bugunku hurriyet pazar'a konuk olarak unune(!) un katan, evet hep gulumseyen sahsiyet.. hakkinda "sosyetik yerlerde degil, bebek kahve'de gazete okurken, beyoglu'nda sinema izlerken* goruluyor" yorumuyla "sonuna kadar okusam mi" duygusu uyandiran roportajda "900'lu hatlari unutmak istiyorum" gibi de bir beyanat veren kisi..
burslu ogrencilerin "burslar yetmiyor" sikayetlerine "ogrenci adam simit yer, simit yerseniz bursunuz yeter" cevabini veren sevimli oldugu icin cok sinirlenemediginiz zengin insan.
bir kusakta essek yükü servet yapanlara has zeki ve rahat tavirlar dünya dertlerinden arinmis, dünya nimetlerinden yeterince peydahlamis olmanin surata yerlestirdigi anlamsiz gülümseme iste sana oguz özerden profili.
çok tatli paralarin kazanildigi bi sektörde homeros olsan ne yazar kardesim.
bi dönem yurtdışında yaşadıktan sonra türkiyeye geri dönüp telekomdan ''bana bi numara tahsis edin siz de kazanın ben de...'' tribinden sonra 900lü hatları açıp daha sonra 900 hatları uzanlar gibi belli başlı patronlara sattıktan sonra eşşek yükü parayı ne yapacağını bilemeyen, las vegasa gidip kumarda kaybetmeyi düşünen fakat daha fazla kazanan ve sonunda bir yığın hadiseden sonra bilgi üniversitesini kuran şahıs...
okul hakkında asla eleştiri kabul etmeyen, eleştirdiğinizde konuyu espriyle geçiştirmeye çalışan ve başka yönlere çeken, buradan da eleştiriyi hiç hazmedemediği sonucuna vardığım bilgi universitesi kurucularından olan şahıs.
bu agabeyimiz istanbul universitesi uluslararasi iliskileri bitirdikten sonra cambridge'de master, london school of economics'de doktora yapmistir. eli opulesi bir insandir.
zeki olduguna suphe olmayan adam. ama dinlemez etmez. her seyi en iyi bilir. cok genc ve cok cabuk basariya ulasmis olmanin bir yan etkisi olsa gerek. "cok zenginim oyleyse her seyi en iyi ben biliyorum" turk zenginlerinde klasik bir hastalik herhalde.
" ”9/6/1963 doğumluyum. ankara maltepe ilkokulu, ted ankara koleji ve beyoğlu atatürk lisesinin ardından 1986 yılında istanbul üniversitesi, iktisat bölümü - uluslararası ilişkiler bölümü'nden mezun oldum. 1989'a kadar yeni asır gazetesi dış haberler editörü ve yayın kurulu üyesi olarak görev yaptım. ardından milli eğitim bakanlığı lisans üstü yurtdışı burs sınavlarını kazanarak ingiltere'ye gittim. 1991 yılında university of cambridge'de 'ingiliz basınının doğu avrupa ve sovyetler birliği'ndeki dönüşümü algılayışı' başlıklı tezimle master of philosophy derecesi aldım. bu tezle, medya-siyaset-kamuoyu arasındaki etkileşimleri anlamaya çalıştım. yine 1991'de ingiliz 'legion telecommunications' grubuyla alo bilgi telekomunikasyon hizmetleri adlı şirketi kurup 1994 yılına kadar genel müdürlüğü'nde bulundum. 1992-1995 yılları arasında; bilgi hastanesi, lcv reklam hizmetleri, alo market, art tv yapım ve açık radyo'nun kuruluş ve/veya yönetimlerinde aktif görev aldım. 1993 yılında atv'nin kuruluş döneminde yayın yönetmenliğini kısa bir süre üstlendim. 1994 yılında bilgi eğitim aş. adlı şirketimizin hayata geçirdiği, istanbul school of international studies (isis) kariyerimde iletişimden eğitime geçişin dönüm noktası oldu. isis'te university of portsmouth ve london school of economics'le ortak eğitim programları düzenledik. aynı yıl bilgi eğitim ve kültür vakfı'nı kurarak istanbul bilgi üniversitesi'nin temellerini attık. vakfın kurucular kurulu başkanlığını üstlendim. 1996 yılında istanbul bilgi üniversitesi kuruldu. 1996'dan bu yana üniversite'nin mütevelli heyeti başkanlığı'nı ve icra kurulu başkanlığını yürütüyorum. yönetici olarak en büyük hayalim üniversitemizin gıpta edilen bir 'sinerji' yaratmasına ve toplumda yenilikçi, üretken, dayanışmacı ve etik değerlerin öncüsü olmasına katkıda bulunmak.”"
"sabah o dönemde türkiye'den londra'ya temsilci atayacak lükse sahip değildi, akıllara oğuz geldi; hazır orada, işte birkaç saatini ayırıp ingiliz basınından özet çeviriler gönderiversin, buradan gidecek ekabirin de otel rezervasyonlarıyla ilgileniversin... oğuz da memnundu, ne de olsa türkiye'nin ikinci büyük gazetesinin londra temsilcisi oluyordu. az buz imkan mı? o temsilcilik ona ingiltere'nin tüm gazete ve dergilerinin kapılarını açtı. ingiliz medyasının en üst düzey kadrolarıyla tanıştı. doktora konusunun kapsamına giren şirketlerin yöneticileriyle de. o şirketlerden biri de "odiotex" adını taşıyordu. telefon ağıyla bilgi iletişimi yapıyordu. ingiltere'nin yanı sıra 25 ülkede faaliyet gösteriyordu. oğuz şirkete de işe de bayılmıştı. neredeyse ikinci adresi olmuştu. her gün oradaydı. gönüllü danışmanlık yapıyordu. sonunda onlara türkiye'de de iş yapmayı kabul ettirdi. ortak bir şirket kuracaklardı. ve oğuz'un ifadesiyle, "o andan itibaren hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı." bilin bakalım bu anlaşmadan ne doğdu? alo bilgi. yani o ünlü 900'lü hatlar. yine oğuz'un anlatımıyla, "telefonda bilgi vermek." - nasıl bir bilgi yani? - tam bilgi de denemez, enformasyon. daha doğrusu hafif bilgi. bir bölümü gerçekten faydalıydı: hukuk, sağlık gibi alanlarda pratik bilgiler. sonra halkın eğilimleri doğrultusunda yarışmalara, oyunlara ve türk halkının çok ciddiye aldığı konu olan astrolojiye ağırlık verdik. - ya daha sonra? - penthouse dergisi, hafifmeşrep, şey erotik hatlar için ısrarlı tekliflerde bulunmaya başladı. direndim, "başımız derde girecek" dedim ama rakiplerimiz zaten bunu yapıyorlardı ve iş elden gidebilirdi. nihayetinde bir aylık penthouse macerasından sonra alo bilgi kapandı. ama o bir ay, oğuz'un en çok (kimilerine göre eşek yüküyle) para kazandığı dönem olacaktı.
gazino patronu gibi bir kez daha kendi ifadesiyle, oğuz o günlerde "gazino patronu" gibi bir şey olmuştu. ne kadar ünlü sanatçı varsa kadrosundaydı: leman sam'dan ilyas salman'a, kayahan'dan nilüfer'e, coşkun sabah'tan aşkın nur yengi'ye, nilüfer'den metin akpınar-zeki alasya'ya, hülya avşar'dan emrah'a, yonca evcimik'ten yıldız kenter'e kadar. içlerinden alo bilgi'den kazandıklarıyla uçak alanlar bile çıktı. oğuz ise parasını kutsal bir alanda değerlendirdi: eğitim. 1993'te "bilgi eğitim aş" adlı bir şirket kurdu. o şirket de iki ingiliz üniversitesinin desteğiyle "istanbul school of international"ı (isis). uzaktan eğitim vermeyi amaçlayan bir okuldu. öğrenciler üniversite hazırlık ve birinci sınıf derslerini okuyacak, daha sonra eğitimlerini ingiltere'de tamamlayacaklardı. london school of economics'te veya university of portsmouth'ta. basında ona hemen "korsan üniversite" yakıştırması yapıldı. oğuz "iyi de oldu" diyecekti yıllar sonra, "bu sayede yasa değiştirilip vakıf üniversitelerinin yolu açıldı." böylece 1996'da bilgi üniversitesi doğdu. oğuz bugün 4 fakülte, lisans, lisansüstü, önlisans öğretimi verilen 48 bölüm ve programa sahip, iki kampüslü (kuştepe ve dolapdere), 81'i yabancı (33 ülkeden) 9 bin 23 öğrencisi (1.900'ü tam burslu, yani ücretsiz öğrenimin yanı sıra harçlık da alıyorlar) bulunan, 620 öğretim elemanının ders verdiği (aralarında ülkemizin en ünlü bilim insanları da bulunuyor) türkiye'nin en kaliteli üniversitelerinden birinin başında. sahiplerinden biri ve mütevelli heyeti başkanı olarak. ama o hala 20 yıl önce tanıdığım oğuz. fiziği aynı. giyim kuşamı aynı (onu çok seyrek ceket-pantolonlu görebilirsiniz. takım elbiseli-kravatlı ise asla göremezsiniz. hep ayağında kot, üstünde mont var) dünya görüşü, ilkeleri de aynı: "ben işadamı değilim. öğretim üyesi olmak istiyordum. istanbul üniversitesi iktisat fakültesi'ndeki asistanlık sınavını kazanamadım. benim istediğim o görevi elde eden arkadaş şimdi 'iyi ki kazanamamışsın' diyor. belki de öyle. felsefi olarak başarılı veya zengin olmak için yola çıkılmaz. bir şey olmak için değil, var olmak için uğraşmalı. zengin veya başarılı olmak için yola çıkmak, aslında insanın kendisine karşı sahtekarlığından başka bir şey değil." bilgi üniversitesi'ne ben de bayılıyorum. o kadar ki, bu yaşımda yeniden öğrenciliğe heveslenip, orada ingilizce dersleri almaya başladım. kafeteryasına oturup gençlerle sohbet etmek, konferanslarını izlemek, seminerlerine katılmak, kütüphanesinde kitap karıştırmak, olağanüstü, tarifi imkansız bir duygu. ah unutmadan; bilgi üniversitesi ayrıca türkiye'nin en kaliteli yayınevleri arasında.) ve oğuz'u çok ama çok seviyorum. hem bir başka gezegenden gelmiş birinin saflığını hem de küreselleşmenin bu dünyanın acımasız çarkının dişlileri arasında yoğrulmuş çelik sinirleri, aynı kişide bir arada bulmak kolay mı? ve de o çelişkilere rağmen özünü koruyabilen birini? bir cümleyle özetlemek gerekirse, antoine de saint exupery'nin "küçük prens"inin küreselleşme sürecinde dünyaya inmiş ve gezegenine dönmesini sağlayacak uzay aracını yitirmiş versiyonu o... "