metris


orijinal ekşi sözlük görünümüne dönmek isteyenler için tarkan'dan geliyor:
başlık içinde ara
 fb  ie8  ws 
no kitty!
  1. osmanlıcada tahkimatlı siper anlamında kullanılan sözcük.
    (diamonda, 01.03.2002 09:43)
  2. istanbulda bir cezaevi. bazi sarkilara konu da olmuslugu yok degildir. vardir yani.
    (kalashnikov, 05.06.2002 00:08)
  3. şu metrisin önü bir uzun alan/ bir tek seni sevdim gerisi yalan
    senin hasretindir hücreme dolan/ bir tek seni sevdim gerisi yalan

    diye metris türküsüne (bkz: metrisin önü) konu olmuş cezaevi.
    (tarator, 05.06.2002 09:23 ~ 12:42)
  4. e tipi cezaevidir.! 80 döneminde siyasi insanlar yatmıştır hep.!(sonradan değişti). karşısında bir çay evi gibi bir yer ve mezarlık vardı sanki.!*
    (keep clubbin, 26.07.2002 09:43 ~ 13.05.2003 05:24)
  5. ahmet kayanın en güzel şarkılarından biri olan metrisin önündede bahsi geçen cezaevi.
    (caretta caretta, 25.02.2003 14:46)
  6. "bu alemde ismimiz metrisde resmimiz var" sözü ile ününe ün katan cezaevi.
    (mushroom, 17.03.2004 16:18)
  7. şu metris'in önü bir uzun alan
    bir tek seni sevdim gerisi yalan
    (antares, 15.07.2004 11:40)
  8. anlam yüklendiği zaman... yok yok, soğuğunu, jandarmalarını, karşısındaki çay evini... paylaştıktan sonra "metris" olan yerdir...
    sesinizi geçirmeyen camdan karşınızdaki adama telefonla baba dediğiniz noktada "metris" metristir...
    yok yok...
    metrisin önüymüş... arkasıymış... yalandır...
    (keep clubbin, 23.01.2005 03:47)
  9. metrisin onunden dahi gecmemis olunsa da ic aciticidir turkusu.

    hayatin insanin karsina neler cikaracagini, yolunu nerelere dusurebilecegini asla kestiremeyecegimi ogreten yerlerden biri metris.

    ziyaretci saatinde demirlerin arasindan dolanarak sirani beklemek, uzerinin aranmasi, bekleme salonunda herkesle gorus yerine gitmeyi beklemek..

    bu sirada en cok annelerin, eslerin, cocuklarin sevincini gormek. en cok da cocuklar sevincli. digerlerinin gozlerinde gulseler dahi karanlik bir huzun.

    gulebilmeleri bile garip gelir.
    baslarina geleni anlatirlar, mahkemelerinin ne zaman oldugunu ya da kac yil daha yatacagini..
    kaniksamaktan baska careleri olmayan insanlar kumesidir orada bekleyenler
    oraya gidebilmeyi bile kaniksamak cok zorken.

    en aci verici sahne bekleme odasindan ziyaretcilerin gorus icin serbest birakildigi anlarda ortaya cikar.

    cocuklar kosarlar, bir de anneler...
    daha cok gorebilmek umuduyla, daha once gorebilmek umuduyla kosarlar o uzun yokusu.

    adimlarin kuculur onlari gordukce
    bogazindaki yumruk iyice yer eder.

    aralarinda yaklasik elli santimetre mesafe olan capraz teller arasinda beklerken onu
    uzaktan gordugun goruntu seni sarsar
    gulumsersin
    aglarsin
    konusamazsin
    konusman lazimdir, vakit kisitli

    bittiginde "bir uzun alan" diye bahsedilen yerin o yokus olup olmadigini dusunerek uyusmus bir sekilde donulur normal hayata

    zira oradaki hayat hic normal degildir
    kirli corap iclerine sikistirilan mektuplar ozlem kokar, caresizlik kokar

    her sey bittiginde geriye goruntuler kalir
    artik metris karmasik bir kabus hissinden baska bir sey ifade etmemektedir

    ama orada yuzlercesi
    bekleyenleri
    hep oradalar.
    (faj, 01.09.2005 22:13)
  10. meshur hapishaneneye komsu olarak (bkz: 1nci ordu ulastirma oto alayi) nida bulunduran askeri bolgedir
    (jack kerouac, 22.09.2005 22:24)
  11. (bkz: matrix)**
    (bkz: what is the metris)
    (kenny, 24.01.2006 20:39 ~ 20:40)
  12. eski dilde; askerin çarpışma sırasında korunması için yapılan toprak siper. *
    (koyukirmizi, 13.12.2006 11:59)
  13. şu anda içinde bulunan jandarma bölüğünde kısa dönem askerliğimi yapmakta olduğum ve muhtemelen bitirince beni evime psiko olarak yollayacak h tipi cezaevi. hala alışabilmiş değilim.
    (epicurus, 20.01.2007 13:20 ~ 13:23)
  14. çocukluğumdan kalma tüm resimlerin arka fonu olan cezaevi.

    sokakta oyun oynarken hızla kucaklardı annem beni, en güzel kıyafetlerimi giydirirdi. üst katta oturan amcamlar kapıda görünürdü. ellerimizde bir sürü poşetle yola düşerdik. oğulları cezaevindeydi, bir sürü kitap istemişti yine mektubunda. çocuk dünyamın en uzun yolculuklarıydı ilk zamanlar, çünkü beni en fazla kasaba kadar götürmüştü annem. gri,soğuk duvarların önünde oturan insanlar artık tanıdıktı. herkes içerdeki birinin annesi,babası,yeğeniydi. kapılar açıldığı anda kalabalığın içinde kalırdım küçücük boyumla, arama noktalarına geldiğimizde küçücük bedenimde dolaşan elleri oyun sanırdım, gıdıklanır kikir kikir gülerdim. gri, soğuk koridorların ardından büyük bir avluya çıkardık, herkes bir masaya otururdu ve demir kapılar açılırdı. elleri kelepçeli abiler başlarında birer askerle, sırayla yürürlerdi, herkesin gözü kendi çocuğunu,abisini, eşini arardı ve ilk karşılaşmalar genelde ağlamayla sonuçlanırdı. anneler genelde kelepçenin açılmasını beklemeden sarılırlardı çocuklarına. benim abim bana en son sarılırdı, sıkı sıkı kucaklar, koklar, kucağına oturtur ve gidene kadar sarmalardı beni. bir de çikolata verirdi hep. bigün " sen burda çikolatayı nerden buluyosun" demiştim. çocuk aklımla orda çikolata olamayacağını düşünmüşüm demekki. sonra herkesin hızlı hızlı konuştuğu, her saniyenin kıymetli olduğu sohbetler başlardı, meyveler çıkarılırdı, masada oturan askere de mutlaka ikram edilirdi ama onlar hiç yemezdi. sonra fotoğraflar çektirilidi. herkesin çok gülemediği, hüzünlü fotoğraflar.
    birgün bir domates yüzünde tartışma çıkmıştı. daha yeni oturmuştuk ki yan masada bişeyler olduğunu gördüm. bir asker masadaki poşeti silahının ucuyla deşeliyordu ki mahkum sinirlendi:
    "domates işte görmüyor musun? niye silahla kurcalıyosun?" bu lafın üstüne avlu bi anda karıştı.büyük bir uğultu ve hızla takılan kelepçeleri hatırlıyorum. herkes ağlıyordu,onlarsa tel örgülerin ardındaki koridorda marşlar söyleyerek gidiyorlardı.
    o günden beri ne zaman domates yesem burnuma bir barut kokusu gelir.
    ve benim çocukluğumdan kalma bütün resimler metris'te çekilmiştir. çünkü o dönemde benim ailemin bırakın çocuğunun her anını, ilk yaşını bile fotoğraflayacak maddi gücü yokmuş.
    bu nedenledir ki benim bütün çocukluk resimlerimin arkasında kırmızı bir yazı vardır: görüldü
    olsun ben de herşeyi gördüm...
    (nimo, 23.02.2008 22:37)
  15. tarih 12 eylül 1980.. beş general ülke yönetimine el koyuyor. siyasi tutuklamalar başlıyor.. binlerce insan bi an da gözaltına alınıyor.. spor salonları sorgu evi haline getiriliyor.. tutuklananları bi yere tıkmak lazım.. onlara cezaevi gerek.. işte metris o dönemde faşizmin zindani haline getiriliyor.. ankara da mamak istanbulda metris ve diyarbakır cezaevi.. dahası bütün ülke sanki dört duvarla cevriliyor..

    metris cezaevi , koğuşları ile , koridorları ile, havalandırmaları ile yıllarca direnen insanların mekanı haline geliyor..işkencelerin , dayatmaların , acı ve tadlı anıların duvarlarına sindiği bir cezaevidir metris..sevdaları da görmüştür , dostluğu da yaşamıştır metris. cocuk gözlerin ziyaretlerde babaların ve annelerin gözlerine sesizce baktığına şahittir metris.

    demem oki , metris faşizme kafa tutan onurlu insanların yıllarca yaşadığı bir mekandır..

    koğuşlarını , koridorlarını , havalandırmalarını yaşayan insanlar , metrisi asla unutmayacaklardır.
    (keep clubbin in babasi, 30.04.2008 20:55 ~ 21:03)
  16. içerideki ergenekoncuların maddi manevi forsunu düşündüğüm zaman, küçük bir suç işleyip girmek istediğim cezaevidir. çıkınca hayatın garanti yemin ediyorum.
    (servet cetinin balgami, 21.03.2009 01:36)
  17. farsça meters ‘kapı sürgüsü, kol demiri’, (mütercim asım’ın latif tanımıyla) ‘kapı dikesidir ki açılmasın için ensesine vaz olunur.’* > meteris ~ meteriz ‘sürgü; toprak tabya, siper, barikat’ > metris ‘geçici tabya, siper’. (meters farsça tersîden ‘korkmak’ fiilinden geliyor. bizim argodaki tırsmak ve tırsak çifti de bu fiille ortak kökene dayanan kürtçe tirsîn ‘korkmak’ ve tirsonek ‘korkak’tan geliyor.)

    meteris molino (1641) ve meninski’nin (1680), meteriz ise meninski’nin transkripsiyonu. şemsettin sami de (1901) meteris gibi harekelemiş. molino’da su meterisi, meninski’de meterisçi, meteris kazmak (~ etmek), meterise girmek de var. sondaki ünsüz düğümü bekleneceği üzere -i- ile çözülmüş, ardından vurgusuz açık orta hece ünlüsünün düşmesi kuralı işlemiş.

    räsänen arapça metrîs ve çoğulu metârîs'ten getirmiş. nişanyan bu etimolojiyi soru işaretiyle tekrarlamış. s. stachowski farsça meters’e bağlamış.
    (acemkasiyan, 27.11.2009 22:51 ~ 22:55)



copyright © 1999-2012 sourtimes entertainment