- nasreddin hoca göle yoğurt mu çalıon nabıon, ayrıetten kıçının çatalı görünüyo - hah.. bi sen eksiktin. yoğurt benim diil mi lan ibibik, göle de çalarım, kötüme de sürerim, zktir git, daşı attığm gibi yararım kafanı. - vuramassın ki.. tutturamassın kiii... - ya tutarsa..
- göl mayalanmaz lan hoca... bunadın sen. - siz öyle sanın.. ben tarihe geçecem ama sizin adını bile bilinmicek sığırlar sizi.
"göle maya çalma" hikayesinin şöyle vuku bulmuş olabileceğini anlatmıştı birisi :
nasrettin hoca bekâr bekâr köy köy dolaşırken bir göle rastgelince, "dur lan şu kirlenmiş kabı kacağı yıkayıveriyim iki dakkada" diyerek bulaşık yıkamaya koyulmuş. kendisini görüp "hocam kolay gelsin, benim bulaşıkları da yıkasana" diye ekirdiyen gencin, yıllardır özenle kurduğu karizmayı bir çırpıda dağıtabileceğini farketmiş ve "göle maya çalıyom allahın salağı, ne bulaşığı?" cümlesiyle fıkraya start vermiştir.
yurdum insanının kendi mizah geçmişinin sığlığını gözler önüne seren başlık.
yaşayıp yaşamadığı kesin olmayan bir kişidir. öykülerindeki tarihsel kişilikler ve olaylar 200-300 yıllık bir zaman dilimine yayılır. genel kabul gören düşünce, böyle bir kişinin yaşadığı, başından da ilginç oayların geçtiği, daha sonraki olayların da bu kişiye atfedildiği yönündedir.
türk insanı nasrettin hoca ile ilkokul sıralarında tanışır, bu çağa uygun fıkralarını bilir. ama pertev naili boratav'ın "nasrettin hoca" çalışması yaşamın her alanıyla ilgili konuların hocanın ağzından hicvedildiğini, cinselliğinde eksik kalmadığını göstermiştir.
özellikle şu son yazdığım şeyle türk insanının nasrettin hoca ile ilgili biraz araştırma yapmaya, bir şeyler öğrenmeye sevk edebileceğimi ummaktayım efendim, en derin hürmetlerimle.
timur'la ayni zaman diliminde yaşamıştır... dolayısıyla (bkz: ankara savaşi) (bkz: 1402) imamlik ve kadılık görevi de yapmıştır... bazı kaynaklara göre ise 13.yy'da yaşamıştır...
bir not olarak, el yazması bir nasreddin hoca kitabi fransada, paris'teki bibliotheque nationale de france'ta bulunmaktadır... bizim onu ayran üzerinden tanımamız acı elbette...
nasreddin hoca'nin şakalarinin sadece günlük olaylar hakkında olmadiğini, gerek adalet sistemi, gerek dini olaylarin da bu şakalardan ve yorumlardan nasibini aldiğini da belirtmek gerekir...
ayrica her yil bir nasreddin hoca karikatür yarişmasi düzenlenmektedir... önceleri genç karikatüristleri özendirmek için açilan bu yarışma zamanla uluslararası öneme kavuşmuştur...
bir gün dört çocuk ellerinde iki kestane ile nasredddin hocaya gelirler, ondan adil bir paylaştirma yapmasini isterler, hoca sorar: "tanrının paylaşımını mı tercih edersiniz kulunkini mi?" çocuklar tabii ki tanrınınki diye cevap verirler. bunun üzerine nasreddin hoca bir çocuğa iki tokat, diğerine bir tokat atar, kestaneleri birine verir, öbürüne de hiçbirşey vermez... şaşıran çocuklar "bu ne biçim bir dağitim?" diye sorarlar, hoca da der ki:"bu tanrının paylaşımı. bazen bazilari çok, bazilarina hiç, bazilarina da az verir... eğer kulunkunu isteseydiniz bunu hepinize eşit bölerdim"
bir ana babanın kundağa sarılı pil kadar bebeği nasıl "nasrettiin, nasrettooş" diye sevebildiğini düşündükçe beni hep üzmüş eski bir magazin adamıdır. çocukluk ve gençliği boyunca ali, tayyar, metin gibi normal isimli arkadaşlarının arasında orijinal telaffuzuyla nasreddin olarak buhranlar geçirdiğini sandığım bu önemli kimsenin büyür büyümez kendini fıkracı, nükteci, azarcı bir kişiliğe çevirmesi psikoloji açısından bir sır olmasa gerektir.
"seni seviyorum nasreddin" diye bir olgu var mı dünyada?
günümüzde çoğu insan tarafından dalga geçilse de arkadaşlar arasında fıkralarını (orjinal halleriyle) anlatıp hala koparız ara sıra. efendim; işte hoca nasreddin fıkraları toplumsal bir eleştiri görevini ifa eder, mesajlar kafaya güm diye çakılır, kıldır yündür geyiğine hiç girmeden söyleyebilirim ki, gerçekten komik fıkralardır. o mesajdan bağımsız mizahı anlayınız efenim, anlayınız, unutmayınız, nasreddin hoca ile dalga geçmeyiniz.
çocukluk eğlencesi olarak algılandığı için küçükken resimli allı güllü fıkra kitapları okutulan şahıstır. ancak çocuklar o yaşlarda nasrettin hoca fıkralarından pek bi bok çakmazlar, zira ne kelimeleri tam anlayabilirler, ne de anlatılmak isteneni. sonra bakıp, "böyle fıkra mı olur?" diye düşünürler, çünkü fıkra karnımızı tuta tuta gülmemiz gereken şeydir. zaman geçer o çocuklar büyür, "nasrettin hoca fıkralarını" kendi çocuklarına okutmaya devam ederler. nasrettin hoca da işte böyle arada kaynar.
pertev naili boratav'ın en eski yazılı kaynakları inceliyerek oluşturduğu "nasreddin hoca" adlı kitaptan en sevdiğim fıkraların birkaçını aynen alıntılıyorum:
----nasreddin hoca meğer günlerden bir gün bir tenha yerde bir kıvama gelüp merkebini yef'allemiş. dahı andan sonra yol üzerinde güneşe karşu zekerini açup koyup yatmış. bir herif hoca yaturken çıka gelmiş. "hey hoca! neylersin?" demiş. "ayıbdur ki zekerini örte ko." demiş. hoca "yöri hey sikdüğüm! yaş ve nemnak siki örtekoyayın da küflensin mi?" demiş, cevab vermiş. kıssa dahı bunda tamam olmuş.
----nasraddin hoca'nun avratı hammama gider. "hoca! ben gelince oğlanı avut." demiş. avrat hammama gidükleyin oğlan ağlar. ittifak bir çanakda yoğurt varmış. kalkup sikini bulaşdurup oğlanun ağzına koyup yedirmiş. oğlan ittifakı rahat olup uyumış. ittifak avrat hammamdan çıka gelür. "aferin, hey koca! aferin hey koca!" demiş. nasraddin hoca ayıtmış: "emcüğin sikdüğüm! ben ana sen gelince dokuz sik yoğurt yedürüp dururın, demiş. eğer sen dahı yesen sen de uyurdun" demiş.
----nasraddin hoca' ya bir gün avratı "ben gelince şu oğlanı avut." demiş gitmiş. bu gidicek oğlan ağlar. görmiş ki olmaz, sikin eline vermiş. bu hinde avratı gelmiş. "bire mağbun olacak! nedür bu?" demiş. hoca da ayıtmış: " ye bire emcüğin sikdüğüm! eline bıçak vereyin, elini mi kessün." demiş.
----bir gün hoca yine kürsiye çıkup va'z ederken aydur: "müslimanlar! tanrı'ya da'im şükr eylenüz, zekerünüzi ardunuzda yaratmamış. yohsa kendü kendünüze nefsünüz belasıyıla livata ederdünüz." demiş.
----bir gün hoca mescidde eşek sikerken üstine bir herif gelmiş. hoca'ya "tu yüzüne!" demiş. hoca ayıtmış:" elümde işüm var; yoksa sana mescide tükürmeği öğredeyidüm." demiş.
----bir gün hocaya "avratun sikişür." demişler. hoca ayıtmış: "zahir sikerüm ya! sikilmeyen avratı neylerüm?" demiş. ayıtmışlar: "hay hoca! sözi anlamazsın. avratunı eller siker." demişler. hoca ayıtmış: "ya ben olup atası, kardaşı değilüm." demiş.
peki bu kitapta fıkraların hepsi böyle mi? tabi ki değil, beşyüz küsur fıkra içinde olsa olsa elli tanesi bu türden fıkralar. konunun farklı olup sadece hocanın karısına "be hey emcüğin sikdüğüm" diye hitab ettiklerini de sayarsak bu sayı yüzelli, bilemedin ikiyüz olur. benimkisi algıda seçicilik. amma, zamanında "infial yaratır" diyerek kitabı basmayan yky, ve yky yerine kitabı basan edebiyatçılar derneğinin 96'da yaptığı ilk baskının tükenmesine rağmen şu an piyasada bulunmayan kitabın tekrar basılmamasının müsebbipleri, belli ki benimle aynı seçicilkte bir algıya sahiplermiş. peki kitap basıldı, infial yarattı mı? amına koyyim, her lafı amına koyyim'le başlatıp amına koyyim'le bitiren milletimiz dahilinde ne infiali yaratıcak amına koyyim be!.. olsa olsa okuyanlar rahatlayıp "oh be amına koyyim, dünya varmış" diyerek bir nebze olsun özgüven sahibi olmuşlardır şu emcüğin sikdüğüm dünyasında...