katliamdan sonra ne yazıktır onu son yolculuğuna uğurlayanlar arasındayım. mezarı başında edilen yeminler hala aklımda. belki küçüktüm o zamanlar ama göz yaşlarını anlamak için yeterince büyüktüm. sonraki senelerinde 95 senesiydi sanırım "inadına yaşamak" isimli eserini kendi kasabasından gençler canlandırmışlardı. belki kendisi göremedi ama babası ve bizler onun yerine ordaydık, oyunun sonunda hep birlikte bağırdık "inadına yaşamak, inadına!". her sene yalınyazı* kasabasında iki temmuz haftasında kasaba gençlerinin ve konuk sanatçıların hazırladığı bir anma* günü düzenlenir. bu günde de enteresan bir olay vardır kasabaya girişte jandarmalar araçları çevirerek yaşına başına bakmadan herkesten kimlik sorar kimlikleri toplar ve dönüşte yine araçları durdurarak kimlikleri geri dağıtır, nedeni sorulduğunda gelen emir böyle, kontrol amaçlı diye geçiştirir. başka bir devlet görevlisi katılan öğretmenleri sürgünlere gönderir. ogün bunları yapan devletim belki de iki temmuzda yobazları tehdit olarak görmemişti yada görmek istememişti. ama benim devletim, kimin suçlu kimin masum, kimin terörist kimin vatansever, kimin hümanist kimin faşist olduğunu her zaman tam isabetle bulur, düşündüğüm şeylere bak.