erbakan'in 60'larindan sonunda adalet partisi'nden ayrilip kurdugu milli nizam partisi'nin 12 mart'tan sonra kapatilmasindan sonra (bir sey hatirlatiyor mu?), yerine kurdugu 1973 genel secimlerinde basari gostererek, meclise giren ve chp ile koalisyon kurmus olan parti. agir sanayi hamlesi gibi anlamsiz soylemleri ile hatirlanirlar. 70'ler boyunca bir kac milliyetci cephe hukumetinde de yer almistir. erbakan'in kadayifin alti kizardi sozu, yine o donemlerden bir hatira..
partinin logosu, tutamağı kalp şeklinde bir anahtar olan eski parti. bir rivayete göre bu anahtar cennetin anahtarıdır. ve tesadüfe bakın ki bu parti 12 eylül sonrası kapatılana dek, seçimlerde aldığı oy oranı ve mecliste sahip olduğu sandalye sayısıyla meclis aritmetiğinin ve de türk siyasetinin kilit partisi olmuştur. 1974 kıbrıs harekatında chp ile koalisyon ortağıydılar. hatta bu koalisyonun bozulmasında, iki partinin derin görüş ayrılıklarının dışında, harekattan necmettin erbakan'ın kendine pay çıkarmak istemesinin de rolü olduğu söylenir.
refah, fazilet ve saadet partilerinin belli bir yaşın üstündekiler için genel adıydı bu. hala erbakan'dan bahsederken ya da radikal dincilerden filan selametçiler derler. ya da benim ailem ve çevremdeki insanlarda var bi arıza, bilemedim...
sahafdan edindiğim 5 haziran 1977 seçimlerine ilişkin seçim beyannamesinin içinden çıkan para ile beni benden almıştır. ecevit ve süleyman demirel'e verilen ayar için:
iki binlerin ilk dönemine damgasını vuran akp gerçeğini, (her ne kadar değiştiklerini iddia etselerde) beraberinde getirdiği düşünme tarzını ; bugün 2008 yılında tartıştığımız türban, dinci kadrolar, anayasa değişikliklerini daya iyi özümseyebilmek için dönüp hangi hususta ne dediklerinin öenmli olduğunu düşünüyorum. kimi argümanlarının günümüzle parelelliği beni değilse bile birilerini şaşırtabilecek nitelikte. milli selamet partisinin daha doğrusu milli görüşcülerin manevi kalkınma söyleminin bağrından doğan bir söylemi daha geçenlerde tüm türkiye defalarca işitti,; tayyip erdoğan önce "türbanın siyasi simge de olabileceğini" (üstü kapalı olarak tehdit eden bir üslupla) dile getirdi; daha sonra milli görüşçü hocaları gibi batı'dan alıp aldığımız yegane şeyin ahlaksızlık olduğunu söyledi; bu son ifade akp'nin geçmişinden sıyrılıp yeni dünyayı yeni koşullara göre değerlendirdiği iddiasının sahteliğine kanıt niteliğindedir. milli selamet partisi'nin 5 haziran 1977 seçimleri için hazırladığı seçim beyannamesi'nden alıntılıyorum: "temelde materyalist oldukları için maddi kalkınmaya ağırlık verip, mânevi gelişmeyi ihmal eden sol ve liberal görüşler milli ihtiyaca cevap vermekten uzaktırlar. ve anayasa'nın 10. ve diğer ilgili maddelerinde ortaya konan mânevi gelişme ve ahlâkçılığa gereken ağırlığı vermemektedirler. yanlıştırlar, eksiktirler. saadet ve selâmet getiremezler. çünkü saadet ve selâmetin temeli ahlâk ve maneviyattır. onun için partimiz "önce ahlâk ve maneviyat" bayrağını açarak yola çıkmıştır." (s.31)
iki söylem arasında gözle görülür bir yakınlık, toplumu aynı gözlükle görme durumu çok açık bir şeklide karşımıza çıkıyor. tabii gelişmeler de yaşanmış, fikir ayrılıkları tamamen yok değil, fakat bu başka türlü düşünme hali akp'nin demokratik ve yenilikçi bakış açısından değil, tamamen günümüz dünyasının dayattığı kimi zorunluluklardan kaynaklanıyor. msp'ye kadının yeri evi, görevi mümin yetiştirmek:
"manevi kalkınma bakımından temel müessese ailedir. anne ve babalar evlatlarına dinini. ahlâk ve maneviyatını öğütlemekle mükelleftirler. sağlam aile sağlam cemiyet demektir. ailede şuur cemiyette huzur." hanımlar, anneler cemiyette hanımlara, annelere büyük vazifeler düşmektedir. yarının büyüklerini yetiştiren annelerdir. bizim milletimizin inançlarına göre "cennet annelerin ayağı altındadır". milletimizin ananelerinde hanımlar, anneler daima hürmete, saygıya, şefkate layık olmuşlardır. hiç unutmayalım ki, sultan alpaslanları, sultan osmanları, sultan fatihleri, akşemseddin gibi büyük alimleri, ahlâk ve fazilet numunesi insanları da anneleri yetiştirmiştir.yeniden büyük türkiye'yi kuran ve ona hizmet edecekleri de bugünün ve yarının anneleri yetiştireceklerdir. ne büyük gaye, ne şerefli hizmet. yavrulara, çocuklara doğduğundan itibaren sahip olacaklar anneleridir. hanımlara, annelere manevî kalkınmada en önemli görev düşmektedir. " (s.33)
akp'ye göre ise kadın mümin yetiştirme makinasından bir adım daha öndedir fakat erkeğin bir adım ötesine geçmesine de hala izin yoktur, kadın yerini bilmelidir; isterse son model 4x4 kullanabilir fakat saçını yapacak berber erkek değil kadın olmalıdır: ve fakat o bakımlı saç yine türban altında muhafaza edilerek er kişi dışında harama gösterilmemelidir. sonuç olarak ortada ilerici bir zihniyetten bahsemeyiz, tek fark iktidara yerleşen söz konusu kesimin zenginleşmesiyle birlikte tüketim arzusuna kapılması (dünyanın en pahalı kozmetik/giyim ürünlerini rahatlıkla satın alabilmeleri). yine bu zenginleşme ile birlikte sosyal hayata uyum sağlayabilme kaygısıyla yeni "tarz"ların üretme yoluna gidilmiş (türban + günün moda olan kıyafetleri), bu revisyon kendini devlet kademesinde de göstermiştir ( hayrunnisa gül'ün türban + frak kombinasyonu) bütün bunların yanısıra her daim geride duran, sosyalliği kısıtlı türbanlı genç kız ve kadınların yine sosyal hayatta iktirda temsil edilmenin verdiği cesaretle kendilerini göstermeye başlamaları, onca yılın sessizliğini kırmak adına seslerini yükseltmeleri (istanbul'daki toplu taşıma araçlarıyla bir gün gezinin ne demek istediğimi anlayacaksınız) oldukça yenidir.
öte yandan bir siyasi taktik olarak dini/türbanı/imam hatipleri öne plana çıkarak ekonomik gidişatı unutturma kaygısı da msp'den akp'ye miras kalmıştır; fakat acımasız olmamam gerek zira vatandaşı gündemden uzak tutmak için uyutmak türk siyaset geleneğinde önemli bir yer tutar. bu nedele msp'nin "önce ahlak ve maneviyat" sloganı/talebi her ne kadar yetmişli yıllarda üretilse de etkisi 2008'in göbeğinde de hissedilebilmekte.
şaşılacak bir şey yok aslında ama bir benzerlik daha ilgi çekici; akp'nin iktidarı sürecesince her türlü sanat eserinde, beyaz perdede ve beyaz cam'da sansürleme tüm hızıyla tavan yaptı, bir diğer değişle ahkalsız batıdan kendimizi soyutladık ( huysuz virjin'i dine döndüreme çabası); örneğin uyuştrucu üzerine bir sinema çekmek istiyoruz diyelim, muhtemelen büyük bir baskı ile karşılaşacağımız kesindir, bakın filmin uyuşturucudan yana olup olmadığı önemli değil burda, içerikle ilgilenen yok sadece şartlanmış bir refleks var -oysaki sanat gösterdiği/simgelediği şeyin/kavramın birebir yerini tutmak gibi gibi kaygı içinde değildir, neyse konumzda zaten bu değil.
"maarifte koyu materyalist maddeci felsefe cari. müstehcen filimler ve neşriyat almış yürümüş. yapacağımız hiçbir iş kalmamış gibi tarihi şehrimiz sultan fatih'in şehri istanbul'un meydanının ortasına müstehcen heykeller konuyor. memleket materyalizmin uçurumuna yuvarlanıyor." (s.34).
hem onurlu siyaset iddiası her iki partide ortaktır fakat msp'nin hakkını idade etmememek olmaz: en azında erbakan abd'nin rayından çıkmış planlarının ortağı olma sevdalısı yahut memuru olmamıştı, tayyip erdoğan'ın ispanya çıkarmaları ise hiçbir soruna çözüm olmadığı gibi türkiye'yi dünya ile bütünleştirecek bağın bu yolla geliştirilemeyeceği de çok açıktır.
ve son olarak kişisel ve absürd bir tespit: milli görüşçüler gerek futbol bahanesiyle gerek diğer etkinlikler bahanesiyle mahalle örgütlenmeleriyle gelecekteki destekçilerini kendine bağlardı, akp'nin ise en yakın seçimle birlikte eski gücünü yakalayamayacak güçte esen bir yel olduğu kesindir, türk milletinin her on senede bir dinci tuzağına düştüğü malumdur, tek fark bu seferki tutsaklık hali biraz fazla uzun sürmüştür o kadar.
not: alıntılar yaptığım seçim beyannamesi'ni taratarak e-kitap haline getirdim, aşağıdaki adresten indirilebilir: