haşlandıktan sonra bolca tuzlanıp keyifle tüketilen şey...etli nohut'a nohut bırakmadığım için annemin beni kepçe ile kovalamasını göze aldığım lezzet...
neden nohut, evet, neden nohut yemegimiz sehirlarasi otobuslerin mola verdikleri yol kenari lokantalarinda en populer yemektir? siraya girilir. otobuste daha once gozusulen diger yolcular floresan isikli zevksiz bir lokantanin isigi altinda incelenir. sofor ve muavin yakindan suzumlenir. muavin v yaka kazak giymistir ve onun altindaki bogazli kazaginin bogazi kirlidir. nohut, mola verilen lokantalarda pilavin uzerine koydurulur ve masalarda tepeleme ekmek dolu plastik kaplardan alinan bir dilim ekmek de ona katik edilir.
yeşilken ütmesi güzel olan nebat. öyle çalı, sap saman herbir şeysiyle birlikte açık bir alana yığarsınız, sonra da bu yığını yakarsınız. özlü, yoğun bir duman çıkararak yanar bir müddet. nohut taneleri iyice yanmadan ateşi dağıtıp söndürürsünüz. sonra küllerin arasından nohutları seçip kabuklarını soyup soyup yersiniz. zor zenaattir tabi, soğursa bir şeye benzemez, çok sıcakken de soyup yemesi zor olur. yine de müthiş eğlencelidir, hele kalabalıksanız. elleriniz, ağzınız, yüzünüz simsiyah olur. kakara kikiri yaparsınız. öyledir.
ilk sozlukle tanismam sayesinde olmustur.kendisi cok cok buyuk ihtimalle farkinda degildir bunun,nasil olsun...en son evlendigini duymustum, sonra sesi sedasi kesildi...
rüyada görüldüğünde, güçlükle kazanılan para oolarak yorumlanan tahıldır. rüyasında bir yerden nohut aldığını gören parayla ilgili bir söz vererek güç durumda kalır. nohut yemeği yediğini gören para alır.
bir çeşit mantıda bulunan tahıl. çocukken nefret ettiğim şimdilerde ise bayıldığım bir yemektir: nohutlu mantı !
köylerde, düğün yemeklerinin vazgeçilmezidir ayrıca. koca koca kazanlarda pişirir köylü kadınları. pilavla falan iyi gider namussuz. [nimete namussuz demek, ilginç..]
**boktan bir anı, ve düşündürdükleri**
yıllar evel bir emminin oğlunun sünnet düğünü için, gittiğimiz köyde, nohutlu pilava yanaşmadığım için, köylü amcalardan biri; "çekinme ye, pis değildir." demişti. hık mık etmiştim, daha sonraları, onlara, onların yemeğinin pis olabileceğini düşündüğümü düşündürdüğüm için pişman olmuşluğum da vardır. şimdi bile hatırladığıma göre.. sonra da soruyoruz; "ben yaşadığım bu acıları hakedecek ne yaptım?" deyu. böyle ufak ufak şeyler birikip başımıza bela oluyorlardır kimbilir.
belki de dünyada adalet yoktur. tüm bunları ben uydurmuşumdur.
muhacirler koyun paçasıyla pişirirler bunu, işkembe yerine*. paçadan çorba yapılmaz, (muhacirler pek hayvan kesmediği, beslediklerinin sütünden faydalandığı için, kırk yılda bir - muhtemelen de kurbanda- kesilmiş koyunun paçası öyle çorba gibi karın doyurmayan bi yemeğe harcanmaz), yavaş yavaş güveçte nohutla pişirilir; pek leziz olur.