and it feels right this time, on this crash course, we're in the big time. pay no mind to the distant thunder, duty fills his head with wonder, boy.
says it feels right this time turned around, found the right line. "good day to be alive, sir" "good day to be alive" he says.
then it comes to be that the soothing light at the end of your tunnel was just a frieght train coming your way, yeah. (x2)
don't it feel right like this? all the pieces fall to end wish. "sucker for that quick reward, boy" "sucker for that quick reward" they say.
then it comes to be that the soothing light at the end of your tunnel was just a freight train coming your way, yeah. (x2) it's coming your way. it's coming your way, yeah. here comes!
yeah, then it comes to be that the soothing light at the end of your tunnel was just a frieght train coming your way, yeah.
metallica nın senfoniyle birlikte konserde çaldığı iki yeni şarkının biri diğeri için (bkz: minus human)..mükemmel bir girişe sahiptir..yalnız bu şarkının son bölümünde then it comes to be yeah derken james in sesi fena halde detone oluyo ama belli etmiyolar..yinede güzel ama.
metallica neden metallica anlamayan kafalarin icine girip ruhunu ayartip, kalplerinde barindirdiklari tum hisleri seslendirip sonra yuzlerinde kocaman bir gulumse ve ruhu hissetmenin hazzini birakan sarki.
dinleyince mükemmel bişey olmuşçasına sevinçle taklalar atarak bağırıp çağırırken, birden aslında her şeyin bok yoluna gitmekte olduğunu fark etmiş gibi bi hale sokuyor. hızla koşup yüksekçe bir yerden atlayası geliyor insanın.
"tünelin ucunda görünen ışık üzerine gelen trenin farı olabilir." (bkz: murphy yasaları)
daha once entry girmedigimi gorunce hayret ettigim metallicanin son, ve muhtemelen en son, $aheseri*. oldurur, dovdurur, aglatir hatta. bir ara iki ay kadar sadece bu $arkiyi dinlemi$tim.
durmadan bok atılan adamların aslında ne büyük bir potansiyele sahip olduğunun onlarca göstergesinden sadece biri. bu adamların ise st.anger'la hakkatten bok atılacak duruma gelmeleri üzücü. özellikle geride bu kadar mükemmel eserler bıraktıktan sonra.
insanın senelerce ve yüzlerce defa dinlese dahi her seferinde, girişindeki dramatik yaylı ve nefesli kombinasyonu ile ağlamanın eşiğine gelebildiği, parça boyunca kadersizliğe isyan edip parçanın sona ermesiyle tekrardan tazelenebildiği bir eser.
edit2: uzuunca bir süre zamanın ötesinde kalan bu entry için adam akıllı bir açıklamada bulunma gereği duydum. varlılarından emin olduğum "eaaeea! metalika sevmiyomuş kötükötükötükötükötü... ebelehüb.. çok kötüüü... hebe!" mantalitesiyle oy veren kimselerin en azından oylamadan önce bir şeyler okumasına sebep olmak niyetindeyim.
efendim sakınmadan şunu hemen söyleyeyim: bir zamanlar hastası idiysem de metallica sevmiyorum. bunda çok şaşılacak bir şey olmasa gerek. evet güzel şarkılar yapmıyor değiller. fakat bir yere kadar dinleyebildim, bir yere kadar sevebildim. belki şarkıların anormal derecede birbirine benzemesi, belki yaratıcılığın ölmüş olması, belki her şarkılarını eline ilk kez gitar alan kimselerden en az 100 kere duymuş olmam, belki grup üyelerinin "biz hepinizden üstünüz sefil insanlar" tavrı, belki yedikleri para yetmemiş gibi napster ve bazı diğer p2p programlarının canına okumaları, belki elemanları tanrı gibi gören enteresan dinleyici, belki de anlamsız metallica fanatikliği sebep oldu metallica'dan soğumama. velhasıl-ı kelam, artık metallica duymak ve dinlemek istemiyorum. sanırım kimse de "hayır arkadaş sevmek zorundasın" demeyecektir zaten.
metallica'dan soğumam beraberinde metallica şarkılarından soğumama da sebep oldu doğal olarak. artık her yerde hiç durmadan unforgiven, fade to black, nothing else matter vs. çalmasına dayanamıyorum. evet eski metallica şarkılarının güzel şarkılar olduklarını kabul ediyorum. ama bir dayanma sınırı var. en çok sevdiğiniz yemek bile her gün her öğün önünüze konursa bir süre sonra kusarsınız. neyse efendim... bu nadide şarkılar arasında bir istisna var benim için: no leaf clover. metalci lise zamanlarımızda senfonik bir şarkı olduğundan "olum o ne öyle dandik şarkı" tepkilerine rağmen sebebini anlamasam da bu şerkıya farklı bir hayranlık duyardım. dinledikçe başka diyarlara giderdim, yalnızca d#a#d#ba# kısmı için şarkıyı tekrar tekrar defalarca dinlerdim. sonraları metallica adını bile duymak istemeyecek hale gelmeme sebep olacak kadar gözüme sokulduktan sonra metallica'dan geriye benimle kalan tek bir şey vardı: no leaf clover.
bu şarkı beni kusturmadı, bıktırmadı... diğer metallica şarkılarından farklıydı çünkü. lise sıralarında anlayamadığım bu farkı daha sonra müzikal anlayışım ve ufkum gelişip genişlediğinde anlayacaktım: san francisco symphony.
bu şarkı çok iyi yazılmış olabilir, metallica elemanları performansın dibine vurmuş olabilir, fakat no leaf clover'ı no leaf clover yapan başka bir şeyler var. senfoninin kattığı muhteşem hava ve dahice yazılmış senfonik partisyonlar bu şarkıyı farklı kılıyor. şimdi kimse kalıp "senfoni kısımların aranjesini de metallica tek başına yaptı hoca ehe ehe" demesin, bozuşmayalım. senfoniyle o kadar iyi süslenmiş ki şarkı, sanki klasik bir senfoni eserinin üzerine metallica birşeyler çalmış gibi olmuş. şimdi no leaf clover'ın arkasındaki yaylıları, boşluklarındaki flüt ve obua'yı, soloyu destekleyen nefeslileri çıkarın bakalım geriye ne kalıyor. iyi bir temel melodide yazılmış basit bir metal bestesi. tipik metallica şarkısı. bir de senfoniyle dinleyin... şimdi bir fikir oluşmuştur umarım. senfoniler ve yazarları niye yüz yıllardır unutulmuyor acaba?
bu şarkıyı sıradan olmaktan çıkaran şeyin senfoni olduğunu inkar edebilecek birileri olduğunu sanmıyorum. evet iyi yazılmış, iyi yorumlanmış olduğunu kabul ediyorum ve metallica'nın da hakkını veriyorum. fakat diğer şarkıları da gayet iyi olmasına rağmen kendinden bıktıran bir grubun bu bir tek şarkısını bugün hala seviyor ve dinliyorsam tek nedeni o senfonidir.
ve entrymin temelini tekrarlıyorum. no leaf clover metallica'nın severek dinlediğim yegane şarkısıdır. ve bundaki en büyük etken senfoni olduğu için de gönül rahatlığıyla "senfoniye hürmeten" diyebilirim. isteyen senfoninin katkısını yok saysın, isteyen fanatikliğini kötü butonunun üzerine kussun.
artık zamanın ötesine mi geçer berisine mi bilmiyorum. ama en azından benim içim rahat. oh be!