martin heidegger *

/ 4 >>
orijinal ekşi sözlük görünümüne dönmek isteyenler için tarkan'dan geliyor:
başlık içinde ara
 fb  ie8  ws 
no kitty!
  1. önemli eserleri ,psikolojizmde yargi ögretisi:mantiga elestirel-olumlu katki-1914,duns scotusun kategori ve anlam teorisi-1916,varlik ve zaman-1927,metafizik nedir?-1926,kant ve metafizik sorunu-1926,höldergin ve siirin neligi- 1936,orman yollari-1950,metafizige giris-1953,nedir bu felsefe?-1956,özdeslik ve ayrim-1957,dil yolunda- 1959,nietzche-1961,varlik tarihi olarak metafizik-1961.
    (malloryknox, 18.02.2002 12:30)
  2. (bkz: hayde gel)
    (mortimes, 16.07.2002 09:06)
  3. hannah arendt'in sevgilisi olup, bu yüzden hem karısıyla hem de nazi yönetimiyle arası açılan filozof.
    (asitevi, 02.11.2002 21:13)
  4. üniversitenin kabul edebileceği türden bir nietzche, der gadamer.
    (asitevi, 02.11.2002 21:18)
  5. "dil varlığın evidir" diyerek dil felsefesine yeni bir boyut kazandırmış, dili bir bilinç olgusu, yani bir bilgi sorunu olarak değil, varoluşsal bir olgu olarak incelemiş olan düşünür.
    (agile, 02.11.2002 23:02)
  6. "eğer, ölümün her an ve her yerden gelebileceğini kabul edersem, bencilliğimden gelen şimdi ve burada ya ilişkin tembelliğim kaybolur."
    (palestrina, 12.07.2003 14:44)
  7. dil merkezli felsefesiyle gonullerde taht kurmus abimiz. (bkz: turk usulu felsefe)
    (joplin, 15.08.2003 01:03)
  8. sein und zeit'ine ba$lanmadan stephen mulhall'in alakali rehber kitabiyla yola cikmak kolayla$tirabilir galiba. kitabin adi da tahmin edilecegi gibi: "heidegger ve 'varlik ve zaman'"
    (flagg, 16.08.2003 14:56)
  9. (bkz: heidegger)
    (babaerenler, 03.05.2004 06:42)
  10. kant ve hegel'in 19.yy dusuncesine yaptigini, nietzsche ile birlikte 20.yy dusuncesine yapmis filozoftur herhalde. kazandigi dost kadar dusmani olmus, batili kafalarin kolay kolay basmayacagi siradisi mudahaleler yaptigindan sikca yanlis anlasilmis, topyekun savas actigi bati metafiziginin yerine "aha budur" diye bir felsefi sistem koymadigindan bir suru baska egilim tarafindan keyfi okumalara tabi tutulmus bir alman'dir.

    dogru sorular sormakla beraber, icinde kok saldigi ve cicek verdigi toprakta, yani donemin (1900'un baslarindan hitler'in iktidara geldigi 1933'e kadarki donem) anti-liberal, anti-komunist, koylucu ve mukadderatci akademik ortamindaki arizalar yuzunden heidegger cok ciddi politik hatalar yapmis, dusuncesine acmazlar ve tutarsizliklar girmistir. lakin, buyuk adamlar buyuk yanlislar yaparlar, heidegger'in yanlislari da ogreticidir. zaten, 50 sene boyunca yazip cizen birinin tutarsizliklara garkolmamasi mumkun mudur?

    keske derim bazen, marx'i daha yakindan okusaydi. "hegel'in hukuk felsefesinin elestirisine katki"ya 1844'te yazdigi onsozde marx soyle yazar: "almanya'nin pratikte mumkun olan tek ozgurlesmesi su insani insan icin en yuce varlik kilan kuramdan kurtulmaktir. ... bugun almanya'da, butun kolelik formlarini ortadan kaldirmadan tek bir kolelik formundan bile kurtulmak mumkun degildir. ... almanya'nin kurtulusunun beyni felsefe, kalbi de proletaryadir. felsefe proletaryanin asilmasi [aufhebung] tamamlanmadan kendini gerceklestiremez, ve proletarya da felsefe kendini gerceklestirmeden [verwirklichung] kendini asamaz. butun ic sartlar uygun oldugunda alman ayaklanmasinin safagi, galya horozunun otusuyle mujdelenecektir."

    heidegger insan varligini dert edinirken bunun derin kolektif ve siyasi anlamlari konusunda yanilmisti kanimca. zaten buz gibi, patavatsiz ve zor iletisim kurabilen biriydi, lukacs'in aktardigina gore "tam bir koylu" idi, almanya'nin kurtulusunu nazi hareketinde buldugunu sandi bir sure. sonradan pisman oldugu, ama dusuncesinde derin etkileri olan bir karardi 1930'larda verdigi.

    durusundaki etik-politik arizalara ragmen, sokrat-sonrasi felsefe uzerine en meydan okuyucu, en radikal sorulari sorar. bunlari sorarkenki stili, bizim asina oldugumuz edebi/siirsel bir "muhabbet", bir "dertlesme" formundadir, bu yuzden "heidegger'i ozetlemek" neredeyse imkansizdir.

    fani olmak, der, varligimizin tanimlayici momentidir; kisitli algi dunyalarina firlatilmisizdir irademiz disinda, bu dunyalarimiz da her zaman olume-dogru-olus (sein zum tode) tarafindan sekillenir. bu kisitli anlamlilik erisebilecegimiz gercekligi kurar. martin dedeye gore kendimizin ve dunyamizin bu sinirliligini unutmusuzdur, bu unutkanlik nihilizm ile sonuclanir. dedemizin felsefi cabalarinin cogu, aritotle ve plato ile dusunme sureclerine musallat edilen metafizikten kurtulmaya calismak, boylece ustu kalin kalin ortulmus, unutturulmus, seylerle ve insanlarla hemhal olabilmemizi daha cok mumkun kilacak bir "varlik" anlayisini kurtarmak ve onumuze, teknolojik bugunumuze bir "dert" olarak koymaktir. bunun odenecek bedeli, tabii, kim ve nerede oldugumuz sorusu ile kafa tokusturdugumuzda, kendimizi aldatmayi sona erdirdigimizde, kendimizi soguk, karanlik ve tedirginlik verici bir diyarda bulacagimizdir.

    yine de, bu menzile ulasana kadar yapilacak cok is oldugundan, heidegger asla bir solipsist ve pesimist degildir. insan varligini (dasein) deliler gibi sorusturmaya devam etmek, boylece genel olarak varligin daha ufuk acici anlamlandirmalarina ulasmaya calismak gerekir.

    bu meyanda, bir entite ile o entitenin varligini birbirinden ayirir ("ontolojik farklilik"). bir entitenin varligi onun insan deneyimi icindeki anlamli bulunusudur (presence). "varlik" (being) ise "-dir" olmakla, ingilizce ifadesiyle "is" olmakla ilgilidir - bir sey ne-dir, nasil-dir, ve o seyin "bir sey-dir" olmasi ile ilgilidir. insan denen entite (dasein) ise, diger seylerden, o seylerin varliginin farkinda olmasiyla ayrilir. dasein zamana dair bir varliktir, kronolojik degil de varolussal olarak: dasein kendi gelecegine dogru ayakta durur (ek-sist, stand-out), bu yuzden olume-dogru-olus halindedir, o son momente dogru gider.

    bu gidisat esnasinda dasein'in ayricaligi diger varliklari acmak, aciga cikarmak, ifsa edebilmektir; lakin metafizik denen illet yuzunden insanlar entitelerin varligini ancak yarim yamalak, soylemsel bir sekilde kavrayabilmektedirler, aciga cikarmanin gizlerini unutmuslardir coktan*. buna heidegger "varligin ifsaatinin unutkanligi" der. bu unutkanlik, insanlarin dunyaya "dusmuslugunun" ve metafizigin tarihinin tanimlayici halidir. sonucta ihtiyarin cagrisi, dasein'in sonlulugu ve zamansalliginin, ve seylerin dasein'a kendilerini acmalarinin ayirdina radikal bir sekilde varalim, varligimiz otantik olarak kendini bulsun gibi bir seydir.

    varlikla ilgili benzer tasalar ve dertler asik veysel'de, orhan gencebay'da ve tasavvuf geleneginde de bulunabilir. heidegger'in siirle, mistisizmle ve hristiyanlik-oncesi doga tahayyulleriyle bir rabitasi oldugundan kendisini hayli gizemci bulanlar, felsefesini "mantiksal ispata degil, vahye dayali aciklama" diye ozetleyenler de vardir.
    (babaerenler, 13.05.2004 21:47 ~ 21:56)
  11. insan, bu dünyada şairane mukimdir. demiş düşünür.
    der steppenwolf'un değerli katkılarıyla edit:
    "efendim bu söz hölderlin'in, heidegger de hölderlin'den alıntılayarak kullanmakta sözü. (bkz. heidegger, tekniğe ilişkin soruşturma, paragidma yay., s.81)"
    (sali, 19.05.2004 23:57 ~ 01.02.2008 17:23)
  12. freiburglu karanlık filozof.
    (datafobik, 31.05.2004 14:12)
  13. (bkz: final fantasy 7)
    (murdurungulu, 06.06.2004 05:10)
  14. kısaca kökü mazide olan atiyim der heidegger.
    (relic, 26.08.2004 17:09)
  15. heidegger zorla nazizme itilmemis, bunu kendisi secmistir. nasyonel milliyetci hareketin entelektuel alanda lideri olmak istedigine dair bircok sozu, yazisi vesairesi vardir. ne var ki heidegger'in nsdap politikalarindan anladigi ve bekledikleri bizzat parti uyelerinin akillarindakiyle uyusmamaktaydi. bu sebeple heidegger hicbi zaman istedigi "lider" konumuna yaklastirilmamistir. nsdap=antisemitizm olmadigindan (ozellikle nsdap'nin ilk en buyuk cikisini yakaladigi, tek parti iktidarindan onceki secimlerde), partinin almanya'nin gelecegine dair vaatleri de yahudi karsiti eylemlerden cok daha genis bir alani kapsadigindan, nazi sempatizani olmasi heidegger'in fasist olduguna degil weimar doneminin sonlarindaki her anlamda depresif almanya'dan daha iyisini istedigine dalalettir.
    (umnica, 15.11.2004 00:37)
  16. heidegger’in düşüncesinin kökenleri üç kolda aranabilir: evlendikten sonra 1919'da katoliklikten protestanlığa dönüşüyle etkisi altına girdiği aziz augustinusçuluk, marburg üniversitesi'ndeki yeni-kantçılık ve tabii freiburg üniversitesi'nde trendelenburg-brentano çizgisinden gelen edmund husserl'in görüngübilimi.

    augustinusçuluğun etkisi heidegger'in farklı dönemlerinde farklı biçimlerde kendini gösterir: 20’lerin başında tanrıbilimle felsefeyi ayırt etmesinde, 20’lerde yaptığı “zaman”, “bellek” ve “soru” çözümlemelerinde, 20’lerden sonra da yanaştığı kendine özgü gizemcilik ve varlık-tarihi anlayışında... augustinus'un heidegger üzerindeki etkisi özellikle aquino’lu aziz tommasso’nun hıristiyan aristoculuğuna (ya da akılcı-idealist hıristiyanlığına) tepkisinden de anlaşılabilir.

    heidegger aziz tommasso’nun aristoculuğuna tepkili olduğu gibi, marburg'da yeni-kantçı hartmann ve natorp’un aristo okumalarına da sıcak bakmaz. gene de natorp'a büyük saygısı vardır ve platon'un sofist'i üstüne verdiği dersi onun anısına adar. kaldı ki bence görüngünün "olanak koşullarını" araştırmak görüngübilim tasarısının temelinde bulunduğundan, 20’lerdeki heidegger’de kantçı bir şeyler hep vardır. (bkz: transcendental)

    heidegger, aziz tommasso’da ve yeni-kantçılarda bulamadığı aristoculuğu husserl’in görüngübiliminde bulmuş. şimdi bu bir yandan şaşırtıcı, çünkü husserl sanırım aristo’yla hiç ilgilenmiyor, kendi tasarısı var, yorumbilimci biri değil, genelde felsefe tarihiyle ilgilenmiyor. (sonradan "krisis"'i yazıyor, descartes’a yanaşıyor, ama olsun.) işte burada sanıyorum husserl’in hocası brentano’nun ve onun hocası trendelenburg’un aristoculuğu devreye giriyor. nitekim husserl’in asistanı olmadan çok önce heidegger, brentano’nun ilk yapıtı olan “aristoteles’te varolanın anlamının çokkatmanlılığı”nı* okumuş, aristo’ya öyle girmiş ve varlık sorusuyla ilgilenmeye bu sayede başlamıştır... (bkz: franz brentano)

    derrida’nın “déconstruction”unun kökeni olan heidegger’ci “destruktion” ya da “abbau” kavramı da sanırım brentano üzerinden ortaçağdaki “disputatio” ve “destructio” alıştırmalarından geliyor (bkz: sic et non), onlar da ibn-i rüşd ve gazali’nin “tehafüt”ünden geliyor. gazali'yle kant arasındaki tuhaf akrabalık bir yana, heidegger’i fransızcaya ilk çeviren ve “dasein”ı “réalité humaine” diye çevirerek kafa karışıklığına yol açan henry corbin’e göre “tehafüt”ün anlamı şöyledir: “[tehafüt] ‘yıkılma’, ‘çökme’ ve ‘yok olma’ (praecipitatio, ruina) ve yenilerde ‘tutarsızlık’ diye çevrilmiştir, ki fazla soyut ve durağan bir terimdir. aslında fiilden türetilmiş bu adın belirttiği durumun en iyi çevirisi ‘kendi kendini çökertme’dir...” bu durumda “tehafüt”ün kökeni, olmayana ergidir, aristo'nun ve hatta platon'un diyalektiğidir, eninde sonunda da sokrates’in elenkhos’udur, içkin eleştiri...

    sözü bağlamak için, şöyle diyelim: heidegger’in düşüncesinin kökeninde aziz augustinus, kant ve husserl bulunur (yorck kontu'nu ve dilthey'ı atladık), arkalarından aristo’nun karaltısı geçer. hepsinin altında görünen şey de büyük bir düşünce gücü ve bir o kadar büyük bir hınçtır. ama o da ayrı bir entry’nin konusudur.
    (tashih tamyeri, 18.11.2004 11:04 ~ 03.08.2005 07:16)
  17. martin heidegger(1889-1976)...
    almanya'nın varoluşçu felsefe akımının kurucularından ve önde gelen temsilcilerindendir...
    başlıca eserleri;
    sein und zeit (1927)
    kant und das problem der metaphysik(1929)
    einführung in die metaphysik (1953)
    nasyonal sosyalizmin savunucularından olan düşünürün; idealist felsefesinin ana kategorisi, insanların iç heyecanları olarak anladığı "zamanlılık" tır ve gelişmemiş kendiliğinden bir bilinç formunu(ruh halini) ilk asli şey olarak görür...
    endişe, tedirginlik vs, insan kişiliğinin apriori formlarıdır. bu formlar, bu formlar insanın sübjektif varlığını meydana getirir...heidegger buna "dünyada varlık" adını verir.
    (mela, 05.12.2004 14:51 ~ 01.04.2005 19:57)
  18. ikinci dünya savaşının üzerinden yıllar geçmiş, heidi üniversitede ders verme hakkını yeniden kazanmıştır. eski bir tanıdığıyla karşılaşır, adam heidi'ye dönüp "ne o? syracusa'dan mı geliyorsun?" der, bu da heidi'ye kapak olur, şık durur.

    bilindiği üzere feylesof kral ayağına spartavari bir tiranlık yanlısı olan platon hayatı boyunca syracusa'ya iki üç tane gezi yapmış, hepsinde de ihtilal tertiplemeye kalkışmış, canını zor kurtararak geri dönmüştür. bizim heidi de otuzlu yılların gazından kendini kurtaramamış, hitlerin baş feylesofu mertebesine yerleşmiştir. 33-34 yıllarında galiba freiburg üniveritesi rektörlüğü yaptığı sırada artık eski yahudi öğrencilerini gestapoya ispiyonlamak mı dersiniz, yahudi diye öğrencilerinin tez danışmanlığını geri çevirmek mi dersiniz yemediği halt kalmayan bu heidegger denen ilkesiz deha, işte ikinci dünya savaşından sonra frenkler girince alamanya'ya ne olup bitmişse şıppadanak syracusa'dan dönüvermiştir. çıtır sevgilisi hannah arendt'in kendisine yazdığı bir mektupta "antik yunan'ı hiçkimse senin gibi okuyamadı, hala da okuyamıyor" dediği heidegger herhalde führerinin yanıbaşında kendini kralın filozof danışmanı olarak görmüş, platon'un düşünü gerçekleştireceğini zannetmiştir. alaman ulusunun, alaman dasein'ının kurtuluşunu hitler gibi bir öküzsüde bulmak gibi geniş bir hayalgücüne sahip olan bu büyük filozof, savaştan sonra yargılanırken kendisini her zaman hitler'den daha üstün gördüğü mealinde demeçler verecektir. tıpkı nuremberg'de yargılanan zeka konservesi carl schmitt gibi...

    allah (cc) çok az müjdeli kuluna bir yüzyılın en büyük filozofuna kapı gibi lafı sokup çok afedersiniz götünün üstüne oturtmak şansını nasip eder. hikmetinden sual olunmuyor canına yandığımının yaradanının.
    (lekelimelek, 07.12.2004 12:56 ~ 13:49)
  19. heidegger, 1933-1945 yılları arasında aidatını düzenli olarak ödemiş bir nsdap (bkz: nsdap) üyesidir. nsdap yönetimince kendisine önerilen freiburg üniversitesi rektörlüğünü kabul edip nisan 1933-nisan 1934 tarihleri arasında bu görevi sürdürmüş olan filozof, akademik hayata führerprinzip’i getirmiş, rektörü olduğu üniversitede yeni bir düzenlemeye giderek rektörün akademik kadro tarafından değil eğitim bakanı tarafından seçilmesini sağlayarak üniversite özerkliğini ortadan kaldırmıştır. yahudi ve marksist öğrencilerin üniversite burslarından faydalanmasını engelleyen heidegger, profesörlük için yapılan başvurularda, başvuru sahibinin nasyonal sosyalist eğitim iradesini taşıması şartının getirilmesi için çaba sarf etmiş, 1936 yılına kadar verdiği her derse “heil hitler!” selamı ile başlayıp, dersi aynı şekilde bitirmiştir.
    (sekvotka, 15.02.2005 04:19 ~ 04:21)
  20. jacques derridanin en sevdigi filozoflardandi.
    (outsider, 10.03.2005 13:51)
  21. felsefenin, kendisine ickin olan ikiligi asmaya yaklastigi andir.
    (fena, 14.05.2005 15:24 ~ 15:25)
  22. onnik ve şürekasının hakkında heidegger benimlee ol bestesini yapmakla uğraştıkları düşünür. sözü edilen şüreka şu anda zaman kavramı üzerine yoğunlaştıkları için bestesinin tamamlanması zaman alacak olan düşünür.
    (crimetisia, 31.05.2005 12:37)
  23. nazi olsun veya olmasın, "varlık ve zaman" kitabı kesinlikle okunması gereken düşünür. bu yapıtta heidegger bir "ontoloji" anlayışı geliştirir. o, "burada olmak" diye nitelediği insanı, "dünya içinde varlık" olarak tanımlar; insan bir "varoluş"tur ve bir "varoluş" olarak anlayabilir. kendisi "benim asıl üzerinde durduğum sorun, insanın varoluşu değil, bütünüyle varlığın varoluşudur" diye buyurur.

    heidegger, yirminci yüzyıl'ın felsefesini en çok etkileyen düşünürlerden biridir. örneğin marcuse için heidegger, marx'ın devrim teorisi için gerekli ontolojik özü sağlıyordu; ancak gerek horkheimer'ın etkisiyle gerekse heidegger'in nazi rejimini kabul etmesiyle marcuse, ondan uzaklaştı. zaten frankfurt okulu düşünürleri özellikle adorno ve habermas heidegger'i hiç sevmez; adorno'ya göre "anlaşılmamak" için uğraşan bir adam, habermas'a göre ise kitaplarıyla nazi düşüncesini yaymaya çalışan ajitasyon ustası... bununla beraber derrida ve kısmen foucault heidegger'den bir şekilde etkilenmiştir.

    ancak gene de o nazi geçmişi insanı ürkütüyor. "o 'hata'yı nasıl yapabildiniz?" diye kendisine sormamız gerekiyor. gerçi bu soru kendisini hiç rahat da bırakmamıştır.
    (asc, 21.07.2005 08:17 ~ 10.11.2006 21:40)
  24. heidegger varlık ve zaman öncesi akademik yaşamında aristoteles üzerine yoğun bir çalışmaya girer. aristoteles etkisi onun üzerinde baskın etkilerden birisidir yaşamının sonuna dek. heidegger, husserl'in fenomenolojik yöntemini hayranlıkla izlese de sonraları husserl' den kopacaktır. bu onun üzerindeki ikinci önemli etkidir. varlık ve zaman ilk başlarda 45 sayfa tutarında bir makaledir ve bu haliyle husserl'in fenomenoloji yıllığında yayımlanır. sonraları bu makale genişleyecek ve varlık ve zaman olacaktır. sonraları varlık ve zaman da izlediği yolun çıkmaz bir yol olduğunu anlamış ve kitap sanki felsefenin bitmemişliğine ve bitmeyecekliğine, dille ve gerçeklikle ilişki sonsuzdur çünkü, atıfla bu halde kalmış gibidir, görkemli son yoksunu haliyle (not: rilke'nin ölümü ve kitabın bitiremezliği düşüncesi aynı günlere rastlar heidegger'in yaşamında).

    heiddeger'in varlık ve zaman için ereğini varlıkbilimin (ontolojinin) temellerini yeniden atmak ve felsefenin özüne geri dönmek olarak niteler, niyeti budur. varlık ve zamanda izlenen görüngübilimsel çözümlemede amaç dasein (işte bu zat, orada varlık, oradaki varlık...vs) üzerinden gerçekleştirilecektir. dasein heidegger için yalıtılmışlık değil açık oluş demektir. (bu arada augustinus ve aristoteles'in, ayrıca hegel'in zaman kavramları bu kitap için önemlidir.) dasein çözümlemelerinde öne çıkan konu olanaktır, imkandır. heidegger için dasein'ın içinde bulunduğu ruh halleri dünyayı belirli bir ışık altında göstermektedir. (kaygı, tasa....vs) anlama böylece salt ussal bir süreç değil dasein'ın imkanlarına açık olmak da demektir. dasein dünyayı kurar ve kavrar, o varlık anlayışının ufkudur.zamansallık ve zamanlılık bu bağlamlarda önemlidir.

    varlık ve zaman varlığın neliğini sorgulayarak başlar ve bu soruya neredeyse yüzlerce sayfa yanıt aradıktan sonra yanıtsız bir şekilde sona erir. (sorunun olanakları parantez içine alınmış ve buradan varlık ve zaman çıkmıştır.) belirtmek gerekir ki nietzsche ve heidegger ilişkisi, hölderlin-heidegger ve hegel-heidegger ilişkisi gizli ama önemli ilişkilerdir.
    (aletheia, 10.09.2005 13:42 ~ 30.01.2010 15:43)
  25. nasyonel parti üyesi bir üniversite hocası. evliyken yahudi bir öğrenciyle tutkulu bir aşk yaşayan bir ırkçı. hocasının referansıyla bölüm başkanlığına gelip sonra da felsefesini ondan ayıran bir hain. çelişkilerle dolu bir hayat yaşayan düşünür.
    ya da varoluşun sırrını gerçekten çözmüş 20. yüzyılın en büyük filozoflarından biri. belki de klasik bir imamın dediğini yap yaptığını yapma durumu. ilgiyle takip ediyorum.
    (master of puppets, 28.10.2005 01:12 ~ 01:15)
/ 4 >>


copyright © 1999-2012 sourtimes entertainment