sabah uyaninca ne göreyim? bayram gelmis. nereden geldigini bilmiyorum ama önemsiz. önemli olan nereye geldigi
pabuçlarimin içi bayram dolu kuslara bakiyorum arkadaslarimin yüzüne bakiyorum kayigimin küregine kalemimin ucuna ve saatimin yelkovanina bakiyorum yildizlara bahçelere bakiyorum her yer bayram dönüp içime bakiyorum bir merhamet bin çiçek yüzbin ask bayrami seviyorum
biz bakardık ve sen yürürdün şeyhim sen yürürdün ve dağlar yürürdü öksüz bir kırlangıç olurduk sen görünmeyince sen görünmeyince görmezdik bulutları yağmurları kuşanıp yollarda bahara durmazdık kapının önünde iki büklüm bekler acıyı keşfeden bu çocuk yürekler nasıl selam verilir bilmez ne açar kapıları bilmezdik şeyhim
biz sorardık ve sen söylerdin şeyhim sen söylerdin ve gökler söylerdi kırılmış bir ayna olurduk sen konuşmayınca sen konuşmayınca varmazdık denizlere balıkları farkedip yunusa seslenmezdik denizin altında öylece durur saçlarımıza denizin akşamı vurur çocukları kim ağlatır kim öldürür halkları bilmezdik şeyhim
saate baktım yirmibeş yaşındayım geç kalmadım tanrım yeniden inanmaya aşka geç kalmadım
ardında yıkık şehirler ve leylaklar bırakan bir cümle dudaklarımı geçip beni ihlâl etti saate baktım müthiş bir yenilme vaktindeyim sevgilim ben nerede yağmur yağarsa orada şemsiye kırmanın kitabıyım ve en güzel cümlen sensin
saate baktım buzlar ve çiçekler arasındayım gömleğim asyaya düşerken beni yanlışsız sakla bu son görünüşüm
bütün kervanlar göçtü yükleri bendim ellerim uykuda kaldı
sabaha bıraktığın karanfilleri aldım bir düşten uyanıp bir düşe uyurken ruhumu yumuşatan buğunla bekleyerek yeşil elma yer dua ederdin duanı aldım dünyadan geçişime ekledim
bana uymayan mevsimlerin sızısından bana uyan bir atla kaçarken sorardım neydi dünya neydi iplik iplik giyinmek kaderimi bir ıhlamur ağacını katmayı denerken saçlarıma günahı ve sevabı aynı umuda bölen şüphesiz saçlarıma bir tutam aşkla ıslanmış yüzün düşünce haritalara kilitlenmiş denizlerin büyüsüyle yanılgısına koşan çılgın kelebek sorardı kanatlarına yüzyılın dalgın suçunu kanat yanar kelebek düşer bitmezdi hayat bitmezdi papatyaların ve cama çizilmiş çocukların birşeylere dönüşmeyen kesintisiz devrimi
büyük sorular gördüm büyük aynalarda bir ateşe düşmekmiş yaşamak bildim bütün kervanlar göçtü yükleri bendim
üç kız babasıdır. kız babası olmak öyle herkese nasip değildir. dünyanın sıfır noktasında (bkz: sultanahmet) tanıştığımızı hatırlıyorum. bir de eskiden haliç köprüsünden eminönü tarafına geçildiğinde istanbul'a gelindi kabulü varmış, ondan öğrenmiştim. has adamdır (öyle görünmüştü buralardan) gerçek hayat'ta yazdıklarını-çizdiklerini epey takip edip, hayran olmuşluğumuz vardır. lâkin herşey kendini tekrarda. herşeyi takipten vazgeçerken o da arada (kimbilir belki de ben) kaynadı gitti. selâmet bulsun dileriz.
hayal dükkânı isimli çocuk kitabının yazarı. aslında bir kaç çocuk kitabı vardır ama okumaktan hazzetmeyen ufaklığım bu hayal dükkânını üç günde bitirivermişti o yüzden önemlidir. heves edip (bkz: çınçınlı masal sokağı) nı da aldık ama hayal kırıklığına uğradık. hikâyeler çocuklar için biraz ürkütücüydü.
sonra çok ateşler gördüm hiçbiri ısıtmadı yakıp da bıraktığın şu zalim bedenimi
en zoru ellerini unutmaktı ve ıslaktı çimenler sonsuz ıslak en zoru ellerini unutmaktı
bir çiçek açmamış gibi aramızda gidiyordun ve deprem bütün denizler gidiyordu savaşlarım gidiyordu ve yalnızdı ellerim sonsuz yalnız bir çiçek açmamış gibi aramızda
hiçbir felaketten öğüt almayan aşk zamanlarımda baktım ruhumun sahibine baktım yanıyordum sonuna geldiğim bir yolculuk gibiydi herşey film kopmuştu ve hayatımdan çıkıp gidiyordum hiçbir felaketten öğüt almayan aşk zamanlarım
geldik gidiyoruz bağışla bizi büyük uykular gördük rüyada hayra yorduk herşeyi herşey dediğin nedir ki sen bilirsin kalbimizi durur unutsak yenilgimizi durur kaybetsek sudaki izimizi kalbimiz dediğin nedir ki aşk var aşk yok birarada tutamaz ikimizi
geçtik dünyanın arasından geçtik bu küçük omuzlarımızla maviler giymiş ağlayan meleklere tarifsiz kadınlara düşmüş bayraklara gecikerek geçtik dünyadan bağışla bizi
yaptıklarımız için yapmadıklarımız için elimizi dilimizi tanrım bağışla bizi
bu kağıttan gemiyi bırakıyorum bu kağıttan denize bakıyorum bakıyorum da bitmiyor ne çok çizik atmışız yüreğimize
dünya ne ki dünya ne ki beyaz olan her şey biraz mavi istesen de istemesen de bakarsın bir el tutmuş elini bilemez kimse allah dilediği gibi serper çiçeklerini ve çakar çivilerini dilediği gibi bir can olup öylece kaldığımız an bir müzik olup sustuğumuz sesinle söyle bana bir çocuğun elleri bırakılır mı hiç bırakılır mı sana bakıyorum çevirme yüzünü ben yabancı değilim seninle bakıyorum bu büyük boşluğa sana bakıyorum şarkılara bakıyorum sis oldu şarkılar elini arıyorum kalbim dünyanın ilk aşığının kalbi gibi ve ruhum paramparça sis oldu şarkılar elini arıyorum bilemez kimse beyaz olan her şey bazen bir cümleyi bitiremiyorum
en son ölüm gelir yine de erken deriz
derinlikler için bir yol vardı bilmiyorum her şey bitti mi bu kağıttan gemiyi bırakıyorum bu kağıttan denize sevgilim sevgilim böyle yalnız mı gidecektin cennetteki evimize
mevlânâ idris konya'dadır, yine aynı şehirdeki bir arkadaşını arar. fakat arkadaşı evde yoktur ve telefona arkadaşının arkadaşı çıkar. mevlânâ idris ile kendisini tanımayan yabancı arasında geçen konuşma aynen şöyledir: - iyi günler, ben konya'dan mevlâna. - hadi len...
iyi bir masalci. masallarini dinleyen cocuklarin coskusu görülmeye deger.
"..ve sonra cocukluk denen büyülü duraktan gecip buraya geldim. burada sarkilar sis olmus, burada gökler kapali, burada bir noktanin harfi kayip. burada dünyanin icinden gecerken, yasadigim hic bir seyi unutmadan gecerken, soguk ve yagmurlu oldugum anlar oluyor. böyle anlarda dünya geride kaliyor ve ben bosluga dokunuyorum.
sonra bir de mutluluklar vardi.. bütün cicekler acik, bütün denizler mavi, bütün karincalar türkü, bütün bulutlar beyaz, bütün kuslar ucuyor, bütün cocuklar.. cocuktu ve tilki yanliz degildi.
böyleydi.. böyle kalmadi. simdi buralarda durup göklere bakarken herseyi yeniden düsünüyorum. geride kalanlara bakiyorum, ayak izlerine.. sonsuz yildizlar var. parmagimi yalnizca bize gözüken mavi yildizin üzerine koyuyorum. aciyorum bütün isiklarini icimin. hersey susuyor, sarki basliyor ve seni dansa cagiriyorum, cok cicekli bir dünya ve affedilmis bir mevlana idris icin.. tabii böyle birsey mümkünse.."