toranj adinda enfes bir albumun sahibi iranli muzisyen. sunnidir. sarkilarini farsca olarak ve klasik iran tonlarini caz sounduyla birlestirerek icra eder. su an hollanda'da yasamaktadir.
new york times 'ta kendisinden iran'ın bob dylan'ı olarak bahsedilmis. enstrümanlarından ziyade, sesidir önplanda olan.garip bir tınıya sahip. bir çok şarkısında deneysel bir üslup sergilemiş. başarılı da olmuş. uzun vakittir aradığım fakat ne aradığımı bilemediğim bir anda karşıma dikilmiş bir adamdır. zolf, aghayede nue kanti popüler eserlerindendir fakat şu ana kadar dinlediğim her şarkısının müzikal açıdan etkileyici olduğunu ve bunları popülarite sırasına koymamak icap ettiğini düşünmekteyim.
iranda yasaklı olduğu için albümlerini aramaya kalktığınızda tezgahtarların müstehzi sırıtışlarıyla karşılaştığınız, iran geleneksel müziği ile batı soundunu birleştirip farklı sentezler yapan, sesiyle oynamayı pek seven, progressive sosu bolca kullanan bir amca. ey sarebançok güzel ayrıca. kafiyeye bak be, şiir gibi oldu mübarek.
bu güne kadar yetişmiş en büyük ses sanatçılarından birisi demek istiyorum ben bu adam için. albümlerini dikkatle dinleyin, hak vereceksiniz.
tahran'ın güneyinde, çok varoş bir muhitte yaşadığını öğrendim iran'lı birisinden. üstüne üstlük hükümet tarafından banlandıkça tarz değiştiren uysal bir kişi imiş kendisi. keşke istediği müziği icra etmek için avrupa'ya filan gitse, biz de onun dehasından mahrum kalmasak diye düşünüyor insan ister istemez..
bambaşka bir adam mohsen namjoo, bambaşka bir ses, başka başka birçok ses...yaşadığımız zamanda her aklı başında insanda olması gereken delilik de var kendisinde. kendi sitesinde bulunan ''a note from mohsen namjoo'' adlı yazısından çevirmeye çalıştığım kadarıyla şöyle anlatmış kendisini;
mohsen namjoo'dan bir not;
zordur birisi hakkında konuşmak, hele ki yanlış anlaşılmaya açıksa bu kişi ve modern iletişim araçları kolayca yayabiliyorsa bu yanlış anlaşılmaları. aslında öyle görünüyor ki kimse dinlemek istemiyor seni, sen kendi hakkında konuştuğunda. yine biz öğrendik ki ahalinin eserlerin hakkındaki görüşleri, senin kendi hakkında yaptığın yorumlardan daha değersiz değil.
kısa keseceğim bu yüzden. 1976 yılında torbate jam'de doğdum. 12 yaşımdan 18 yaşıma kadar nassrollah nasseh- pour'la klasik-geleneksel iran müziği söyleyişi üzerine çalıştım. yüksek eğitimime kabul edildiğim tahran üniversitesi'nde tiyatro ya da müzik alanında devam edebilirdim. 1 yıl müzik kursunu beklemek yerine tiyatro kursuna başlamaya karar verdim. 1 yıl sonunda müzik kursuna başlamaya hazır; öğrenmek, tecrübe etmek ve ilerlemek için heyecanlıydım. fakat tahmin ettiğim gibi yürümedi işler ve tahran üniversitesi'nin eğitim sistemi beni hayal kırıklığına uğrattı. başlangıçta müzik aşkımdan dolayı müzik okumaya karar vermiştim, sonunda müzik aşkım için müzik okumayı bırakmak zorunda kaldım.
her müzisyen gibi, hayalim profosyonel müzik sahasında yer almaktı. sonunda, felaket yıllarımın ardından , bundan sadece birkaç yıl öncesinde müzik benim tek işim haline geldi. eserlerim (100'den fazla) , müzikle olan 18 yıllık yolculuğumun sonuçları. müziklerin ve şiirlerin kaynağı uçsuz bucaksız iran kültürü ve tarihidir. bu ezgiler ve sözler, 400 yıldır çarpışan modernite ve geleneğin savaş alanı iran'dan bahseder ve iran kültüründe bulur anlamını.
ne vakit gülesim gelse toplumumdaki çelişkilere, blues müziğin gülen gamını ve söyleyişini kullanırım, harmanlayarak iran gamıyla ve söyleyişiyle.
sonra ne vakit bir ağlamak tuttursam, anlatmak istesem kederimi; iran söyleyiş tarzıyla blues a yol alırım ya da bir mülteci olarak bulurum kendimi ezberlenen şiirlerde.
(başlangıçta dediğim gibi zor iştir birisi hakkında konuşmak, dolayısıyla emin değilim size söylediklerimin, söylemem gerekenler olduğundan.)
çok ciddi iddia ediyorum; bu adamı dinlemeden ölmek eksik yaşamak demektir. hele ki gis adlı şarkısı. anlatması mümkün değil. bulup dinlemek gerek bir yerlerden.
benzersizliğini tarif etmek lazım. biraz zor ama şarkılarının düzeysiz bir benzetmeyle küçümsenemeyecek kadar değerli olduğunu belirtmek gerek. hele kalitesiz mizahın en düşük kalibreli örnekleriyle anlatılmaya çalışldığı gibi bülent ersoy'dan geceler'i dinlediğini zannettirecek kadar kötü olmadığını bilakis çok az bulunur bir "sanatsal vaka" olduğunu ifade etmek daha doğru olur. her "yanık" sesin, her nağmenin ve hançerenin dar müzik birkiminde "uzun hava"yla özdeşleştirilmesine aşina olduğumdan "bilmiyorsanız susun" ricasında bulunmak mecburiyetinde hissediyorum kendimi (malum, bilmiyorsan susmak ne nazik ve olgun bir eylemdir).
mesela sonati ha 'nın sanki progresif bir albüm olduğunu (progresif yerine ne koyabiliriz bilemiyorum), namjoo'nun otantizmin bağnazlığında boğulmadan yaratıcı işlere çaba gösterdiğini , çoksesli müziği sanatına sindirmekte zorlanmadığını ve bunların hepsini "alaylı" değilde bildiğin "mektepli" kontenjanından yapıtığını ne diye anlatayım. anlatmazdım ama işin içinde koca bir birikimin, birikimsiz bir düzeyden alaya alınması mevzubahis olunca bu notları düşmek şart oldu.
yani , namjoo "farsça kopup gitmiyor"; bildiğin farsça söylüyor. dili farsça zira. "batı formlarında yapmadığı şarkıları alenen uzun hava" değil hatta hiç değil. uzun hava öyle olmaz. aydınlatayım, uzun hava mesela çoksesli olmaz, rastlanılan bir iki istisnai örnekte böyle bir genellemeye mahal vermez. namjoo - özen gösterek dinleyenler bilir- deneysel çalışır. son dönem jazz ve blues denemeleri de bunun bir örneğidir (lakin o eserlerinin biraz "yavan" kaldığını kabul ediyorum. tecrübesiz olduğu sularda kulaç atıyor gibi)
kendimi, operanın boşyere bağıran insanların lüzumsuz sanatı olmadığını, bilmeyen ve karikatürize eden cenaha anlatmaya çabalayan papyonlu beyefendiler gibi hissediyorsam suç bende değil. onu da söyleyeyim.
muhsin namcu... ne şimdi bu ayakkabı boyacısı gibi.olmamıs.mohsen namjoo abimiz canımız ciğerimizdir. toranj, budha, jabr, zolf bar baad tavsiye edilir.
etkileyici bir müzik yapıyor. şarkıların yükseldiği bölümlerdeki yorumu bir değişik özellikle. mesela leyla deyişi. çok farklı, insanı etkileyen ve aklına kazınan bir çığlık gibi.
damavand isminde şahane bir albümü de vardır. iran müziğine giriş adına ilk dinlenilmesi gereken albümdür. kanımca oldukça batılı bir albüm olan toranjın tersine doğu enstrümanları ve vokalleri daha yoğun kullanılmıştır. toranjdan vava leyli şarkısının devamı niteliğindedir.
bu adam beni ağlatmıştır bugün. leyla adında bir sevdiceği olanlar mutlak suretle bu adamın ey sareban(ey kervancı) adlı ezgisinin türkçe karşılığını da bulup dinlemelidirler. herkesin sevdası leylasıdır. aslında bu entryi okuyan herkes dinlemelidir.