avrupa yakası'nın evde kalmış, ev kızı. yakanın diğer kadınları aşmış gitmiş. güzeller, eğitimliler, çalışıyorlar, kendi ayakları üzerinde duruyorlar, karışanları görüşenleri yok. ama hepsini toplasan bir makbule etmiyor!
makbule sıradan, ev işinden yemekten ikramdan iyi anlıyor, 80'lerden bu yana onda pek bir değişiklik olmamış. kalmış saçıyla, takısıyla, giyimiyle, haliyle, tavrıyla o yıllarda, ilk gençliğinde. makbule 80'ler gibi, zaten 80'ler de makbule gibi biraz.
öyle olduğu için, diğerlerini topluyorsun çıkartıyorsun, bir makbule etmiyor. çünkü makbule'den her an her şey beklenebilir, sürpriz yapar, şaşırtır ve abartır, abartır, abartır. süsünü, makyajını, sesini, aşkını, öfkesini, hırsını, şefkatini ve ilgisini abartır.
makbule şimdiye kadar hep kafasının dikine gitti, istediğini aldı, istediğini bıraktı, istediğini yaptı. ihanet de etti, köprüleri de attı. ve cesurdu hep! sözünü hesaplamadan sarfderken de, boy boy çocuklara evet derken de.
diğerleri ise dümdüz bir çizgide hiç şaşırmadan dümdüz yürüdüler. onlara kimse şaşırmadı, kimse aslında onlardan bir tat almadı. kendi elleriyle çaktıkları kalıplarının içinde, birbirlerinin betonunu dökerek yaşadılar.
başbakanlık aile ve sosyal araştırmalar genel müdürlüğü'ne göre toplumsal ahlakı bozup toplumsal yaşamı riske sokan bir karaktermiş. gerekçesi de dayısının evini eski flörtü burhan altıntop ile paylaşmasıymış...
ne kadar zayıf ahlaklı bir toplummuşuz ki komedi dizisindeki karakterden bile hemencecik bozuluyor ahlakımız. demek nip tuck veya sex and the city gibi bir dizi prime time'da popüler bir kanalda oynasa memleket adeta bir orgy cenneti olacak, iyi ki ahlak bekçilerimiz bizleri koruyorlar. teşekkürler başbakanlık aile ve sosyal araştırmalar genel müdürlüğü...