"ben seni nereden hatırlıyorum?" derken bölümden arkadaşım çıkıp, vakt-i zemanında ne raddede tembel bir öğrenci olduğumu bir kez daha hatırlamamı sağlayan kişi. meğer aynı sıralarda oturmuşluğumuz, aynı hocaya tez yazmışlığımız varmış. hepsi bir yana, gördüm ki bu abi adıgüzelkendigüzelgillerden, hoşsohbet bir abi.
benim konusamamazlik halime karsin onun kelimeleri en guzel sekilde yan yana dizisi, bircok zaman unutma halime karsin onun herseyi zamaninda hatirlamasi, benim daginikligim karsisinda onun hayatta usturuplu durusu ve mizan'sal hali bende hep bir mahcubiyet yaratsa da bugun* burdan kendisine en guzelinden bir gulumseme, en melulunden bir bakis atmak istiyorum.. gozum ustunde haberin ola da demek istiyorum, mahcubiyetimi alt edecek bir arsizlikla..
doludur. bir oyuncakçı dükkanının ilk okuyucusu olması omuzlarına pelerin atıp başına taç takma hissi uyandırdı bende, teşekkürü sığdıracak satır bulamadım. her zaman dip not koyasım var.
ne icindedir zamanın ne de büsbütün dışında, hemen her şeye yetişecek kadar istek ve sabır doludur; olaylar karşısında takındığı bilgece tavırdan öte, sakinliğine kendiliğinden yerleşen abasız, postsuz derviş tebessümüyle ısıtır insanın içini... aslında uçsuz bucaksız bir dehlizin göz kırpışıdır varlığı ve bir başka alemden geldiğini gizleyerek paylaşır onu tanıma talihine erişenlerle dostluğunu...
çok ama çok iyi insan kişi, müthiş bir zeka ve mizah anlayışı sahibi, sabırlı yüce varlık... bir gün gelecek ve bütün faniler * kadrinizi ve kıymetinizi anlayacak...
nuri bey, geçen gün güney yarımkürede karşılaştığınız adammış galiba efendiciğim, hıı? hayır evlât, ben tam sinüs eğrisi çizerken, yanımızdan güney yarımküre geçti de, nuri bey onun iki kişi olduğunda ısrar etti; aa deli mi ayol bu nuri bey, efendiciğim; bilemiyorum evlât, hele bir çikolata yiyişini görsen, sanki odun oturtma yiyor be adam; nasıl yani anlamadım efendiciğim; sen zaten enikonu üşüttün evlâdım, senin için cinlere uğramış bile diyorlar, kendine dikkat et, gerçi bir tek ben ağlarım senin içün ama o da yeter a; efendiciğim ya nuri beyin kırmızı kaşkoluna ne demeli; ben diyorum hadımım, sen diyorsun kaç çocuğun var he evlâdım; kaşkol güreşte bir oyunmuş efendiciğim; ah evlât ah, benim yine gitme lâzımlığım gelmiş belli ki; gitmeyin efendiciğim, hani ağlayacaktınız daha benim çün, nuri bey nuri bey, efendim, nuri bey bakın efendiciğim'le birlik size pet şişe aldık; ee?; ee diyor efendiciğim ne diyeyim; elinin körünü de evlâdım; nuri bey nuri bey; efendim; nasılsınız; zamir gibiyim; alman zamiri gibi mi; ekipler zamiri* gibi; yaa; yaa..
sessiz sessiz okurdum yazdıklarını.hatta bir vakit el sıkışmışlığımız da vardı zekiye hanımın vesayeti altında , tabi ben başka bir kimlikle sokaklarda fink atıyordum ya neyse.. burada anlamadığım bu kırılgan temasın kim tarafından hangi f kuvveti ile zuhur ettiğidir.ben nuri bey nasılım diye diye bu değerli yazar , bir iç tahlilin sonucu olarak mı yaşamıştır bu sınırlı cinneti bunu bilemeyeceğim.-olayların gerçek nedenleri her zaman korkutur beni- kendisi son kertede , naçizane benim için bir kültür sanat , bir okuma rehberiydi.gizli gizli mi olur artık ama, buradan çok teşekkürler ediyorum ve geri dönüp tekrar yazmasını diliyorum.
sözlükten atıldı mı, kendi mi yazmamaya karar verdi bilemediğim yazar. entrilerinden epey istifade ediyor idim. kendi gitmeye karar verdiyse entrilerinin neden silindiği (veya sildirdiği) de merak konusudur.
sözlük'ten gider olmuş, bizde de icq'nun çiçeği solduğuna, cepte taşınanından telefon kayıplara karışıp döndüğüne göre buradan bir seda edelim, kubbede yankılanır belki: -komşuuu, sizin kitaplar doğurdu, bizde vakit darlığı bol ama gidişat sütliman, acilen telgraf çekiniz, aman denizleraşırı olmaya?
doktora yeterlilik mi dayanır sana arkadaşım ya:) sırada dergi var; daha çok işler var ... bence bu doktora hayrına istanbul'un üç tepesi bir güzel dolaşılır ya...
uçakların arkasındaki beyaz çizgiyi 'em'en-el bu farikaî âdem için ve bu güzelcin âdem adına; o çizgiyi tekrar tekrar çizerken, hatta konçlu çizmeli tilkinin suretinden silinen adamı tekrar tekrar bulurken bir dakikalık kaygı duruşu bağlanır kuyruğuma, angst nakaratıyla:
".. ah şu yalnızlık kemik gibi ne yanına dönsen batar."
edebî çevrelerin ebedî nurişi. ergin zat-ı muhterem, ismi ile müsemmalardandır, cismi ile değil. verdiği cismanî zararlardan sorumluluk kabul etmez, sapına kadar vita hominis sine literis mors estçi olan. helvacıların temditi, temditseverlerin temciti imiş kendileri. penaltı atamasa da, lafı gedikle buluşturma sanatkârıdır, korkutur. optimus interpres rerum ususu soktuğunu okuduktan sonra hiç mi ıskalamaz bir bünye diye sorası gelmiştir, bu satırların yazarının. susmayı öğrendim ben onun yanında zira gözünde tanıdık bir ifade, aklımda ise bir tekerleme, sunt lacrimae rerum...