başlangıcında dağıttığı ankete "büyüyünce ne olmak istiyorsun?" ve " bu derste sokak lisanı kullanılmasını kabul ediyorum" gibi öte şıklar yerleştiren, yaklaşık 120 dakika boyunca ağzım açık dinlediğim kişi. derste, dersin notlandırma sistemini soranlara "mba'a gelip hala not peşindeyseniz, size a vereyim şimdiden ama bir şartım var, bir daha dersime girmeyin. bu şaka değildir, makul bir istektir ve yapmışlığım da vardır" diyerek çok çok güzel ayar vermiş insandır bir de. göte göt diyebilenlerdendir...
derse katılım istese de, ilk ders adamı anlamaya ve gözlemlemeye çalışmakla geçirdim zaten, şunu söyleyebilirim ki, yeni marka trendini çok doğru yakalamış ve kendisinden uygulamaya başlamış biri gibi durmakta. önce ben demiş, kendisine güzel bir imaj yaratmış, argo ve kılık kıyafet de buna dahil. "insan artık birşeyi başkaları için değil kendisi için yapıyor öncelikle" derken, kendisi nasıl olmak istiyorsa hiç kasmadan öyle olmuş, bunu da üzerinde bol gelmeden taşımayı başarmış. bu da onu bir "marka" yapmış zaten, çünkü etrafta kendi istediği gibi davranabilen insana hala az rastlıyoruz. düşünsenize, derste kullandığı 10 kelimenin 3-4 ü argo olan, salaş giyinen, saç baş dağınık, öğrencileriyle muhabbet eden, derste sigara içen, soru soran öğrencileri zorlayan birisiniz, ve bunu hiçbir çaba sarfetmeden, kendi istediğiniz ve belki de yapınız bunu gerektirdiği için yapıyorsunuz. e haliyle diğerlerinden farklı olursunuz. size yüklenen anlamlar farklı olur. bir de o "marka"nın içini doldurabilecek engin bir tecrübe ve bilgi birikimine sahipseniz, o zaman zaten fersah fersah ilerdesiniz demektir.
birşeyler öğrenmek isteyenlerin derslerini kaçırmaması gerektiğini gözüm kapalı söyleyebilirim şimdiden.