birgün gazetesi dış haberler şefi olmuş kendileri. benim diyen fengşuyiciyi, yogacıyı ortasından çatlatacak sağlıklı yaşam düstüruna sahiptir; "sigaraya dikkat ediyorum rakıdan kısmıyorum". yetmişlerin sonundan günümüze olimpiyatlar, jimlastik, buz pateni şampiyonaları, futbol müsabakaları hakkında derin ve istatistiksel bilgiye sahip ansiklopedi okuru. güvenilir kaynaklardan edindiğim enformasyona göre sabık sözlük yazarı. yeni romanıyla tokat sersemi etmesini sabırsızlıkla bekliyoruz.
bir zamanlar radikal dış haberlerde çalışmış, bilgisayarda yazı yazarken sürekli elini, kolunu, ayaklarını oynatma ihtiyacı hisseden, küçücük gözlere sahip (ki bunlar güldüğünde yok olurlar) cihan ünal'a inanılmaz benzeyen tatlı kişilik.
bir ilk roman için fazla iyi olan tol'ün yazarı. türk yazarlarında sıkça rastladığım diyalog yazamama hastalığından zerre iz taşımayan radikal gazetesinin eski dış habercisi. "ruhuma bir hayat yakıştıramadım" diyen yusuf gibi son durağı -en azından şimdilik- diyarbakır olmuştur.
1972'de aydın'da doğdu. izmirli. üç yıldır istanbul'da yaşıyor. izmir çamdibi devrim ilkokulu'nu, izmir bornova anadolu lisesi'ni bitirdi. dokuz eylül üniversitesi'nde hukuk, ege üniversitesi'nde sanat tarihi eğitimi gördü. her iki fakülteyi de kendi isteğiyle bıraktı. radikal gazetesi dış haberler servisinde ve çeşitli yayınevlerinde çalıştı. kitap çevirileri, gazete ve dergilerde yayımlanmış yazıları vardır.
harıl harıl çalışmış,çalışırken bir dünya olmuş, dünyadan kopmuş, neticesinde kitabını bitirmiş, şu sıralar rakıter, rakıtürn, rakınüs gibi bir gezegende olsa gerek.
literatürünü sokağın en kavruk, en ezilmiş bölgesinden kuruyor. dili, o nedenledir ki sokaktaki acımasızlığa, ezilenin yaşadığı çöküntüye dair (b)ilgisi olmayanca kavranamaz. murat'ı en iyi sokaka, dışlanmışlığa ve bundan kurtulmaya dair bir algısı-tahayyülü olan anlayabilir. yoksa, bu har, bu bağıran, ürküten dili anlamak imkansızdır. sanıyorum, bu coğrafyada ezilenin sesi hiç bu kadar edebileşmemişti. umarım, bu ses edebileştiği kadar ebedileşir de.
bir de bu zat'ı muhteremin vecizeleri vardır. der ki:
"ati kızıl bir dindir, mazi ise asude bir faşizm."
radikal kitap'ın 21 ekim tarihli sayısında ihsan oktay anar 'ın yeni romanı amat'ı muhteşem bir üslupla tanıtarak insana "hani yeni romanın nerde?" diye sordurtan tol yazarı.
neden yakin tarihi anlatmak icin fantastik bir kurguya ihtiyac duydunuz sorusuna verdigi cevap ile hakikatinden kusku duyanlara, kendi travmasini taniyamayan bunyelere cevabi vermis yazar. uyurkulak soylamis, bakalim ne soylamis: "bence benim kurgum fantastik değil. har ziyadesiyle 'gerçek' bir metin. fantastik olan, netamiye'nin kendisi. on iki yaşındaki çocukların on üç kurşunla öldürülüp 'terörist' damgası yediği, vicdanları gereği savaşmayı reddeden bir avuç insanın zindanlarda çürütüldüğü, tek kuruş rüşvet almadan görevini yapan memurlar meydanlarda coplanırken, katillerin ve hırsızların kahraman sayıldığı bir ülke, fantazyanın ta kendisi değil de nedir? ben har'da olsa olsa, bu acayip fantazyayı bir tür 'hakikat' düzlemine çekmeye çalışmış olabilirim."
şiir yazmayı beceremediği için roman yazdığını söyleyen dil cambazı. romanlarını okuyunca "iyi ki şiir yazmayı beceremiyormuşsun be kardeşim" demek geçiyor insanın içinden.
kafamdaki olası tanımlara ,verebileceğim örneklere baktım demin şöyle bir; gözümün önüne bir gün şurda bir gün burda olan, sigara dumanıyla beslenen bir buluta çekingen bir biçimde yerleşmiş rakısını yudumlayıp yeryüzüne sözcükler yağdıran bir murat uyurkulak geldi.
bugün netamiye dediğimiz yerde kapuska kıvamında bir okyanus var idi. kapuskadan hazzetmeyen tanrılar bu denizi arabistan, ve avrasyayı diğer iki ucundan itip ortada sıkıştırıverdi. ol zamandan bugüne kayalar kadar sağırlar ülkesinde, atadan uyurkulak namlı soyun mensubu bu kişi ("sağırın" izmirli kibar hali) olan deniz kıyısı şehrinin ovadan bozma şantiyesinde bir süredir ikamet etmekteydi. kafaların üzerinden geçmiş tank paletlerin ecüş bücüş ettiği kabilelerin kalbleri, çeşitli vesilelerle murat isimli bu meczubun taş kesilmesine sebep oldu. şimdi bu taşın bulunduğu yerde turat baba'nın türbesi yer almaktadır. yıllar süren taş kesilme devri onu barbarların istilasından kısa bir süre koruyabildiyse de, kendini bilmez bir netamiyeli'nin "murat, koyiim de tur at!" cümlesi taş taş oturmaktan iri yarı bir yarma halini almış murat uyurkulak'ı yerinden etti. bu olaya sebebiyet veren netamiyeli'nin akıbetine dair, sair lakırtlar anlatılmaktadır. işin aslını bihaber kendini bilmezler kaya gibi dost dese de kendisi düpedüz bir kayadır.
memlekette çoktan tükenmiş bir meziyete sahip belki de yegane yazar: samimi bu adam, samimi! insanın okudukça okuyası geliyor. samimiyete susamışım ulan ben! diye bağırası geliyor.
şöyle iki kafiye düşürdüm de şair oldum, bak ne güzel osmanlıca şeettirdim yazar oldum, ah çok araştırdım çabaladım, nasıl da gözlemledim de çalışkan muharrir oldum tipi zevattan sonra bu adam ilaç gibi geliyor ilaç!
sular seller gibi yazıyor işte, hem de hiç riyası müdanası falan olmadan. üstelik de ne güzel yazıyor yahu!
tol'u okuduğumda tutulmuştum buna, har'la birlikte vuruldum bir de. benim ilk aşkım bilge karasu'dur. önceleri karasu'yu okurken ağlar, sızlar, nabzım ve bağrımla dövüşürdüm. şimdi de bu bela oldu başımıza. biçemi,içemi, uslubu, kurgusu, sızısı, acısı herşeyiyle okuyucuyu bağırtıyor, canını yakıyor. küçümseyenlere 1-2 romanlık yazar olmadığını gösterdi üstelik. üniversiteleri bitirememiş, istanbul'a gelip işsizlikten kıvranmış, yaşadığı gecekonduda her gün 500 bin liralık tavuk dönerlerle geçinmiş bir zamanlar. varolan yeteneğini o zamanlar edindiği bu malzemeyle törpüledi herhalde. başka türlü böyle yazılmaz çünkü.
aha da yazıyorum buraya. ben bugün onu, dokunulmaz ilk gözağrım bilge'nin yanına ekledim, yarın o türk yazınının tepelerine eklenecek, herkesi titretecek. demedi demeyin.
misal; ben bir yazar olsam yaşar kemal, ferit edgü ve niceleri yaşarken "ben bir roman yazdım!" diye ortaya çıkmam, çıkamam, olmaz. haddini bilmeli insan. "sen onların yanında kimsin ki!" derler, bitiverirsin. ama adım murat uyurkulak olsa ve "tol" gibi bir kitap yazmış olsam şayet çıkarım ve "çıkacaksa bir murat uyurkulak gibisi çıksın, yoksa yazmasınlar kardeşim," dedirtirim.
gemileri yakmayı değil, bizzat yanmaya hazır gemi olmayı öğreten bilge.
komplekslerin kuşatması altındaki kaleleri mertçe savunan ordunun kendi halindeki bir çavuşu. gün gelip o ordu hücuma geçtiğinde kendisine verilen payeleri reddedip erlikle hemhâl olacaktır.
biz foklarımızı gönül rahatlığıyla murat uyurkulak'a emanet ettik; bin yaşasın!
devirim mitolojisine girişi kara olmuştu, trenli ve otel odalı hem tam çözümlenmiş ki mideye düğümü atabilsin. maharetini sonra bir büyük iş'te daha gösterdi , midede düğümler çözüldü : kardeşimizdir.
edebi dünyamızın yeni yüz akı. evet kendisiyle ilgili bu kadar da iddialı konuşuyorum, hadi ordan diyenlere de tol ve har'ı okumalarını tavsiye ediyorum. iyi yazar olmak aşklarıyla manşetlere çıkmaktan, kadın dergilerine karizmatik pozlar vermekten, ah ne kadar da yalnız bir çocukluk geçirdiğini, çareyi yazmakta bulduğunu cümle aleme bin defa ifşa etmekten geçmiyor. samimi olmak, bu ülkede neler olup bitiyor diye kafa yormak, etliye sütlüye karışmaktan çekinmemek ve tabi bir yazar olarak dili iyi kullanmak için çabalamak gerekiyor ki murat uyurkulak bu açılardan bazı densizlerce örnek alınsa yeridir. iyi ki vardır.