türkiye'de siyasal liberalizmi temel dayanaklarından biri yapan "sol"un sosyoekonomik mevzuuyu pek derinleştirememesi eleştiri konusu yapılabilir, ki zaten sosyalist arkadaşlar tarafından sıkça dile getiriliyor. kültürel temelin sakatlığından dem vurup, "postmodernist" (postmodern değil) yakıştırmalar ile "tez" üretilmeye çalışılıyor. aslında bir dereceye kadar doğru ve anlaşılır; türkiye'de liberal sol'un -basitçe söylersek- demokratikleşme gibi naif konuları ve avrupa birliği gibi "zor" gündemleri var. bu sayede, "liberal" ve "sol" sözcüklerinde dengenin "liberal" tarafına kaydığını görebiliriz.
iki kelimede bir nefes alıp, "neoliberal şu bu" diye diye tez üretmeye çalışan arkadaşların unuttukları çok büyük bir nokta var aslında. birtakım aydınların savunucusu olduğu çağdaş liberalizm anlayışının piyasa tahribatına yol açacağı eleştirisi doğrudur; ve fakat, "liberal-sol" köklerini buradan değil bizzat sosyalizmden alıyor. yani, etiketi taşıyan aydınlar geçmişlerinde veya akademik yaşamlarının başında sosyalist mücadele içerisinde bulunmuşlar. şimdiki zamanda da, marksist sosyalizm mirası olan "sınıf"tan ziyade "yurttaşlık" üzerine bir temel uğraşısı var ve yurttaş'ın temel sorunlarına klasik bir liberalden daha duyarlı oldukları gözüküyor. "yurttaşlık" anlayışlarının birçok farklı düzlemi vardır ama her ne olursa olsun sosyoekonomik bir bağlamdan da gayrı düşünelemez.
marksist mirası devraldığını sanan arkadaşlarda, sınıfın öznellik üretimi çerçevesinde odak noktasını kaybedişinin öfkesi ve tarihsel açıdan gelen liberal sözcüğü geçen her ortamda kıl kapma var. ya da türkiye'de sosyalist hareket karikatürleştirmeden çok çekti -sen, ben, kısaca biz bu vahim duruma isteyerek veya istemeyerek katkıda bulunduk. "postmodernist" mirası devraldığını sanan zevatın modern düşünceyi birakım basit kalıplara hapsetmesinin etkisi ile; türkiye'deki liberal sol'un modernleşme, çokkültürlülük, yoksulluk gibi alanlarda köşeye sıkıştırıldığı zannedilerek liberal sol düşünce karikatürleştirildi. halbuki, basit çizgiler ile oluşturulan çerçeveye pek uymuyordu: bir yandan sınıf'ın kaybedilişi, bir yandan neoliberal talan (aa ben de aynı hataya düştüm?), bir yandan postmodernizm karşısında aciz bir duruma düşülüp gerçek sorumluluk devredilmeye çalışıldı.
öz düşünce de karikatürleşmekten ötesinde donuklaştı: antiemperyalizm söylemini eli kanlı faşistlere, ezilenlerin iktidarı sloganını milliyetçi-romantik bir oluşuma (ki tanımlanması da zor), sınıf'ı can çekişen kemalizm'in demagojik tahlillerine kaptıran "hakiki sol"un hiç mi suçu yok? hata demiyorum, suç diyorum -aradaki farka dikkat çekmek isterim.
evet, haklısınız; demokratikleşme gibi konular ve avrupa birliği gibi gündemler de liberal sol'u başlı başına dar bir çerçeveye hapsediyor. sorumluluk da büyük. sınıf'ın kaybedilmemesinin yolu, sınıf'ın önemini tekrarlamaktan geçmez; örneğin yurttaş'a esaslı bir biçim ve içerikte bağlanıp zaten doğru bir eksenden politika üretmekten geçer. reform, devrim, alternatif ikincil konudur -yeter ki gerçek kökleri inkâr etmeyelim. "ulus" gibi sözde temellere itibar etmeyelim artık.
ayrıca, "büyük anlatı" meselesi de var tabiî. "postmodernist" zırvaların (aa gene aynı hataya düştüm?) karikatürleşme işlemine inanmayın. modern düşüncede sosyalizm'in büyük anlatısı (hikâyesi), küçük anlatıların (hikâyelerin) ortak bir teorisi ve praksisidir.
bir burjuva ideolojisi olan liberalizm kitlelere uyarlanabilmek için sol söylemler giyinir. "sol liberalizm" de diyebileceğimiz bu anlayış; marksist tezleri görüşlerinin arasına serpiştirerek bir yandan göz boyarken, öte yandan kitlelerin demokrasi özlemini oportünizm içinde boğar. ulusal kurtuluş mücadelesi basit bir otonom ya da özerklik sorununa indirgenir, kadın sorunu feminizme daraltılır, kapitalizm ekolojik sorunlar çerçevesinde ele alınır vs...
bunu belirleyecek olan hangi sınıfın ideolojisi olduğudur.
"ya burjuva ideolojisi ya da sosyalist ideoloji. ikisi arasında bir orta yol yoktur. öyleyse herhangi bir biçimde sosyalist ideolojiyi küçümsemek, ona birazcık olsun yan çizmek, burjuva ideolojisini güçlendirmek demektir.(lenin-ne yapmalı)"
destekçileri arasında sağlam yavru oranı yüksek bir ideoloji fakat çok paçoz giyinmekteler, kendilerine biraz daha baksalar bu potansiyelle ödp'yi meclise sokaralrdı.
sagciligin solculuk susu verileni. bu ideolojimsiyi benimseyenlere trakya civarlarinda 'fruko' denir.
"liberal sol ustune yazilan her seyi ve tum liberal sol yazarlarini okudum, hala ne oldugu hakkinda hicbir fikrim yok" nom çomski, cihangir, tüm liberal sol aydinlarina ve postmodernizme hitaben.
[kahramanımız cumhuriyetçi bir kızla konuşmaktadır] - i think it'd only be fair to tell you, i'm a liberal. - are you talking politically or in the bedroom? - i was talking politically. in the bedroom, i'm a left-wing liberal. - in the bedroom, i'm a radical.
oksimoron bir tabir değildir. mesela liberal olmak serbest piyasa ekonomisini gerektirmez. solcular da devletleçi/karma ekonomik politikayı savunmaz. özelleştirmelere karşı çıkmazlar. bu sebepten çok uyumludurlar. kendini bu şekilde tanımlayan solcular "ulan, sol, olmak, sol görünmek, muhalif bilinmekle, entelektüel görünmekle eşdeğer. solcu sıfatından bu yüzden taviz vermeyelim. liberal olmak da dünyada yükselen ve kendisine yoğun temayülün engellenemediği özgürlükçü bir siyasi pozisyon ve değer. bir arada bulunması çelişkili bu sıfatlarla kendimce bir sentez oluşturayım ki, ne muhaliflikten ve entelektüellikten ne de yükselen özgürlükçü değerden taviz vermiş olayım. hem isa'ya hem musa'ya yaranayım." saiki ile tanımlıyor değildirler. liberallere karşı, liberal demokratlara karşı kendilerini ezik hisseden solcuların, sol sıfatının başına liberal kelimesi yapıştırarak eziklikten kurtulma teşebbüsü değildir liberal sol.
tipki tum ideolojiler gibi (sol, sag, liberal, komunist, sosyalist, kapitalist vs vs) ekonomi temelli bir sistemdir.
temelde, ulkenin urettigi kazanimin bölusumu uzerine sekillenir bu sistemler. geri kalan tum soylemler, ideolojiyi suslemeye yonelik fasa fiso laflardir...
bilinen tum ideolojiler, kitapta yazdigi sekilde uygulanirlarsa icinde yasadiklari topluma huzur ve refah getirirler. fakat ideolojilerin onundeki en buyuk engel insan faktorudur ki, bu insan faktoru yuzunden sosyalizm komunizm gibi yonetim sekilleri bir baski dikdatorlugune donusurken, kapitalist sistemler de toplumda ciddi gelir dagilimi bozukluklarina ve neden olur.
yoksa liberal solmus, sosyalistmis, sagciymis geciniz efendim... yasadiginiz sistem yeter ki durust yoneticilerle durust bicimde kurallarina uygun olarak uygulansin... siz nicin sosyalizm, insanlari tek duze bir egitimden gecirip "yeni insan" diye adlandirdiklari bir hale getirme hedefi koymus saniyorsunuz? sadece bu insan faktorunu ortadan kaldirmak icin...
post-sovyet dünyada siyasi arenada kendisine yer açmış eklektik bir duruştur. siyasal özgürlüğe-demokrasiye vurgu yapmakla "ortodoks" sosyalist soldan; piyasa sistemine ve kapitalizme gözü kapalı iman etmemekle de sağ liberalizmden ayrılır. siyasi söylemlerinde esas üstünde durulan nokta, siyasal olandır, siyasal mücadeledir. iktisadi olan siyasi gündemlerinde ikinci sıradadır.
asıl olarak sovyetler birliğinin çöküyle birlikte boy göstermekle birlikte, bana kalırsa, sol içinde eskiden beri varolan "aşamalı/demokratik sosyalist/sol devrim/dönüşüm" çizgisinin günümüzdeki farklı bir tezahürüdür.
sungur savran, mesele dergisindeki röportajında, bu görüşün, devletçilik -türkiyelilik tanımı da, tc devletini ne pahasına olursa olsun yaşatmaya çalışan bir kimlik tanımı değil midir neticede?- , muassır medeniyetçilik, daha doğrusu "kapitalist batıya eklemlenme takıntısı" hasebiyle, sol-kemalizm'le "düşman kardeş" olduğunu söylemiş; iyi de demiş.
sol görüşleri yuzunden hapse giren ve defalarca oldurulme tehlikesi yasayan ailemin erkeklerin buyuyup, ogrendikleri işlerini hakkıyla yapıp parayı bulduktan sonra sahip oldukları görüş... onların artık kominist olamayacak kadar zengin, ama sağcı olamayacak kadar da akıllıdırlar... ne mi yaparlar yanlarında çalışanlara kapitalist duzen için de olabildigince adil davranırlar ama rakiplerinin canını okumaktan cekinmezler... para kazanmayı hayatın bir gercegi oldugunu kabul ederler... iktidar partisine her gun kufrederler ama solda da artık kendilerine gore oy verecek bir parti bulunmadıgı icin "neyse cezası oderim" diyerek oy kullanmazlar... tablo koleksiyonu yaparlar, caz muzik dinlerler, kendilerine kacıs olacak hobileriyle ilgilenirler.. aslında iyi insanlardır ama hayata ve duzene inanclarını kaybetmişlerdir... yaptıkları işi severek ve en iyisi olmak arzusuyla yaptıkları icin kazara para kazanmıslardır... o parayı da sevdikleri, dürüst ve iyi olduklarına inandıkları insanlarla paylaşmaktan cekinmezler... evet solu temsil etmezler ve boyle de bir dertleri yoktur... bunun dunya'da ornegi pekcok insan vardır ben and jerry's in kurucularını buna ornek gosterebiliriz... bu tip insanlar iyi seyler yapmaktan keyif alırlar ama para kazanmaktan da cekinmezler... benim kendime ornek aldıgım insanlardır... (sen de mi liberal sol goruslusun derseniz ben simdilik bir bok degilim)
kapitalizmin ustunlugunu kabul eden ama sirt ustu yere serilmisken "bari gozunu cikartayim, sacini yolayim." dusturuyla hareket eden dusunce. savunuculari gercekcidirler ama hakim kot giyene tecavuz olmaz diyor. kendi rizasidir diyor.
sol liberalizm olarak da tabir edilebilecek akımın teorik kökleri ernesto laclau,chantal mouffe ikilisinin metinlerinde bulunabilir. sınıf mücadelesini ve topyekün devrimi rafa kaldıran, toplumdaki farklı kimliklerin tanınması ve birlikteliği temelinde derinleştirilen bir radikal demokrasi (liberal demokrasiden ne farkı var anlayabilmiş değilim) anlayışını benimseyen postmodern tandanslı bir solculuk tarzıdır.
özellikle sscb yıkıldıktan sonra, sol liberal görüşün daha fazla taraftar toplamaya başladığı dikkat çekici. bugün türkiye'de ergenekon soruşturması çerçevesinde sol içinde yaşanan tartışmalarda sol liberal çizgideki yazarların, soruşturmayı "egemen sınıflar arasında bir iç hesaplaşma" olarak gören solcuları kıyasıya eleştirdikleri görülebilir.
sol liberalizm amentüsüyle politik hat belirleyen yazarlar (taraf ve kısmen radikal gezetelerinde kümelenmişlerdir) akp'yi "demokrat" olarak tabir etmektedirler ve teorik alt yapıları sınıfsal bakış açısını reddettiğinden doğaları gereği, akp iktidarını çevrenin merkeze taşınması ve statükoyu zayıflatacak bir güç unsuru olarak görerek bir tür akp'ye yedeklenme siyaseti uygulamaktadırlar.
sol liberalizm güçsüzlüğünü, acizliğini kendisinden daha güçlü yapılara (başka bir statükocu grup olan neoliberal siyasal islamcı akp) yedeklenerek üstünden atmaya çalışırken, bir yandan da kompleksli bir şekilde kendi dışındaki solu bu savrulmada taraf olmayarak statükonun yanında yer almakla suçluyor. (birgün gazetesinin ergenekon soruşturmasını özetleyen yiyin birbirinizi manşeti, sol liberaller tarafından darbeye kayıtsız kalmak hatta ulusalcıların yanında olmak olarak değerlendirildi.)
sonuç itibarıyla bugün türkiye'de liberal sol herhangi bir politik güç olmaktan uzak ve böyle bir amacı da olmayan, teorik altyapısındaki savrukluğun doğal sonucu olarak akp destekçisi bir çizgide siyasetini sürdürüyor. fakat özellikle 1 mayıs 2008'de yaşanan devlet terörü, kürt sorununa yönelik olarak akp tarafından ortaya koyulan mermervari tutum ve son olarak ermenilerden özür diliyoruz kampanyasına akp'nin tipik devlet diliyle tepki göstermesi akp ve liberal sol arasındaki ittifakın çatırdamasına neden oluyor.
kendisiyle ilgili verilen tepkiler sonuna kadar haklıdır, ona itirazım yok, eksiğini değil fazlasını söyleyeceğim, beni hemen "onlardan" veya onlara apolejetik diye etiketlemeyin: